‘Kürt sorunu’ TC’nin kuruluşundan beri “sorun” olageldi. Kürt inkarı üzerine kurulan cumhuriyet tarihi boyunca inkar ve imha temel alındı. Ne var ki, ağır baskı ve zulüm politikaları yeni isyanların tohumunu atmaktan başka işe yaramadı. Sonuçta devlet kayıtlarına göre 1984’te 29. isyan başladı. PKK önderliğindeki kapsamlı atılım, halkın geniş kesimlerinin desteğini aldı. Askeri güçle bastırılamayacak düzeye yükseldi. O günlerden beri devlet ve PKK arasında diyalog-görüşmeler gündeme geldi. Bu görüşmelerin içeriği hemen hemen tümüyle kamuoyuna ve medyaya yansıdı.
1993 ateşkesinden beri, bazen dolaylı ve gizli de olsa kesintilerle süren bir diyaloglar-görüşmeler dizisi var. Bu diyaloglar halen bir sonuca ulaşmadı. Çünkü devlet cephesinden çözüm arayışına giren kişi ve eğilimler acımasızca tasfiye edildi, savaş dayatıldı.
İlk günden beri barışçı-demokratik çözüm çabalarını doğru buldum ve destekledim. “Bu devletle barış-çözüm olmaz” türü kaba reddiyeci yaklaşımları yanlış ve sorumsuzca buldum. Daha da ötesi Kürt halkının ve gençlerin kanı-canı üzerinden savaş kışkırtıcılığını ahlaksızca buluyorum. Özgürlük hareketi de “barışçı çözümün”, devletin insafa gelmesi ve inayeti olarak değil, halklarımızın mücadelesiyle kazanılabileceğini hep öne çıkardı. Doğru olan da budur.
Sayın Öcalan’ın 2013 Newroz çağrısıyla başlayan çözüm süreci de böyledir. Özgürlük Hareketi, çözümü “Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik Özerklik” olarak formüle etti. Savaşı değil barışçı çözümü, halkların demokratik mücadelesini temel aldı. Bu amaçla ilk günlerden beri asker-sivil devleti yöneten herkesle görüştü. Tercihinin, “Savaşı büyütmekten yana değil, barışçı çözümden yana olduğunu” ilan etmekle kalmadı, pratiğiyle bunu ispat etti. Bu durumda, devrimcilerin halklarımızın lehine olan bu yolu desteklemesi, geliştirmesi gerekmez mi? Sol ve demokratik güçlerin geniş bölümü çözüm çabalarını desteklese de, kendisini sol-sosyalist olarak tanımladığı halde, hala buna karşı çıkan kişi ve örgütler de var. Hatta sadece karşı çıkmakla, eleştirmekle yetinmeyip kantarın topuzunu iyice kaçırıyorlar. Dün “AKP’ye karşı savaşıyor, PKK kemalist, statükocu” diyenler, bugün de PKK’yi AKP ile anlaşıp faşizme destek vermekle suçluyorlar. Bu iddiaların ikisi de birbirinden saçma, ucuz saldırılardır.
Tarihin bir ironisi de çözüm sürecine karşı “Kürt sağı” ile “Türk solu”nun birleşmesidir. Bu birlik kendisini HDP’ye karşı tavırda net olarak ortaya koydu. Kürt sağı “Türk solu”nun kuyruğuna mı takılacağız diyor. “Türk solu” aşağı kalır mı? Kürt hareketine eklemleniyoruz diye feveran ediyor. Şüphesiz, sorumluluk duyan herkes eleştirilerini, görüşlerini dile getirmeli. Ama HDP’yi karalamayı temel hedef alanlar da açığa çıkarılmalıdır. “Kürt sağı” Kürdistan’daki devrime karşı çıkıyor. “Türk solu” neye karşı çıkıyor, ne istiyor?
PKK devrimci hareketin derin etkisiyle oluştu. Daha oluşum aşamasından, ilk ortaya çıktığı ADYÖD-Ankara günlerinden beri Türkiye devrimci hareketiyle birlik olmaya çalıştı. Bütün stratejisi buna dayalıydı. 12 Eylül darbesinden sonra 1982’de kurulan “Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi”nden 1998’de kurulan “Birleşik Devrimci Güçler Platformu”na kadar bütün mücadele birliklerinde PKK vardır. Ama kendisine sol diyenlerin bir çoğu ya hiç yoktur ya da altına imza attığı kararları yerine getirmekten kaçınmıştır. Sorumluluklarını yerine getirmemiştir. Bunun hesabını da vermemiştir. Gün, eski hesapları karıştırıp geçmişe yönelik kısır tartışmalar açmak değildir. Ama bazılarının kadı kızı gibi bir de üste çıkıp gündemdeki çözüm sürecine karşı çıkması durumunda geçmişlerini hatırlatmak zorunlu oluyor.
1991’den beri tüm demokratların ve devrimcilerin açık siyaset zeminlerinde buluşması gündeme gelmiştir. HEP bunun ilk adımı olabilirdi. Ama ne HEP’e, ne de HEP’i takip eden legal partilere sol gelmedi. Eskiden tek parti diye tutturanlar, bu devirde ise illaki ayrı parti diye tutturdular. Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Türkiye halk güçlerinin HDK’de birleşmesi, HDP’nin kurulmasıyla yeni bir devir açıldı. HDK ve HDP içinde yer almayan çevrelerin eleştirileri de sürüyor. Ancak eleştiriler ucuz ve gerçekdışı ithamlar ötesinde, yapıcı ve ilerletici olursa bir değer kazanır. Eleştirenlerin çözüm önerisi de getirmeleri gerekir. Bütün ezilenlerin eşitliğini, özgürlüğünü ve barışçı çözümü savunan en güçlü parti HDP’dir. HDP’ye saldırmak halklarımızı statükoya, AKP-CHP-MHP cenderesine muhtaç ve savaşa mahkum etmek demektir. Statükocuların bunu yapması doğaldır ama sol adına yapılması kabul edilemez. Halklarımızın mücadelesi mutlaka kazanacaktır. Ama “sol” adına statükoculuk yapanları gördükçe Orhan Veli’yi bir daha anmak kaçınılmaz oluyor:
“Sarhoş oldum da
Seni hatırladım yine;
Sol elim,
Acemi elim,
Zavallı elim!”
‘Kürt sağı-Türk solu’