MEDİNE MAMEDOÐLU/PİROZ ZIRIÐ/JİNNEWS/ŞIRNAK


Cizre'de 14 Aralık 2015'te ilan edilen "sokağa çıkma yasağının" ardından kuşatılan ilçede yüzlerce genç, kadın, çocuk ve yaşlık katledildi. Katliam ve yıkıma rağmen kenti terk etmeyen halk, soykırım saldırılarına karşı direnmeye devam ediyor.

HDP Şrnak Milletvekilli Aycan İrmez, "Cizre halkı tarihte nasıl boyun eğmediyse bugün de boyun eğmedi, eğmiyor" dedi.

Şırnak Valiliği tarafından Cizre’de 14 Aralık 2015 ile 2 Mart 2016 arasında ilan edilen “sokağa çıkma yasağı”nın üzerinden 2 yıl geçti. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin “Kıyamet benzeri bir tablo” nitelendirilmesi yaptığı yasak boyunca güvenlik güçleri tarafından çok sayıda ağır silah kullanıldı. Yasak boyunca aralarında Yekineyên Parastina Sivîl (YPS) üyelerinin de bulunduğu 300'e yakın kişi şehit düştü, 200’den fazla kişi yaralandı. Resmi verilere göre; 3 bin civarında ev kullanılamaz hale geldi, 10 bin civarında ev ise hasar gördü.

Mahsur kaldıkları bodrum katlarında ambulans beklerken aralarında Cizre Halk Meclis Eşbaşkanları  Mehmet Tunç ve Asya Yüksel, Gazeteci Rohat Aktaş, DBP PM üyeleri, MKM sanatçıları, KJA üyeleri ve öğrencilerin de bulunduğu 130 kişinin öldürülmesi toplumda derin yaraların açılmasına neden oldu. Halen her tartışmada ismi geçen kişiler arasında bulunan Halk Meclisi Eşbaşkanı Tunç’un öldürülmeden önceki “Biz diz çökmedik. Kalan insanların bizimle durur duyması lazım” sözleri ise hafızalara kazındı.  

Tüm girişimlere rağmen öldürülen kişiler için yasak sonrası avukatlar aracılığı ile yapılan suç duyurularından 34’ü ise takipsizlikle sonuçlandı. Onlarca kişinin yakılarak öldürülmelerini “hukuka uygun” kabul eden savcılık, takipsizlik kararını ise katledilenlerin “örgüt üyesi” olduğu iddiasına dayandırdı. 

79 günlük yasak boyunca, izine çıkarılan öğretmenler ve memurlar, gerçekleştirilen olağanüstü asker-polis sevkiyatı, hastane ve öğrenci yurtlarının karargâha çevrilmesi, cenazelerin sokaklarda kalması, sivil insanların keskin nişancı atışları ile katledilmesi, rastgele atılan toplarla yıkılan birçok mahalleye rağmen geride Cizrelilerin zor şartlar altında verdiği mücadelesi tarihe iz bıraktı. İki yıl geçti ama ne kayıplarını ne de yapılanları unutan Cizre halkı, yıkıma ve sürgün politikalarına rağmen evlerini topraklarını terk etmedi. Soykırım saldırılarına, katliama, inkara ve sürgün politikalarına en güçlü cevabı ise Newroz’da verdi. Yasağın ardından geçen 2 yılı değerlendiren HDP Şırnak Milletvekili Aycan İrmez, Cizre’nin imha ve inkara karşı geçmişten aldığı direniş geleneğiyle ayakta durmaya devam ettiğini söyledi. 

 2015'ten beri Cizre ve Şırnak’ta 13 kez yasak ilan edildiğini; Şırnak merkez ve ilçelerinde çok büyük yıkımlar yaşandığını hatırlatan Aycan İrmez, "Şırnak merkezde 6 ay sokağa çıkma yasağının uzun sürmesinin tek bir gerekçesi vardı. O da evleri yıkmak, ili yerle bir etmekti. Yıkım ve talan zihniyeti var. Şırnak'ın yüzde 70'i yerle bir edildi. Silopi ve idil'de de aynı şeyler yapıldı.'Çöktürme Planı' gereği milyonları yerinden etmek istediler ama halk her şeye rağmen boyun eğmedi" dedi.


Nüfus planlaması yapılıyor

Türk hükümetinin, yıktığı kentlerin kültürünü ve hafızasını da yok etmek istediğini kaydeden İrmez, TOKİ eliyle yapılan konutları kamp olarak görmek gerektiğini söyledi. Kürt aile yapısının küçültülmesi, çocuk sayısının en az 2’ye kadar indirilmesinin planlandığını vurgulayan İrmez, "Bu da kırımdır. Üstelik halk borçlandırılıyor, mallarına el konuluyor, mülk edinme hakkı elinden alınıyor" diye konuştu.


İki yıldır bekleyen aileler

Enkazların, yeni konut temellerinin altından onlarca cenaze çıkarıldığını; cenazelerini bulmanın bile aileleri mutlu eder hale geldiğini ifade eden İrmez, şöyle devam etti: "Onlarca aile kan vermesine rağmen cenazelerini halen alamıyor. Aileler iki yıla yakındır bekletiliyor. Cenazeler üzerinden bir politika yürütülüyor. Hükümet oradaki cenazelerin nerede olduğunu biliyordu. En azından binalar yapılmadan önce orada bir arama tarama çalışması yapılmalıydı. Söz konusu Kürtler olunca ne hukuk ne vicdan ne de insani normlar devreye giriyor." 


Cizre, devleti çok iyi tanıyor

Cizre halkının tarihin hiçbir kesitinde boyun eğmediğini anımsatan İrmez, şunları söyledi: "Soykırım politikalarına baş eğmeyen halk, kendi kimliğine sahip çıktı. 1990’larda da devam etti, ancak her aile  onuruna sahip çıktı. Şırnak ve Cizre ilkleri yaratan, tarih yazan bir bölgedir. Onca yıkıma, katliama rağmen 2016 Newroz’u halkın dik duruşunun en büyük örneğidir. Devleti çok iyi tanıyan ve devletin Kürtlere ne yapmak istediğini bilen ve devletin iç yüzünü gören bir halk var burada. Geçmişte nasıl boyun eğmediyse bundan sonra da boyun eğmeyecek."


Tek tesellim, haklı mücadelesi

Cizre yasağının üzerinden geçen 2 yıla rağmen acılar halen tazeliğini koruyor. Eşi Orhan Tunç’un öldürüldüğü bodrumların yakınından her geçtiğinde kahrolduğunu söyleyen Güler Tunç, oğlu Bêkes’in babasını televizyonda görünce koşarak kendilerini çağırdığını aktardı.

Yastan dolayı düğünlerin 2 yıl aradan sonra yapıldığı kentte yaşanan acılar ise canlılığını koruyor. Bodrumlarda eşi Orhan ve kayınbiraderi Mehmet Tunç'u kaybeden Güler Tunç da bu acıyı yaşayanlardan sadece biri. 2 yıl boyunca yaşadığı acının hiç hafiflemediğini ifade eden Tunç, 6 aylık evlilik sürecinde eşi Orhan’ın kendisinde büyük izler bıraktığını söyledi. Tunç, tek teselli noktasını şöyle açıkladı: “Haklı bir mücadele için yaşamını yitirdi ve bu benim acımı hafifletiyor. Ama halen eşim ve arkadaşlarının yokluğuna alışamadım.”  

 

Bêkes yaşamadıklarını bilmiyor   

Eşi şehit düştükten sonra dünyaya getirdiği oğlu Bêkes’in 2 yaşına gireceğini hatırlatan Tunç, Bêkes’in babasını sadece fotoğraflarda gördüğünü kaydetti. “Televizyonda babası ve amcasını gördüğünde koşarak bizi çağırıyor” diyen Tunç, “Henüz babası ve amcasının yaşamını yitirdiğini kendisine söylemedik. Büyüdüğünde mutlaka onları soracaktır” dedi. 

“Bu sokaklar ve caddeler onlarla güzeldi” diyerek duygulanan Tunç, caddelerin ve sokakların kendisine bomboş geldiğini belirtti. Tunç, “Sadece benim oğlum tek bêkes (sahipsiz) kalmadı. Bugün bu sokakların gerçek sahipleri yok. Aslında Cizre de bêkestir” diye konuştu. Her bir sokakta şehitlerin anılarının kaldığına dikkat çeken Tunç, şunları söyledi: "Orhan ile düğünümüz evimizin önündeki geniş caddede yapılmıştı. O en mutlu günümüzde yanımızda olan onlarca arkadaşımız bugün yok. Ne zaman gözüm o caddeyi görürse o gün çekilen halayları hatırlıyorum. O yüzden bizim acımızın hafiflemesi dahi çok zor. Bir ömür yaşayacağız." 


Her geçtiğimde kahroluyorum 

Eşinin katledildiği bodrumların üzerine inşa edilen TOKİ’lere değinen Tunç, oradan geçtiği vakit hissettiklerini şu sözlerle aktardı: “Yasak kalktıktan sonra bodrumların olduğu bölgeye gittim. Birinci bodrum küle dönüşmüştü. Hala insan parçaları oralardaydı. İkinci bodrum enkaza çevrilmişti. Geride bir şey bırakmamışlardı. Orhan'ın olduğu üçüncü bodrumda ona dair bir şeyler aradım. O odalarda onların elbiseleri vardı. Bir ekmek parçası ve biraz makarna kalmıştı. O gün onların ne kadar zor şartlar altında direndiğine bir kez daha şahit oldum. Ne zaman Cudi Mahallesi’nden geçsem içim yanıyor. Bodrumların üzerine TOKİ konutlarının yükselmesi bizi çok üzdü. Yaşananları asla unutmayacağız. Çocuklarımızın kanı üzerine yapılan TOKİ konutları hiç kimseyi mutlu etmiyor. Oradan ne zaman geçsem kahroluyorum. Bu onurlu herkes için geçerli.” 

 

Onların mirasını devraldık 

Yaşanan büyük acılara rağmen halkın toparlandığını kaydeden Tunç, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Cizre ilçe örgütünde yöneticilik yaptığını söyledi. "Orhan ve Mehmet'in mirasını devralmak ve halkımın yanında olabilmek için yöneticilik yapıyorum” sözleri ile bunun nedenini açıklayan Tunç, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ne zaman partiye gitsem hep Mehmet'in öğrettikleri aklıma geliyor. Benim için bir öğretmendi. Gelin olarak geldiğim günden sonra hep çatışmalar yaşandı. O hep halkı ile iç içeydi. Bize çok az zaman kalıyordu. Ama kısa zaman olsa Mehmet bizleri toplayıp dinlerdi. Bize moral verirdi. Mutlaka kazanacağımızı söylerdi. İşte ben de bu zafer yolunda yer almak için onların mirasını devraldım.”



Cizre’de esnafa kamera zorunluluğu

Cizre’de polis, esnafa pikseli yüksek kamera takma zorunluluğu getirdi. 2 ay süre zarfından kamera takmayan esnaf hakkında cezai işlem uygulanacak. 

Şırnak Cizre Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Güvenlik Şube ekipleri, kentte bulunan bütün iş yerlerine kamere takma zorunluluğu getirdi. Son bir haftadır birçok esnafı gezen polis, 2 ay içerisinde iş yerine kamera takılmaması dahilinde Kabahatler Kanunu’nun 32. Maddesi’ne uyulmadığı gerekçesiyle cezai işlem uygulanacağını tebliğ etti.

 Esnafa imzalatılan tebliğ kararı, Şırnak Valiliği’nin Özel Kalem Müdürlüğü tarafından 05.10.2017 tarihli 916 sayılı kararına dayandırıldı. Kararda ayrıca takılacak kameranın kişi yüzleri ve araç plakalarını net bir şekilde görecek piksele sahip olunması şartı bulunuyor.  

Tebliğ edilen kararda şu ifadeler yer aldı: “Elektrik kesintilerine karşı yedek sistem takılmalı, mevsimsel şartlar göz önünde bulundurularak darbe sabotaj ve molotof türü yanıcı ve yakıcı maddeler tarafından gelebilecek darbelere karşı muhafazalı şekilde korunacak şekilde kurulmalıdır. Kurulacak kamera sisteminin tarih ve saati güncel olacak ve istenildiğinde kolayca temin edilebilinecek şekilde bulunacaktır. Kayıtlar özel hayatın gizliliğine riayet edilerek, kayıtlar kolluk kuvvetleri dışında paylaşıma açılmayacaktır." 

Valiliğin istediği kamera sistemine tepki gösteren esnaflar, zaten kentin birçok noktasına kurulan Mobese kameralarıyla 24 saat gözetlendiklerini, söz konusu uygulamayla artık mahremiyetin işyerlerinin içine kadar ortadan kalkacağını kaydetti.