
Dortmund Film Akademisi’nde okuyan Shiar Abdi’nin bitirme tezi için bir proje hazırlaması gerekli olur. Arkadaşı aynı zamanda tiyatro oyuncusu Selamo (Abdülselam Kılgı), sohbetleri sırasında yazdığı bir şiiri okur. Şiir, Selamo’nun çocukluğundan hatırladığı Nisêbînli Xelîlo’nun öyküsünü anlatır. Ardından bu hikayeyi film yapmaya karar verirler. Yönetmen koltuğunda Shiar Abdi vardır. Selamo ise hem senaryosunu yazar, hem de çocukluğunun kahramanı Xelîlo’yu oynar. Özellikle maddi imkansızlıklardan dolayı uzun ve zorlu bir çekim süreci geçirirler. Ancak zorluklar meyvesini verir ve film 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde 4 ödüle layık görülür. Yapımcılığını da Selamo’nun üstlendiği filmde, Nisêbîn’de 12 Eylül 1980 darbesi öncesi ve sonrasını kapsayan bir kesit anlatılıyor.
Yönetmen Shiar Abdi ile şu günlerde Almanya sinemalarında gösterilen filmi Meş’i ve Kürt sinemasının durumunu konuştuk.
Sizi ‘Meş’ filmi ile tanıdık. Filmin ortaya çıkış öyküsünü sizden dinleyelim...
Meş’in özel bir öyküsü var. Selamo ile önceden tanışıyoruz. İki kısa filmi birlikte yaptık. Benim diploma projesi hazırlamam gerekiyordu. Bir gün Selamo ile sohbet ediyorduk. Konuşma arasında yazdığı bir şiirden bahsetti. Okuduğunda çok etkilendim. „...gava Xelîlo dimesîya erd dihejîya/û Xelîlo dimesiya dimesiya lê li sûna xwe vedigeriya/li gorî hinka Xelîlo mit bû/li gorî hinka xelîlo dîn bû/lê ez Xelîlo nas dikim Xelîlo tenê Xelîlo bû...“ şeklinde sürüyor.
1980 darbesi döneminde bir ‘deli’ ile çocuğun hikayesini, arkadaşlığını anlatıyordu. Bununla birlikte o dönemden bir kesiti sunuyordu, işkence vardı, zorluklar... Sonra şiirin öyküsünü anlattı. Gerçek bir öyküydü. Selamo’nun yaşamından bir parçaydı. Nusaybin’de geçmişti. Ardından film yapmaya karar verdik, bunun üzerine çok tartıştık. Ayrıca benim üniversiteyi bitirme projem olacaktı. Sonuçta bir senaryo çıktı ve ‘Meş’ oldu. Bir delinin ülke arayışı, Xelîlo’nun yürüyüşü, herkesi ilgilendiren bir öykü.
Sanırım filmin çekim aşaması çok zorlu geçti...
Evet, oldukça zorlu geçti. Bizler için büyük bir başarıydı. Çünkü uzun metrajlı bir filmi küçük, şahsi imkanlarla yaptık. Bunu sinemada çalışan insanlara söylediğimizde çok şaşırıyorlar. Avrupa kurumlarından yardım istediğimizde ‘Bu bir Kürt öyküsü, Kürt kurumlarından yardım isteyin’ dediler. Ama film yapımında ekonomik zorluklar var, insan bunu kabul ederek başlamalı çalışmaya.
‘Meş’ tüm zorluklara rağmen önemli başarılar elde etti...
Evet, maddi anlamda ayrı bir şey ama manevi anlamda büyük bir başarıydı. Bununla onur duyuyoruz. Her şeyiyle Kürtçe olan bir film, Antalya’da dört ödül aldı. Türkiye ve Ortadoğu’da bir ses verdi. Meş, şunu ortaya koydu, Kürtçe filmler de ödül alabilir.
Peki filme halkın ilgisi nasıldı?
Sinema seyircisini iki bölüm olarak ele alıyorum. Birinci bölüm, gerçekten yapılan işten anlayan, verilen emeği gören, eleştiren, kritiğini yapan kesim. Diğer bölüm de sadece film olarak bakar, diğer yönlerine bakmaz.
Filmi izleyenler beğendi, kendini içinde buldu. Türkiye ve Kürdistan’da vizyona girdi; istediğimiz gibi geçmese de iyiydi. O dönemde yoğun bir siyasal süreç, eylemler vardı. Bu da etkili oldu.
Film, Güney Kore Film Festivali’nde yarışma bölümüne girdi. Yine Avrupa’da yapılan Kürt film festivallerinde gösterildi. Kopenhag’da festivalde gösterildi. İspanya’da en büyük müzik festivalinde gösterildi. Film Kore’de gösterildiğinde salon doluydu, ilgi yoğundu. Orada Kürtlerin tarihini sordular.
Biraz da Kürt sinemasını konuşalım. Bu sinemanın içinde biri olarak Kürt sinemasından bahsedebilir misiniz?
Nasıl desem, Kürt sineması var mı yok mu? Varlık ile yokluk arasında. Sinema sadece bir şey değildir; ekiptir, kurumdur, ekonomidir, aynı anda birçok şeydir.
Kimi kendi bireysel öyküsünü yazıyor, şahsi imkanlarıyla sinemaya aktarıyor. Kürt sineması ile ilgilenenler olarak günü gününe yaşıyoruz. Çok büyük zorluklar var. Mesela Almanya’da yönetmenim dediğimde milyoner olduğumu sanıyorlar. Oysa bazen cebimde benzin parası bile olmuyor.
Kürtlerin öyküleri var, yılda bir kaç film çekiliyor, bazı konulara dikkat çekiyor. Ancak Kürt sineması hala çok dar bir kulvarda. Filmler var, Kürt sineması tümden yok da diyemeyiz. Elbette yoğun bir çaba var. Ama bir kuytuluktadır, çok ilgi çekmiyor. Örgütlülük, fikir ve ekonomik anlamda yetersizlikler var. Sinemada örgütlülük çok önemli. Bir sinema projesini erken zamanda çekip bitirmek zorundasın. Ama bunun için güçlü bir ekip ve destekleyen kurumlar lazım.
Yine Kürt sinemasının gelişimi için insan yetiştirmek lazım. Sadece yönetmen, oyuncu değil, kameraman, senaryo, ışık vb. her bölümü için profesyonel insan yetiştirmek lazım.
Tüm zorluklarına rağmen Kürt sinemasının gelişeceğine dair umudum ve inancım var.
Bu etkenleri de göz önünde bulundurursak, Kürt sinemasının gelişimi için neler yapılmalı?
Dediğim gibi ilk önce örgütlülüğü geliştirmek lazım. Dört parçada bunu yapmak lazım. Ayrıca işe disiplinle sarılmak lazım. Birçok filmin hazırlığında çalıştım, bu işin prensiplerine bağlı çalışmazsan daha da zorlaştırırsın.
Diğer bir zorluk da ekonomik desteğin Kürt filmleri için çok yetersiz oluşu. Mesela Meş filmine gelen eleştiriler ekonomik imkansızlıklardan kaynaklıydı. Yani savunmamız hep ekonomi oluyor. Ama öyle filmler yapmalıyız ki, eleştiriler filmin felsefesine, sinematiğine ilişkin yapılsın. Zira sadece kendimiz için değil dünyaya kendimizi anlatmamamız için bu gerekli. Yaşadığın sorunlar, öykülerin varsa bunları sinema yoluyla dünyaya anlatabilirsin. Kürdistan’da yaşananlar başka bir ülkede olsaydı daha fazla ilgi çekerdi. Güçlü hikayeler var, kadın hikayeleri var. Tüm bunlar yaşandığı yerde kalırsa çözüm de gelişmez. Bir şarkı ya da tiyatro -çok ilgi çekici değilse- yoluyla ulaşman çok zor. Ama film yoluyla bunu yapabilirsin. Evinde oturarak, öykünü her yere ulaştırabilirsin.
Mesela Güney Kore’de hala ‘Yol’ filminden bahsediliyor. Alman basını Meş’ten bahsederken ‘Yol’ filmi ile karşılaştırmalı ele aldı. Demek iyi şeyler yaparsan, her zaman her yerde hatırlanır, unutulmaz.
Güneybatı Kürdistan’lısınız. Orada sinema alanında ne gibi gelişmeler var?
Orada da tüm Kürdistan’da olduğu gibi bir çaba var. Ama çok dar ve kişisel kalıyor. Onları destekleyen kurumlar da yok. Çok özgün yapıtlar ortaya çıkmadı. Ama sinema kolay değil. Bir film yapabilmeniz için birçok şeyin biraraya gelmesi gerekiyor. Ama tüm Kürdistan’da olduğu gibi orada da öykülerimizi anlatmaya ihtiyacımız var.
Son olarak geleceğe yönelik projelerinizden bahsedelim...
Açık söylemem gerekirse, ekonomik anlamda korktum. Meş filminde zorlandık. Bir proje yaparsam, ileri bir adım olmalı diyorum. Meş’ten daha ileri olmalı, özgünlüğü olmalı. Aklımda birçok proje var. Realist bir insanım. Ama sinemada fantazi önemli. Seyirciye ulaşmak için fantazin olmalı.
Kürtlerin kahramanlıklarına dair projeler var kafamda. Mesela ABD’nin Vietnam’daki savaşa ilişkin filmleri var. Burada öyle bir kahramanlık yaratıyor ki, savaşı kazanmış gibi gösteriyor. Tüm halklarda böyle şeyler var. Belki yüzde sekseni yaşanmamıştır. Ama böylece bir halkın kahramanlık öykülerini yaratıyorlar. Kürtler de Zap direnişi gibi yaşanmış birçok kahramanlık öyküsü var. Bunları sinemaya aktarmak gerekiyor. Tabii Güneybatı Kürtleri üzerine de yapmak istediğim projeler var.
Halkın öykülerini anlatmak istiyor
Shiar Abdi, Güneybatı Kürdistan’ın Kobani kentinde doğdu. Yirmi yaşında Hollanda’ya geldi. Çocukluğundan itibaren sinemaya ilgisi olduğunu belirten Abdi, Hollanda’da 4 yıl sonra oturum hakkı aldıktan sonra Hollanda Film Akademisi’nde okumak istedi. Ancak iki yıl sonra kabul edilmesine rağmen ekonomik imkansızlıklardan dolayı yarım bıraktı. Bu sırada Hollanda’da kamplarda kalan ilticacı gençleri anlattığı iki kısa metrajlı filme imza attı. Ardından Almanya’nın Dortmund kentindeki Sinema Akademisi’nde 4 yıl okudu. „Çocukluğumun ve halkımın öykülerini sinemaya aktarmak istiyorum“ diyen Abdi’nin etkilendiği yönetmen Yılmaz Güney. İki yıl da animasyon okuyan Abdi, bu konuyla da ilgili olduğunu ifade ediyor. Abdi’nin sinematografisinde toplam 4 kısa metrajlı film ile 2010’da çektiği ilk uzun metrajlı filmi ‘Meş’ var.
DENİZ BİLGİN