Kürt sorunu diyalog ve çözüm mecrasından uzaklaşarak, eskisinden çok farklı bir savaş fazına girdi. Öyle anlaşılıyor ki tarihte klasikleştiği gibi, ideolojilerin gerçek dışı savları savaş gerekçelerini arz etmeyi sürdürecektir. Kürt sorununda barışçıl çözümü öteleyen ideolojik sav; resmi devlet ideolojisidir. Kürt kimliğinin önemsiz görülmesi bir yana, “terör ve bölücülüğün gerekçesi” olarak algılanması asıl problemi oluşturuyor.
Ne zaman ki barışa ramak kalır, sıra Kürdün toplumsal haklarına gelir, o vakit resmi ideolojinin savaş üreten tezleri bütün barışçıl çabaları kökünden dinamitler. “Gemileri yaktıran” da esasen budur. Çözümsüzlüğün resmi ideolojiyle bağlantılı pek çok faktörü vardır ve bunlar tartışılmıştır. Eksik tartışılan konu ise Kürt komprador tüccar sınıfının çözümsüzlükteki rolüdür.

Kavram olarak kompradorluk

Komprador tüccar sınıfın çözümsüzlüğü derinleştiren rolünü daha iyi kavramak için bu sınıfın sıfatı olan kompradorluğu tanımlamakta yarar vardır. Hemen hemen yaşayan bütün toplumlarda komprador tüccarlık ile diğer tüccar ve egemen kesimler ayrı tanımlanırlar. Kuşkusuz ticaret hiyerarşisinin bütün katlarını aynı kategoride tarif edemeyiz. Mesela dükkancıları, gezgin tüccarları, seyyar satıcıları, ulusal pazar kaygısı güden büyük tüccarları, mübadelenin kendine özgü güvenirliği demek olan ticaret ahlakına riayet edenleri, hatta daha da ileri giderek küresel ticaret ağının yüksek ticaret akımlarını oluşturanlarla komprador tüccarları aynı kefeye koymak aşırı genellemecilik olur. Komprador tüccar ile bir ulusun hakim sınıfları da direkt aynı anlama gelmezler. Belki bazı aristokratların kompradorlaştığını tarihten okuyabiliriz. Ama yine de ayrım yapmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Öyle ki, zaman zaman kompradorlar ile sözünü ettiğimiz egemen sınıflar; tüccar ve ulusal burjuvaziler karşı karşıya gelmişlerdir.
Bir dönem Portekiz’in dünya ticaretinde sömürgeci başarısından türeyen bir kavram olan “Komprador”un düz anlamı “satın alıcı”dır. Portekizliler Çin kıyılarındaki ticaret kulübelerinde aracılık yapan yerli tüccarları tanımlamak için kamprador kavramını kullanmışlardır. Yerli komprador tüccarlar Çin ülkesinin maddi değerlerini peşkeş çekerken ulusal pazar kaygısı gözetmiyorlardı. Bu nedenle ticaret yabancıların, başta da Portekiz’in lehine işliyordu. Portekiz kazançlı çıktı. İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesinin altında bu dönem uzak Asya’da gerçekleştirdiği ticari başarısının payını ayrıca not edip geçelim. Kompradorlar asla iktidar olamazlar, ancak Portekiz örneğinde gördüğümüz gibi iktidarlara çevresel güç teşkil edebilirler. Kompradorluk, iktidarın ihtiyaç duyduğu çevresel akımdır. Tüm iktidarların yükselişinde Trambolin rolü oynanan ayak basılmış bir kompradorluk vardır. Bu önemli vurgulardan sonra kompradorun geniş tanımını oluşturabiliriz:
“Yabancıların çıkarlarını gözeterek işbirlikçilik yapan ve ulusal ekonomiyle hiçbir şekilde ilgilenmeyen, topluma ait her türlü maddi ve manevi olanağı çok düşük fiyatlara pazarlayan güruha komprador denir.”

Kürtlerde komprador tüccarın özgün karakteri

F. Braudel, dünyanın tam bir tarihinin yazılamayacağına inanıyordu. Tam bir tarih yazımı demek mükemmel toplum gerçekliğini oluşturmak demektir. Braudel mükemmel bir tarih çalışmasını zor bulsa da insanların kendilerini tanıyabileceği ve örgütleyebileceği kadar tarih bilmenin ve yazımının araçsal imkanlarına sahip olduklarını düşünüyordu. Tam da bu noktada Kürt sorunu dediğimiz problematik, Kürt gerçeğini tanıma ve örgütsel varlığını kabullenme sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Madalyonun öbür yüzünde ise, Kürt tarihinin bilinmesi ve yazım sorunu bir nevi çözüm bekleyen Kürt sorununun kendisidir. Kürtler tarih üzerinden kendi gerçeklikleriyle bağlantı kurmak zorundadır. Ancak o zaman kendilerini şekilsiz ve tanımsız bırakan negatif unsurlardan kurtarabilirler. Braudel’in de işaret ettiği gibi, elbette Kürtler açısından da tüm tarihsel unsurları mükemmel bir çalışmayla gözler önüne sermenin güçlükleri vardır. Ama en azından özgür tercihlerinin önünü kesen kompradorların olumsuz rollerini ortadan kaldırabilecek bir tarihsel bilinç oluşturabilir.
Esasen Kürt toplumunda kompradorluğun en belirgin özelliği ticaret temelli gelişmemiş olmasıdır. Komprador tüccarlık okyanus kıyıları ve Levanten bölgeler dediğimiz Akdeniz Ege kıyılarındaki kentlerde türemiştir. Kıyı kentleri uzun bir dönem imparatorluk merkezlerinin en gevşek otoritelerine sahiptiler. Kürtlerin denize kıyısının olmamasının bazı siyasi-toplumsal etkileri olmuştur. Coğrafyasının tarihsel analizi yapıldığında uygarlık/iktidar karşıtı direnişçiliğinin mekansal özelliklerinden teşvik aldığını göreceğiz. Aynı mekansal özellikler tarihte bir ilk olan Tarım Devrimi’ni gerçekleştirmelerine olanak sunmuştur. Komünal ahlaki-politik toplum kuruculuğunun vasfını üstlenmelerinin tarihsel sonuçları vardır. Nitekim orjinalitenin muhafazası amacıyla savunmacı davranmayı tercih etmişlerdir. Kürt coğrafyasında özgür yaşamak için katı direniş ya da başkalaşım dışında mekansal-toplumsal seçenek olmamıştır. Deniz kıyılarında her zaman seçenekler mevcuttur. İlkeler gevşektir, iktidar-çevre ilişkileri karşılıklı geçirgenlik sağlar, değişimler, başkalaşımlar hızlıdır; Üstelik yadırganmaz. İhanetin adı pek telafuz edilmez. Buna mukabil dağ dorukları ve eteklerinde, verimli tarımsal alanlarda ihanetin soğuk nefesi aşiretlerin ensesindedir.

Kürt işbirlikçiliğinde en köklü aşama
Komünal-özgür yaşayanlarla az ötede iktidarcı hegemon güç arasında ihanetin adı korku ve utancın simgesi olarak dillerden hiç düşmez. Komünal özgür yaşamın örgütlenme, hareket tarzı dünyanın hiçbir bölgesinde Kürt coğrafyasındaki kadar keskin çizgilerle belirlenmedi. Hiyerarşik uygarlığın en gaddar yüzü bu coğrafyada işlerlik kazanmıştır. Bu coğrafyada kırılmalar, kopuşlar ve başkalaşımlar kesintisiz yaşanır. Safların net çizildiği yaşam bölgelerinde ticaret başka kavimler eliyle, bezirganlık ve madrabazlık biçiminde küresel ticaret ağının kurulduğu Levanten kentler üzerinden yayılırdı. Kentlerin iaşeleri kırsal alanla kurulan bağlantılardan sağlanıyordu. Aynı coğrafyada bezirganlık ve madrabazlık ahlaksızlık ve sahtekarlık olarak ifadelendirildiği için Kürt kompradorluğunun ticaret temelli gelişmesi neredeyse imkansızdı. Yine neolitiğin kurucu karakteri; sınıflaşmasıyla birlikte Kürt egemen sınıfının peşinen iktidarcı perspektiften yoksun kalmasını sağladı. İktidarcılık-devletcilikten yoksunluk Kürt toplumuna iki tür ilişki tarzını dayatmıştır. Hurriler, Medler döneminde aşiret konfederasyonları temelinde gerçekleşen yönetimler diğer halklarla işbirliği esasına oturmuştur.
İktidarcılıktan yoksunluğun öbür ucunda ise Kürt toplumsallığına kasteden işbirlikçilik türedi. İşbirlikçilik direnişten düşmüş Kürt egemen sınıfının içine girdiği ilişki tarzıdır. Temel amacı iktidarcı devletlerin boyunduruğunda kendini yaşatmak için ait olduğu Kürt toplumsallığını başkalaştırmadır. Kürt işbirlikçiliğinde en köklü aşama Med Konfederasyonu döneminde Komutan Harpagos ile yaşanmıştır. Perslerle işbirlikçilik yaparak Astiyag’ı yönetimden düşürür. Astiyag Harpagos’a hitaben “...haydi beni yıktın neden kendin başa geçmedin ya da bir Medliyi başa geçirmedin de Pars asillerine uşaklığı tercih ettin?” der. Kürtlerde ticaret temelli olmayan kompradorluk siyasal ihanet kökenlidir. Tarihsel-toplumsal özelliklerle coğrafi faktör ilave edilirse Kürt kompradorluğunun bir intihar tarzı olarak toplumsallıktan kendini ve toplumunu pazarlayıcı karakteri deşifre edilebilir. İnsan için hakikat ve gerçeklik bizzatihi toplumun kendisidir. Toplumsal gerçekliğini yitirenler esasında bütün anlamlarını yitirirler.

İslamiyet ve tacir-komprador Kürtler

İslamiyet, ticaret alışkanlığı kazandırma bakımından Avrupa için adeta bir okul gibi doğdu. İslamiyet ile ticaret birbirini türeten ikizlerdir. Hz. Muhammed “Para kazanandan Allah razı olsun” diyerek ticaretin İslamiyetle gelen saygınlık iklimini hazırlamıştı. Mezopotamya, Mısır, yakın-uzak Asya ve Avrupa ticaret bağları İslamiyetin yayılışıyla birlikte Araplarda birleşti. Kürt kompradorluğunu ise farklı bir boyuta taşıdılar. İslamiyetle birlikte ilk kez Kürtlerin ticaret kompradorlarıyla karşılaşıyoruz. Kompradorlar, bütün İslam hanedanlarıyla iktisadi temelleri olan bir işbirlikçilik ağı kurdular. Maddi ticaretten önce ideoloji pazarlandı. Aşiretlerin kendi ideolojilerinden vazgeçirtilmesi İslami yayılma için birincil önemdedir. Manicilik, Mitracılık, Zerdüştlük, Êzîdîlik gibi aşiret ideolojileri maddi ticaret ağına giren Kürt kompradorun işbirlikçiliğinde İslami dalgaya dayanması beklenemezdi.
Bir toplumdan ideolojisini çekip aldığınızda önemli ölçüde kendi alışkanlıklarınızı kazandırmış olursunuz. İdeoloji; toplumun ortak zihniyet yapılanmasıdır. Elbetteki toplumlar bir ideolojik-formasyondan ötekine geçiş yapabilirler. Fakat yeni ideolojinin toplumun bütünlüğünü güncellemesi gerekir, ama Kürtlerde öyle olmadı. Kürt ailesi Eyyubiler bile Kürtlük adına değil, İslamiyet ve Araplık adına devletleştiler. İslamiyet, komprador tacir Kürtler yüzünden Kürt toplumsal bütünlüğünü güncelleyemedi. Aksine toplum dört ana katagoriye göre bölündü; Aşiretler, Kurmançlar (İlk defa İslamiyet döneminde Kurmançlık oluşuyor.) komprador tacirler ve diğer Kürt hakim tabakası... İlginç olan hususlardan biri; Kürt hakim sınıfının kendi içinde ikili bir ayrışmaya uğramasıdır. İktidar perspektifine yönelen aristokrasi; Komprador tacirlerden farklı davranışlar sergilemeye başladı. Evvelden belirtildiği gibi kompradorların iktidar perspektifi yoktur. O, sadece iktidara gönüllü uşaktır. Buna karşılık ihanet temelli olmamakla birlikte ironik bir biçimde işbirlikçilik devlet olmaya çalışan Kürt aristokrasisinin de yakasından düşmedi. Mesela Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin başkanı Sadi Muhammed idam edilmeden önce kaleme aldığı el yazmalarında şöyle bir cümle dikkat çekicidir: “Biz devlet kurmayı bile işbirlikçilik ruhuyla yaparız...”
Dramatik bir son tarihsel bir gerçekliğin tespitine ulaştırmış. Kürt aristokrasisinin aklı nedense hep geri dönüşü olmayan anlarda doğru işler. Buna benzer pek çok örnek Kürt toplumunun “akıl” yönünden de irdelenmeye değer olduğunu gösterir. Kürtler sezgisel ve duygusal yanı ağır basan bir toplumdur. Analitik yönden iktidar stratejileri gerçekleştirebilecek uygarlıkçı formasyon göstermekte zorlanıyorlar. Sezgi ve duygu yanı; Masumiyetini, saflığını, komünalite ve hakikat yatkınlığını kurgulamış. Demokratik komünal yönetimler oluşturmaya alabildiğince müsaittir. Buna karşılık bir çelişki gibi görünse de meziyetleri iktidarcı-uygarlıkçı çizgi karşısında zayıflığına dönüşmüş. Yeri gelmişken belirtelim ki bu anlamda ahlaki-politik ve demokratik toplumun çağdaş formları olan Demokratik Konfederalizm ve Demokratik Özerklik projeleri uyum halinde çalışan analitik ve duygusal aklın inşasıdır. Çağdaş karakterinin yapılaşması ve tarihe yeniden giriştir.

Cumhuriyet Türkiye’sinde komprador Kürtler
l. Dünya Savaşı’nın akabinde Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı, hakim Kürt sınıfı açısından da zor bir döneme yol açtı. Örneğin Şerefhanlılar için durum daha da hazindir. Osmanlı’dan sağladıkları imtiyaz ve otoritelerini kaybettikten sonra 19. yüzyıl itibarıyla isyan sürecine girdiler. Osmanlıların hakim Kürt sınıfına tanıdığı özerklik çoğunlukla beylik adlandırması altındadır. Cumhuriyet’in kuruluşu yıllarında telafuz edilen “özerklik” ise coğrafi ve genel Kürtlük adına düşünülüyordu. Aradaki fark zaman şartlarından kaynaklanıyor. Cumhuriyet halifeliği kaldırınca feodal Kürt tabaka zamanın ruhuna uygun gereken dönüşümü tasarlayamadan kabaca isyanla tarihsel yenilgisine zemin hazırladı.
Genellikle yenilgiye uğramış bir isyanın ardından aristokrasinin çoğunluğu komprador tüccara dönüşmüştür. Direnişten işbirlikçiliğe, işbirlikçilikten direnişçiliğe ve yine işbirlikçiliğe yönelim biçimindeki diyalektik dairesel kısır döngü bize gösteriyor ki Kürt hakim sınıf, Kürt toplumunun tarihsel sorunlarını çözmek bir yana daha da ağırlaştırmıştır. Bu defaki işbirlikçilik bir öncekinden daha utanç verici boyutlardadır. Tek millet, tek dil, tek kültür projesi Prokrusta yatağı gibi yapay bir ölçüyle Kürtlere zoraki uydurulmak istendi. Bu amaçla komprador Kürtler devlet içinde adeta bir ajan klik gibi istihdam edildi. Kürt halkını pazarlamak için önce kendilerini bir biçimde kabul ettirmek ve dayatmak istediler. Bunun için hakim ulusun en keskin milliyetçisi kesilmekten geri durmadılar. Kimi dincilik, kimi milliyetçilik, kimi Kemalist maskesiyle Kürt halkını nefes alamaz hale getirdi. Hala sistem partilerinde binlercesini görmek, devlet ihalelerinin küçük taşeronları olarak yüzlercesi, hatta binlercesini bulmak mümkündür.
Açıkça tartışmamız gereken soru şudur: Otuz yıllık savaşın ortak acılar yaşattığına samimiyetle inanılıyorsa acıların kaynağı olan Kürt komprador sınıfının devlet dahil Türk halkına ne tür bir yararı olmuştur? Türk devleti, toplumsal değerlerden kopmuş, içi boş salt propaganda amaçlı Kürt etiketini taşıyan sahte Kürtle gerçek anlamda devlet konsolide edilebilmiş midir? Bu sınıfın toplumları ve hatta Türk devletini gün gün çürüttüğü görülmüyor mu? Bu soruların demokratik toplum, demokratik devlet yönünden kapsamlı tartışılması gerekiyor.

Kompradorsuz demokratik çözüm
Birey aslında tarihin güncel taşıyıcısıdır. Onda mensubu olduğu toplumu çözüp anlamadan, insan haline gelinemeyeceği bilinmelidir. Bugün inkar ve asimilasyon Kürdün insanlaşmasına karşı bariyerdir. İnkar ve asimilasyondan geçen birey ve toplumlar varoluşlarının anlam ve önemini yitiriyorlar. Geriye kuru nesnellikler kalıyor. Dahası 2000’lerden sonra nesnel insanın da maddesizleştiğini rahatlıkla belirtebiliriz. Kendi toplumundan kaçarak anlam ve bilgelikten kopmuş, küresel kapitalizmin finans araçlarıyla bütünleşip sanal toplumuyla özdeşleşerek özünde maddesizleşmiştir. Dolayısıyla insanlık tarihinde, insan olmanın dışına en uç noktaya savrulan Kürt komprador tüccar sınıfıdır. Devletin gelinen noktada bunlara dayalı devlet kadrolaşmasından vazgeçmesi gerekir. İdeolojik aygıt olmaktan çıkıp halkların hizmetinde teknik servis olma rolünü oynamalıdır.
Adeta yeniçeriliğin 21.yy. versiyonuna dönüşen Kürt komprador tüccar sınıfını Kürt ve Türk halklarının önüne “Kürt” diye sunmanın karşılıklı milliyetçilikleri geliştirme dışında yararı yoktur. Türk halkı, hakim ulusa benzetilen silüetleri hiç sevmemiş, bilakis kralcıdan daha kralcı kesilerek toplumsal ilişkileri yozlaştırmaları nedeniyle nefret etmiştir. Türk aydınları da kompradorun dilinden Kürt toplumunu tanımaya çalıştı. Dolayısıyla da aydınlar, Kürtler kimdir ve toplumsal ihtiyaçları nelerdir sorusuna karşı iktibasçı kaldılar. Bu nedenle yaşanan otuz yıllık savaşın acı ve kederli anlarında empati gelişemedi. Hal böyleyken pek çok aydının “Kürtlerle konuşuyoruz” cümlesiyle başlayan kompradorlarla kurulu diyaloğun sığ papağan misali aynı şeyleri ortaya konmasından çözüm çıkmıyor. Açıktır ki, demokrasi Türk halklarının buluşma çizgilerinin aralıklarına kompradorları sıkıştırmakla gerçek- leşmiyor. Türk ve Kürk halklarının gerçek kimlikleriyle ortak bir demokratik platformda buluşması gerekiyor. Bugüne kadar kompradorlarla kurulan, ortak platformun her iki toplumu da kirlettiğinin bilinciyle köklü reformlara gidilerek devletin de demokratik dönüşümü sağlanabilir. Kürt halkıyla, resmi devlet ideolojisine rağmen demokratik bir bağ kurmuş Türk halk kesimleri ve aydınları gözlemlenerek, birliğin, güvenin ve nihayetinde demokratik çözümün buluşma kanalı büyütülecektir.


FETHULLAH DEMİRTAŞ / Kırıklar 2 nolu F Tipi Cezaevi