
‘Devletin içinde çeteler var.” Bu sözleri söyleyenler artık bizler değiliz, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan! İçinde çetelerin olduğunu söylediği devleti tam 11 yıldır yöneten Başbakan!
Peki bu noktada sormazlar mı insana, 11 yıldır neredeydin diye? Peki 11 yıldır devletle birlikte içinde bulunan çeteleri de mi yönetiyordun diye? Peki bu durumda olanlara “Çete başı“ denmez mi?
Bu noktada bir soru daha sormak gerekiyor: Mevcut haliyle İlker Başbuğ ile Tayyip Erdoğan arasında ne fark kaldı? Acaba bu durum Türkiye’yi yönetenlerin aşamayacağı bir kader mi? Bu durumdan kurtulmanın başarılabilir bir yolu yok mu?
Var elbette, olmaz olur mu? Yıllardır biz bu yolu Başbakan Tayyip Erdoğan’a anlatmaya çalışıyoruz, AKP’ye göstermeye çalışıyoruz. AKP Kürt sorununu çözmezse, Kürt sorunu AKP’yi çözer diyoruz. Kürt sorununu çözmeyen bir Türkiye demokratik olamaz, dolayısıyla da yönetilemez diyoruz. Kürt sorununu çözmeyen devletin içinde her zaman çeteciliğin ve rantçılığın gelişeceğini belirtiyoruz.
Fakat bir türlü bu gerçekleri Başbakan Tayyip Erdoğan’a ve AKP yöneticilerine anlatamadık. Bizlerin, tüm demokratik güçlerin bu yönlü eleştirileri ve görüşleri AKP yöneticileri tarafından hep “Maksatlı” görüldü. Hatta bizlere düşman gibi bakıldı. Dergilerimiz yasaklandı, gazetelerimiz toplatıldı, muhabir arkadaşlarımız toplantılara alınmadı, dahası zindanlara tıkıldık ve yıllardır hapis yatırılıyoruz.
Bunların hepsi AKP yönetimi altında oldu. Ve olmaya da devam ediyor. Hala demokratik güçler, aydınlar, gazeteciler, Kürtler tutuklanıyor. Kanun önünde eşitlik hiçe sayılarak Kürt halkının seçtiği milletvekilleri zindanlarda tutulmaya devam ediliyor.
Şimdi sanki bunların hiç biri yokmuş gibi, birden bire uykudan uyanırcasına AKP yöneticileri kalkmış çetelerden, devlet içinde çetelerin varlığından, devlet içinde devlet gibi hareket ettiklerinden söz ediyor. Peki sormazlar mı, şimdiye kadar neredeydiniz diye?
Dahası sanki mevcut devleti AKP yönetmiyor da başkaları yönetiyormuş ve kendileri ise muhalefet partisiymiş gibi konuşuyorlar. Yeniden bir acındırma ve masumiyet durumu yaratmaya çalışıyorlar. Şimdi Türkiye’de yaşayan herkesin kafası karmakarışık. Madem böyleyse, o zaman Türkiye’yi kim yönetiyor diye soruyorlar. Eğer AKP yönetim değildiyse, o zaman bu gerçeği şimdiye kadar neden söylemedi diyorlar. Toplum kendini aldatılmış olarak hissediyor!
Peki biz bu durumu nasıl çözeceğiz? AKP ile Fethullah Gülen Cemaatı arasında kıyasıya bir iktidar mücadelesinin geliştiği görülüyor. Cemaatın şimdiye kadar devlet içinde bir paralel devlet olarak hareket ettiği belirtiliyor. Eskiden benzer durumlara derin devlet denirdi. Şimdi derin veya paralel devlet ile şekli devlet arasında ciddi bir egemenlik kavgası var.
Cemaat AKP’yi “Yolsuzluk yapmak” ile suçluyor. AKP, Gülen Cemaatını “Çetecilikle” itham ediyor. Kendilerine karşı psikolojik harp yapıldığını söylüyorlar. Eskiden genelkurmay başkanıyken İlker Başbuğ da böyle söylerdi. Hatta paralel devletin AKP’ye darbe yaptığını söyleyenler bile var.
Kısaca durum ciddi ve gelişmeler önemli. Türkiye ciddi bir iktidar çatışması yaşıyor. Zaten on yıldır bunu aşabilmiş değil. Dolayısıyla Ortadoğu’daki gibi ülkemiz de ciddi bir değişim süreci içinde. Yaşanan olaylar yoğun ve karmaşık. Peki bu durumdan kim sorumlu? Elbette herkes kendi siyasi eğilimine göre bu soruyu cevaplıyor. Ama hükümet olması nedeniyle, eğer devlet içini çeteler sarmışsa, o zaman bunun siyasi sorumluluğunun da AKP’de olduğu açık. Dolayısıyla AKP’nin mağdur edebiyatı yapması değil, olup bitenlerin hesabını halka vermesi gerekiyor.
Bunun için de her şeyden önce neden böyle olduğunu doğru anlaması gerekiyor. Biz şimdiye kadar bu gerçeği hep ısrarla dile getirmeye çalıştık. Kürt sorunu çözülmezse ve varlığını sürdürürse, o durumda bu tür olayların hep var olacağını belirttik.
AKP dahil herkes şu gerçeği çok iyi bilmek durumunda: Kürt sorunu çözülmezse Türkiye’de gerçek demokrasi ve demokratik siyaset olmaz. Kürt sorunu çözülmezse her zaman baskı ve sömürü olur, rantçılık ve yolsuzluk gelişir, sivil veya askeri darbeler gerçekleşir. Kürt sorunu çözülmezse Türkiye’de kalıcı barış ve eşitlik olmaz, her zaman çatışma ve savaş yaşanır. Kürt sorunu çözülmezse Türkiye’de adalet ve kardeşlik olmaz. Kısaca Kürt sorunu çözülmezse Türkiye’de demokratik insanlık değerleri adına hiçbir şey tam olmaz ve yaşanmaz.
Önce yazdım, bir kere daha tekrarlıyorum: İdam edilmeden önce 1950-60 döneminin başbakanı olan Adnan Menderes’e “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir” diye sormuşlar, tereddütsüz “Kürt sorunu” diye cevap vermiş. O halde en temel sorun çözülmeden diğer sorunlar nasıl çözülecek?
Bir de Kürt sorunundan söz edip de çözmemek veya çözememek çok tehlikeli. Bu sorun öyle bir sorun ki, çözümden söz edenler bunu başaramazlarsa kendileri çözülüyorlar. Turgut Özal, Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit deneyimleri ortada. Dolayısıyla eğer Tayyip Erdoğan yönetimi neden devleti çeteciliğin sardığını doğru anlayacaksa, o zaman Kürt sorunu karşısındaki duruşuna bakmak durumundadır.
Ne yazık ki bütün uyarılarımıza, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ve Kürt halkının bütün iyi niyetli ve çözümleyici yaklaşımına rağmen, AKP Hükümeti Kürt sorununun çözümüne ciddi ve çözümleyici yaklaşmamış, hep oyalayıcı ve çıkarcı bir yaklaşım içinde olmuştur. Dolayısıyla AKP’nin başına da bunların gelmiş olması anormal ve anlaşılmaz değildir.
Peki şimdi ne olacaktır? Daha doğrusu olaylar bu düzeye ulaşmışken şimdi ne yapılmalıdır? Bizce zararın neresinden dönülürse kardır misali tekrar başa dönmek en doğrusudur. Bu AKP iktidarı için de, Türkiye’de siyaset yapan herkes için de geçerlidir. Bu tür durumlarla karşılaşmadan siyaset yapmak istiyorlarsa, o zaman işe Kürt sorununun çözümüyle başlamalıdırlar. Türkiye bir darbeler ve çatışmalar ülkesi olmasın, tersine örnek bir demokrasi ülkesi olsun diyorlarsa, o halde işe Kürt sorununun çözümüyle başlamalıdırlar. Bu işin yürünebilir başka bir yolu yoktur.
AKP bunu yapar mı yapmaz mı, o kendi bileceği iştir. Ama demokratik güçler mutlaka böyle yapmak durumundadır. Başta HDP(Halkların Demokratik Partisi) olmak üzere tüm demokratik çevreler böyle yapmalı ve buradan başlamalıdır. Türkiye’nin kalıcı barışını ve demokratikleşmesini mutlaka Kürt sorununun çözümü üzerine oturtmalıdırlar. Bu gerçeği uygun bir dille ve usanmadan halk kitlelerine taşımalı ve onları bilinçlendirip ikna etmelidirler.
HDP ve diğer güçler bunu az yapıyorlar. Barış ve demokrasi ile Kürt sorununun çözümünü tam iç içe geçirmiyorlar. Türkiye’nin barışı ve demokrasisi için mutlaka Kürt sorununu çözmek gerektiğini kuvvetli bir biçimde halka taşımıyorlar. Dahası bunu Türkiye toplumuna yapacaklarına, daha çok Kürtlere yapıyorlar. Oysa Kürtler barışı ve demokrasiyi biliyorlar, bu gerçeği diğer Türkiye toplumuna iyice anlatmak gerekiyor.
Kısaca Türkiye yeni bir değişim ve dönüşüm sürecine girmiştir. Son olaylardan bunu çıkarmak en doğrusudur. Peki sonuçta kim kazanacak? Bizce Kürt sorunu için demokratik bir çözüm öneren ve bunu topluma taşımayı başaranlar kazanacaktır.