Çarşamba günü yani 31 Ağustos’ta Kürt siyasi hareketinin bütün parti ve örgütlerinin katılımı ile bir açıklama yapıldı. DTK, HDK, HDP, KJA ve DBP’nin katılımı ile gerçekleşen açıklamada DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle deklarasyonu okudu.

Deklarasyonda; “15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 46 gün geçmiş olmasına, bu süreçte darbecilerin İmralı Adası’na dönük fiili bir girişiminin olduğunun kesinleşmesine rağmen Sayın Öcalan’ın sağlık ve güvenlik durumuna dair bir tek objektif bilgi edinebilmiş değiliz” denilerek İmralı adasına dönük somut bir girişimden bahsedildi, ancak ne olduğunu tam açıklanmadı. Deklarasyonda devamla; “Sayın Öcalan’ın devre dışı bırakıldığı barış arayışlarının nafile bir çaba olduğu geçmiş deneyimlerden anlaşılmıştır. Şimdi Sayın Öcalan’ın siyaseten devre dışı bırakılması niyetini de aşan çok daha ciddi ve tehlikeli bir tutumla karşı karşıyayız” denilerek, 5 Eylül’de 50 siyasetçinin, süresiz dönüşümsüz açlık grevine başlayacağı bildirildi. Açlık grevinin tek talebinin, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile hukuk kuralları çerçevesinde görüşme yapılması olarak açıklandı.  

Ertesi gün yani 1 Eylül’de HDP Wan Milletvekili Nadir Yıldırım, IMC Tv’de Ayşegül Doğan’ın Gündem Müzakere programında duyumlar düzeyinde bilgiler paylaştı. Yıldırım, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Öcalan’la ilgili hiçbir resmi bilgi alamadıklarını, buna karşın ‘söylenti düzeyinde ciddi duyumlar’ aldıklarını aktardı. Nadir Yıldırım, “15 Temmuz gecesi İmralı Adası’na fiili bir saldırı var. Helikopterlerle daha değişik silahlarla, ciddi bir fiili çatışma durumunun yaşandığını biz biliyoruz. Bunun sonucunu ve Öcalan’a yansıma durumunu bilmiyoruz. Biz şu anda Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nde olup olmadığını, hatta hayatta olup olmadığını bilmiyoruz” dedi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası Kürt hareketi; Öcalan’ın hayati tehlikesine ilişkin bütün kurum kuruluşları, örgütleri ve partileri düzeyinde açıklamalar da bulunmuş, tehlikeye dikkat çekerek AKP Hükümetinden İmralı ile görüşme talep etmişlerdi. Meclis oturumlarında soru önergesi vererek cevap istemiş, avukatlar görüşme taleplerini sürekli yinelemişlerdi. Bu ısrar daha çok darbe girişiminin kaotik ortamında olası saldırılara dönüktü ve somut bir bilgiyi içermiyor.

Ancak HDP milletvekili Nadir Yıldırım İMC’deki konuşması işin vahametini ortaya koyuyor. Söylenti düzeyinde de olsa bir çatışma olduğunu belirti. Ancak tersi bir açıklama da yapılmadı. 

Daha önce de İmralı’ya ilişkin bilgiler ortaya çıkmış, 15 Temmuz sonrası İmralı’da görevli 3 asker Cemaat’e dönük temizlik operasyonları kapsamında tutuklanmıştı. Havuz medyası ise bir buçuk aydır İmralı’ya dönük Cemaatin planlarını servis ediyor. 

Kürtler ise bir buçuk aydır Öcalan’dan haber almak için eylemde. Avrupa başta olmak üzere Kürdistan’ın bütün parçalarında eylemler devam ediyor. AKP Hükümeti ise susmakta kararlı gözüküyor. 

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık Sterk tv’deki Rojava Sterk programda tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekti. Belli ki önümüzde ki dönem zaten gergin olan hava daha da gerilecek.  

Tüm bunlar göz önüne alındığında cevap bekleyen sorular da artıyor.

* 15 Temmuz akşamı İmralı’da tam olarak ne oldu?

* İmralı’da yaşandığı söylenen çatışma nedir? 

* Bu saldırıdan Öcalan’ı ve diğer mahkumları nasıl etkiledi?

* Hükümet soruları cevaplamaktan ısrarla kaçınarak ne yapmak istiyor?

Şimdiye kadar Kürt siyasi hareketi gerek Öcalan’ın tecridine dönük, gerekse de değişik gündemlerle eylemler, etkinlikler düzenledi. Fakat ilk kez süresiz dönüşümsüz açlık grevi kararı aldılar. 50 Kürt siyasetçisinin başlatacağı eylemin nasıl sonuç doğuracağını tahmin etmek zor değil. AKP’nin de İmralı konusunda ki hassasiyeti bildiği kesin. Üstelik bu hassasiyetin ne tür sonuçlar doğuracağının da farkında. O hal de kaos ortamını derinleştirmek mi istiyor? Şimdiye kadar bütün kaos ortamlarını lehine çevirdiği düşüncesiyle mi hareket ediyor acaba? Ancak bu yöntem her seferinde aynı sonucu doğurur mu? Bu kez kendi ayağına balta vurma ihtimali yok mu? Eğer Kürtlerin refleksleri doğru okunuyorsa AKP’nin hızla adım atması lazım. Aksi halde barışa ve çözüme dair kalan kırıntıları yok ederek, ortak yaşamın kapısını kendi elleri ile kapatmış olacak.