Kürt sinemasını inceleyen Economist dergisi, en heyecan verici ve farklı işlere imza atan Kürt sanatçıların diasporadan çıktığını yazdı. Radyo Kobanê, 14 Temmuz, Zer, Ölmeden Önce Bir Hayal filmlerini başarılı bulan dergi, Kürt sinemasının olgulaştığına dikkat çekiyor. Economist dergisinde çıkan yazıyı Serap Şen çevirdi.
Norveçli bir Kürt yönetmen olan Zaradasht Ahmed, savaş belgeselini çekmeye başladığında, önünde onu bekleyen beş yıldan uzun süreye yayılacak karmaşık bir süreç vardı. Güney Kürdistan'da aile geçindirmeye çalışan bir erkek hemşirenin sürükleyici hikayesi olan “Nowhere to Hide” (Saklanacak Yer Yok), Ahmed ile hemşirenin kendisi, Nuri Şerif, tarafından birlikte çekildi. Jalawla’nın girilmez bölgesinde yaşayan Şerif, kuruluşların ve gazetecilerin erişemediğini insanlara ve yerlere erişebiliyordu. Ahmed ona nasıl çekim yapılacağını öğretti ve belgesel böylece yepyeni bir boyut kazandı.
DAİŞ'ten sonra Kürtler
Kürtlerin DAİŞ'i yenilgiye uğratılmasındaki katkıları, dünyanın gözlerini Türkiye, Suriye, Irak ve İran’a yayılmış olan ve kültürel yaratıcılıkları konusunda çok az şey bilinen bu 40 milyonluk nüfusa çevirdi. Onlarca yıldır, siyaset onların film çekmesini neredeyse imkansızlaştırmış: Kürt dilinin kimi yerlerde yasaklanması, yoksulluğun yaygınlığı ve 1990’lar boyunca süren savaş.
Temelleri Yılmaz Güney attı
Kürt film yapımcıları, küçük ama namlı bir mirasa sahipler. Yılmaz Güney 1980’lerde temelleri attı; 1982’de Palme d’Or’da ödül alan Yol, Kürtlerin Türkiye'deki zorluğunu tasvir eden şiirsel gerçekçi bir fildi. Kendine has bir bakış açısına sahip
İranlı yönetmen Abbas Kiarostami’ye yardımcılık yapmış olan Bahman Ghobadi, ilk Kürtçe filmi Sarhoş Atlar Zamanı’nı (2000) çekmek için para biriktirmiş.
Jano Rosebiani, “Chaplin of the Mountains” (Dağların Chaplin’i, 2013) filmini fonlamak için Irak Kültür Bakanlığı’na prodüksiyon ekipmanları sattı. Bunlar her günkü mücadelelerle süren bir olgunlaşmanın hikayeleri.
14 Temmuz duygu yüklü bir anlatım
Bölgenin film yapımcıları artık hem geçmişin hem de bugünün çatışmalarını ele alıyorlar. Haşim Aydemir’in yönettiği “14 July” (14 Temmuz), 1980’de Kürt tutsakların gerçekleştirdiği açlık grevinin coşkulu ancak duygu yüklü bir anlatımı.
Apo Bazidi’nin “Resistance is Life” (Yaşamak Direnmektir, 2017) belgeseli, Türkiye-Suriye sınırındaki bir mülteci kampında geçiyor, DAİŞ'e karşı savaşan Kürt kadın savaşçıları idolleştiren 8 yaşında bir kız çocuğunu anlatıyor. Bu filmler muğlak karakterleri şehitler olarak tasvir etme eğiliminde ve karmaşık olayların nüanslarını ortadan kaldırıyor.
Diasporadaki Kürt sanatçılar
Dolayısıyla, en heyecan verici ve farklı işlere imza atanlar küresel diasporadaki Kürt sanatçılar oluyor. Artık çoğu çifte vatandaşlığa sahip olan bu sanatçılar, sinema eğitimine, fiyatı uygun dijital ekipmana ve uluslararası bağlantılara ulaşma şansı olmuş.
Avrupa’daki kültür enstitülerinin yanı sıra Almanya, Türkiye ve Hollanda’daki prodüksiyon şirketlerinden gelen fonun kendi anayurtlarındaki çalkantılı koşullardan etkilenmediği açık. Beşinci Duhok Uluslararası Film Festivali (DIFF)—“Kürt film prodüksiyonu ile dünya genelindeki film yapımcılığı arasında bir köprü”—Goethe Enstitüsü ve Barış için Sinema tarafından destekleniyor.
Radyo Kobanê'de bolca kalp var
İzledikten sonra aklınızdan çıkarmanızın zor olduğu “A Dream Before Dying” (Ölmeden Önce Bir Hayal, 2017) filminde ne kahramanlar ne de kolay çözümler var. DAİŞ karşıtı koalisyona çalışan bir bomba imha uzmanını anlatıyor ve savaşın psikolojik bedelinin canlı bir portresini veriyor.
Kürt-Hollandalı yapımı “Radyo Kobane”de (2017) hiç bayrak sallama yok ama bolca kalp var: Harabeye dönmüş Suriye kasabasında bir radyo istasyonu kuran ve orda yaşayanların sesi olan genç bir Kürt kadının basit kahramanlığına ışık tutuyor.
Geriye dönüş hikayeleri
Bu diaspora çalışmalarının çoğu aslında bir geri dönüş arayışı ve aidiyet sorununu ele alıyorlar. İsveçli bir Kürt olan Rojda Sekersöz’ün yönettiği “Beyond Dreams” (Hayallerin Ötesinde, 2017), DIFF’teki gösteriminde büyük övgü aldı. Hapisten çıktıktan sonra Stockholm’de hayatını tekrar yoluna koymaya uğraşan genç bir Kürt kadın olan Mirja’nın hikayesini anlatıyor.
“Zer”de (2017) bir adam New York’tan Kürt anayurduna büyükannesinin hikayesinin izini sürmeye gidiyor; benzer bir kendini keşfetme öyküsü; bütün umutların bağlandığı ama yine de çok az şeyi halleden şey yurt gibi görünüyor.
[gallery ids="107100,107099,107097,107096"] KÜLTÜR SERVİSİ