
Türkiye’nin yakın siyasi tarihine alternatif bakışı ve sistem karşıtı siyasi önermeleri ile dikkatleri çeken Fikret Başkaya, 15 Temmuz darbe girişimin Türkiye siyasi tarihiyle ilişkisi, karşı darbe sürecine giren siyasi iktidarın durumu ve demokrasi güçlerinin üzerine düşen görevlere dair DİHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
1923-1946 yılları arasında yaşanan CHP’li tek parti dönemlerine işaret eden Başkaya, “İki nedenle 46’ya kadar ülkeyi taşıyan yapının devamı mümkün görünmedi. Birincisi, hegemonyanın Avrupa’dan Atlantik ötesine geçmesi ve Türkiye’nin bu duruma ilişkin yeni bir tavır alması gerekiyordu. İkincisi de 1923’e kadar toplum çok ciddi bedeller ödemişti ve yoksuldu. Ezilmiş bir halk vardı. Tam patlamaya yakınken ‘çok partili rejime geçiyoruz, demokrasi geliyor’ tercihini seçmek zorunda kaldılar” dedi.
‘Her zaman ikili yapı vardı’
46’dan sonra da Türkiye’nin çok partili rejime geçmediğini vurgulayan Başkaya, şöyle devam etti: “Sadece devlete bağlı birden çok partinin olduğu bir rejime geçildi. CHP’nin bölünmesiyle yeni bir parti çıktı ve iktidar oldu. Toplum da buraya yöneldi. Üçüncü dönemin sonuna doğru ordu 27 Mayıs’ta müdahale etti. Çünkü 46’dan sonra ikili bir yapı oluştu. ‘Asıl devlet partisi’ 50’den sonra kulise çekilmişti. 60’dan sonra kulisten indi ve sahneye çıktı. DP, kendilerinin tanıdığı sınırların ötesine geçmişti ve rayına oturttular. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini gördük. 28 Şubat süreci yaşandı. 27 Nisan e-muhtırası verildi. Türkiye’de her zaman ikili bir yapı vardı.”
‘Ordunun burnu ikinci defa sürtüldü’
Başkaya, AKP’nin iktidara geldiği günlerde “darbeler dönemi kapanmıştır” şeklinde sözlerinin hiçbir zaman gerçekliği yansıtmadığını hatırlattı. AKP’nin iktidara geldiği dönem TSK’de NATO’ya mesafeli duran bir ekibin var olduğunu belirten Başkaya, “Bu ekip NATO dışında bir alternatif arıyordu. Ancak Ergenekon ve Balyoz gibi davaların içinde tasfiye edilmek istendi. Orada orduya bir darbe vurdular. 15 Temmuz ile birlikte TSK’ye yeni bir darbe daha vuruldu. Başarısız bir darbe girişimi ile ordunun burnu ikinci defa sürtüldü” değerlendirmesinde bulundu.
‘Rejim meşruluğunu yitirdi’
Başkaya, artık hem orduda hem de bürokraside kaotik bir durumun ortaya çıktığına işaret ederek, “Bir yönetememe durumu var. Artık rejim meşruluğunu yitiriyor. Komprador bir rejim var. Yani dışarıdan uyarılan ve dışarının belirlediği bir rejim. Ekonomi de aynı şekilde dışarıya bağlı çürük bir temeli var. Şimdilik durumu konut, köprü, yol ile kurtarmaya çalışıyorlar. Ancak ne siyasi ne de ekonomik bir sürdürülebilirlik yok” diye konuştu.
‘Daha çok bataklığa girecekler’
Başkaya, aynı zamanda Türkiye’deki İttihatçı geleneğin de 80 yıllını aşan gücünü yitirmeye başladığını söyledi. Bugün ‘ılımlı İslam’ın lideri olma iddiası olan AKP hükümetinin beslendiği yerin de 1969 yılında yaşanan “Kanlı Pazar” ve benzeri süreçlerin olduğuna işaret eden Başkaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “İttihatçı gelenek 90 yıldır hala çözülemeyen Kürt sorunun ardından 60’ların sonunda ikinci bir sorun ile karşılaştı. Sol ilk defa Türkiye’de bir aktör olarak sahneye çıktı. Bu hem mülk sahiplerini de hem ABD’yi telaşlandırdı. Bunun önünü kesmek istediler. Ve bir Vahhabi akımı desteklediler. Şimdi iktidarın kökenleri işte buradan geliyor. Son dönemde de Büyük Ortadoğu Projesi yaratmak istediler. AKP’nin zaten iktidara gelmesi bununla ilgiliydi. ABD ve NATO’cu kamptan bağımsız değildi. Ancak ‘ılımlı İslam’ın bir toplum projesi yok, olması da mümkün değil. Son olarak Mısır’da Müslüman Kardeşler’in sadece bir yıl iktidarda kalması ‘bu iş olmuyor’ noktasına getirdi. Türkiye’ye olan tavır da burada değişti. Tabi AKP ve liderinin Fas’tan Endonezya’ya kadar hayal edilen Sünni İslam devletlerinin lideri olma isteği ve politikaları da tavır değişikliğinde etkendi. Suriye’ye onun için bu kadar yüklendiler. Ancak sorun AKP ve liderinin yerine alternatif oluşturulamamasıdır. Öyle ki Batı bir yandan desteğini çekmiş görünüyor bir yandan da zaaflarını sürdürüyor. Böyle bir belirsizlik hali bulunuyor.”
İktidar rest çekemez
İleriki süreçte siyasi iktidarın ne ABD’ye ne de NATO’ya rest çekme durumunun bulunduğunu söyleyen Başkaya, “Tabi imkânsız değil. Ancak Türkiye’deki sermayenin çoğu dışa bağımlı. Batı ile olan ilişkideki belirsizlik daha büyük sorunlara neden olacak bir krize doğru evirilecek. Bundan sonra attıkları her adım da daha çok bataklığa girecekler. Böyle bir tablo aslında muhalefet için potansiyel bir imkândır. Tabi örgütlü bir muhalefet projesi ve programı varsa. Görülüyor ki buna da sahip değiliz. Bu da kaosun sürmesini sağlıyor” şeklinde değerlendirdi.
‘Kürt hareketi ile ittifak gerekli’
“Çok açık ve net olan bir durum var; Kürt sorununu çözmeden Türkiye’nin bir adım dahi ilerleme şansı yok” tespitinde bulunan Başkaya, Kürt sorunun çözümünün sadece ve sadece demokratik bir zeminde mümkün olduğunu ve bunun içinde Kürt hareketi ile batıdaki sol, sosyalist, laik, demokrat ve seküler hareketlerin ittifakının gerekliliğine vurgu yaptı. Dile getirdiği geniş ittifakın muazzam bir potansiyel olarak durduğunu belirten Başkaya, şunları söyledi: “Kürtlerin dışında iktidar karşıtı olan taraflar örgütlü bir şekilde Kürt hareketi ile ittifak yaparsa bu hem Türkiye’nin hem de bölgenin kaderini değiştirebilir. Türkiye ABD’nin itip kalktığı bir ülke olmaktan çıkar. Saygı görebilir. Çünkü artık dünyada son derece berbat bir durumda. Bilinçli ve dinamik şekilde mücadele eden bir Kürt hareketi var. Batıda ise köklü bir gelenek, birikim mevcut. İttifak yapılmaması için hiçbir neden yok. 7 Haziran’da bu ittifakın mümkün olduğunu göstermişti. Artık demokrasi güçleri, bu ittifakı daha geniş kapsamda ve daha etkileyici şekilde tekrarlamak zorunda.”
DİHA/ANKARA