
Türk devlet güçlerinin Cizre’deki saldırılarının 2. gününde evinin bahçesinde 11 kurşunla katledilen 3 çocuk annesi Hediye Şen, yokluk içinde Cizre’nin bir köşesinde kendi küçük cennetinde ailesi ile birlikte yaşıyordu. Cizre’yi gölgeleyen ağaçlarla doldurduğu küçük evinde acımasızca katledilen Hediye’den geriye anılarına sahip çıkacak ailesi kaldı.
Şırnak’ın Cizre ilçesinde 80 gün süren kuşatma ve saldırılarda genç, yaşlı, kadın ve çocuk demeden katliam yapan AKP yönetimindeki Türk devleti, Kürt halkını teslim alamadı. İlk günlerde katledilen sivil Kürtlerden biri de 33 yaşındaki Hediye Şen'di. Cudi Mahallesi’nde eşi ve 3 çocuğu ile birlikte yaşayan Şen, iki göz odalı, çatısı brandadan yapılmış evlerinde 10 yıldır yokluk içinde ama mutlu bir şekilde yaşıyordu. Eşi ile severek evlenen Şen, Cizre’ye tepeden bakan derme çatma evlerinin önünde yetiştirdiği çiçek ve ağaçlar ile birlikte kendisine ve ailesine küçük bir cennet yaratmıştı. Mahallenin terzisi olmasının yanında okuma yazmayı kendi başına çözen Şen, kadınlara Kuran-ı Kerim dersleri de veriyordu. İnancında ve hayatında son derece samimi olan Şen, mahalledeki kadınlar tarafından sevilen biriydi.
Katliamın izleri her yerde
Hediye Şen’in eşi Mahmut Şen, eşinin katledilmesinin ardından çocuklarını kısa bir süreliğine ailesinin yanına gönderirken, kendisi ise taziye ziyaretlerini kabul etmek için beklemeye devam ediyor. Eşinin yetiştirdiği çiçekler ve ağaçlarla ilgilenen Şen, eşinden geriye kalanlara gözü gibi bakmak için çaba sarf ediyor. Hediye’nin kendisi ve ailesi için kurduğu cennette onun hikayesini dinlemek için eşi ile bir araya geliyoruz. Mahmut Şen, hemen eşinin vurularak düştüğü yeri gösteriyor. Vurulduğu yer ailesi için kurduğu cennetin en kuytu yeri. Nerden bilebilirdi ki, elleri ile yarattığı bu cennette kurşunların hedefi olarak kanının akacağını. Cizre’de yaşananlar gibi Şen’in katledilmesinin izleri de halen vurulduğu yerde dururken, aradan 3 ay geçmesine rağmen olay yeri incelemesi yapılmış değil.
Abdest almak için çıktığında
Eşinin evlerinin üstüne konumlandırılan Kobra tipi zırhlı araçla vurulduğu anı anlatmaya başlıyor Mahmut Şen. Kuşatma ve saldırının hemen ikinci gününde evde yemek yediklerini ve eşinin yemeğin ardından akşam namazını kılmak için abdest almaya gittiğini söyleyen Şen, evlerinin bahçesinde bulunan lavaboya yetişmesiyle birlikte silah sesleriyle irkildiğini ve kendisini dışarıya attığını anlattı. Dışarıya çıktığında zifiri bir karanlık olduğunu, eşinin yanına ulaştığında yaralı bir şekilde yerde yattığını gördüğünü belirten Şen, devlet güçlerinin açtığı ateşten korunmaya çalışırken, bir taraftan da ambulans çağırdığını söyledi. 112 Acil Servis’teki yetkilinin, eşini 3 kilometre ötedeki bir alana getirmesini istediğini aktaran Şen, kurşunlar altında hareket edemezken eşini ambulansın söylediği yere ulaştırmasının imkansız olduğunu aktardığını kaydetti. Uzun uğraşlar sonucunda ambulansın gelmesine izin verilse de ambulans geldiğinde artık her şey için çok geçti.
Ölenin Kürt olması yeterliydi
Eşinin 11 kurşunla katledildiğini vurgulayan Şen, zaten iki göz olan evlerini terk etmek istemediklerini belirterek şöyle devam etti: “Ailemle birlikte olduktan sonra çadır da olsa insanın kendi evi sultanın sarayından güzeldir. Eşimin sadece kafa bölgesinde 8 kurşun yarası vardı. Yüzü kurşunlarla delik deşik edilmişti. Rastgele ateş ettiler. Ölenin kim olduğu onlar için önemli değildi. Kürt olması yeterliydi. İnsanları öldürmek için Cizre’de yaşıyor olmak yeterliydi. Biz de katledilen yüzlerce kişi gibi Cizre’de yaşadığımız için bu katliamın hedefi olduk.”
O benim eşim ve yoldaşımdı
Eşinden, “O benim diğer yarımdı. Eşim ve yoldaşımdı. 10 yıllık hayat arkadaşımdı” diye bahseden Şen, ondan geriye kalan dikiş makinesini gösterirken, çocukları ile birlikte eşinin anısına sahip çıkmak için mücadele edeceklerini ekledi.