Kürt Halk Önderiyle İmralı’da devlet heyetinin görüşmesinden sonra çeşitli çevreler farklı tepkiler gösterdi. Ancak en ilginç tepkiler CHP ve kendine sol diyen bazı çevrelerden geldi. Bu görüşmelere kuşkuyla bakanlar, hatta Kürt Özgürlük Hareketi’ni demokratik siyasal çözüm ve barış aradığı için suçlayanlar bulunmaktadır. CHP’nin yaklaşımını anlıyoruz, ancak kendisine sol diyen bazı çevrelerin bu görüşmelere olumsuz yaklaşmasını anlayamıyoruz. Eğer AKP ile görüşmelerde tedbirli olun, dikkatli olun deselerdi buna bir anlam verilebilirdi. Ancak bu yaklaşımdan çok kendine göre evhamlar üreterek Kürt Özgürlük Hareketi’nin yaklaşımını anlamıyor, hatta tersinden anlamaya çalışan bir duruş gösteriyorlar.

Her şeyden önce şunu belirtelim, Kürt Özgürlük Hareketi 1988’de Mehmet Ali Birand ile yapılan röportajdan beri demokratik siyasal çözüm arayışındadır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu röportajda devlet bir memurunu göndersin konuşalım demiştir. Kürt halkının taleplerinin haklılığına güvenerek her zaman diyalog ve çözüm arayışında olmuştur. Özellikle mücadelenin Kürt gerçeğini inkar edilemez biçimde açığa çıkardıktan sonra demokratik siyasal çözüm konusunda ısrarlı çaba içinde olmuştur. 1993 ateşkesi bu nedenle yapılmıştır. O günden bu yana dokuz defa kadar ateşkes yapılması hep bu anlayışın sonucudur.
Bu ateşkeslerin çoğunluğu toplumu ve devleti bir siyasal çözüme hazırlamak için yapılmıştır. Şovenizmin Kürt düşmanlığını geliştirdiği bir ülkede topluma seslenmek her zaman önemli görülmüştür. Zaten esas olarak Türkiye sınırları içinde Türkiye halklarının kardeşliği temelinde çözüm arama stratejisi benimsenmiştir. Bunun gereği olarak sol demokratik güçlerin ilişki ve ittifakı önemli görülmüştür. Bu nedenle sol-sosyalist ve tüm yelpazede demokratik güçlerle ilişki geliştirmek ve Kürt sorununu bunlarla birlikte yürütülen mücadeleyle sonuç almak esas alınmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin tarihi bu gerçeğin kanıtıdır. Bugün de Kürt sorununun çözümü için izlenen yol budur. Eğer Kürt sorunu gerçek anlamda çözülecekse gerçek özgürlükçü demokrasi güçlerinin rolü yine de önemlidir. Çünkü Kürt sorunu gibi önemli demokratikleşme sorununda radikal demokrasi güçlerinin desteği olmadan kalıcı bir çözüm bulmak zordur. Kendiliğinden Türk devletinin çözüm çizgisine gelmeyeceği dikkate alındığında demokrasi güçlerinin bu çözüm sürecindeki rolleri önemlidir.

Görüşmeler ortak mücadelenin başarısıdır

Eğer bugün Kürt sorununun çözümüne yaklaşılmışsa, Türk devleti zorunlu olarak Kürt Halk Önderiyle görüşmelere başlamışsa bunda sosyalistler, sol demokratlar ve tüm demokrasi güçlerinin rolü çok önemlidir. Eğer başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere tüm demokrasi güçleri AKP Hükümetinin çözümsüz politikalarına, baskıcı ve bastırma politikalarına karşı mücadele içinde olmasaydı, AKP Hükümeti 2012 yılındaki şiddetli ezme politikalarına devam ederdi. Eğer AKP Hükümeti şimdi görüşmeler yapmak zorunda kalmışsa bu, tüm demokrasi güçlerinin ortak mücadelesinin başarısıdır. Bu görüşme ve müzakerelerin Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesiyle sonuçlanması da yine birlikte yürütülen mücadeleyle sağlanacaktır.
Türkiye’nin demokratikleşmesi, bir yönüyle de demokratik bir anayasa sorunudur. Sosyalist devrimden söz etmediğimize göre demokratik bir anayasa bir uzlaşma anayasası olacaktır. Bunun sağlanmasında da tüm demokrasi güçlerinin, sol demokrasi güçlerinin, etnik ve dinsel toplulukların kendi taleplerini örgütlü biçimde ortaya koymaları önemlidir. Demokrasinin gerçek anlamda gerçekleşmesi için tüm toplumsal kesimlerin kendini yansıtması gereklidir. Kürt sorununun çözümü demokratikleşmenin esası olmakla birlikte tüm toplulukların da anayasa sürecinde ağırlığını koyması, anayasanın demokratikleşmesini sağlayacaktır.
Türkiye şimdiye kadar Kürtler yararlanmasın diye demokratikleşme adımları atmıyordu. Bu nedenle Kürt sorununu çözebilirse, Türkiye bu zihniyetini aşarsa Kürt sorununu çözme temelinde tüm demokratikleşme sorunlarını da bir bir çözer. Bu durumda Türk devleti bazı konularda, demokratikleşme konusunda ayak diretse de başaramaz. Kürt sorununun çözümü temelinde gelişen demokratikleşme bu direnişi kırar ve devam ettirilmek istenen her türlü gericiliği çözer. Bu açıdan Kürt sorununun makul çözümünün Türkiye’de sağlayacağı demokratikleşme düzeyini çok iyi anlamak gerekir.

CHP, Kürt soykırımından vazgeçmemiştir

Kürt sorununun çözümünün Türkiye’nin demokratikleşmesinin anahtarı olduğu şimdiye kadar kabul gören bir gerçeklikti. Bu tespit hala doğrudur. Kuşkusuz Türkiye’nin tek sorunu Kürt sorunu değildir. Başta Aleviler olmak üzere dinsel ve etnik toplulukların da özgürlük ve demokrasi sorunları vardır. Bu sorunlar çözülmeden de Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmeyeceği açıktır. Ancak anayasa ve yasalarda Kürt sorununun çözümü konusunda bir uzlaşma olur ve gelişme ortaya çıkarsa hiçbir hükümet ve devlet diğer sorunların demokratik temelde çözülmesinin önünde duramaz. Özellikle Türkiye gerçeğinde Kürt sorunu çözüldüğünde diğer sorunlarla ilgili kaygılar son bulur. Çünkü Türk devleti için tüm kaygıları ortaya çıkaran Kürt sorunu olmuştur.
CHP’nin mevcut görüşmelere karşı çıkması Kürt sorununun çözümüyle ilgili değildir. Kaygısı demokratikleşme de değildir. Aksine Kürt sorununun çözümünü istemeyen bir partidir. Çünkü Kürt sorunu çözülür, Türkiye demokratikleşme sürecine girerse maskesi tümden düşer. Zaten Kürt sorununun çözümü konusunda doğru bir yaklaşım içinde olsaydı bu konu nedeniyle antidemokratik bir pozisyonda bulunmasaydı bugün iktidarda ne AKP Hükümeti olurdu ne de Kürt sorunu çözümsüz kalırdı.
Eğer bugün bir AKP iktidarı varsa buna yol açan CHP’nin Kürtler yararlanır diye demokratik bir tutum içinde olmamasıdır. Bugün de hala demokratik zihniyete sahip değilse nedeni, Kürt sorununun çözümünü istememesidir. CHP zihniyeti esas olarak Kürtleri Türkleştirme ve kültürel soykırıma uğratma politikasından vazgeçmemiştir. Bu açıdan CHP’nin Kürt Halk Önderiyle devlet yetkilileri arasındaki görüşmelere karşı çıkmasını anlıyoruz. Hem Kürt sorununun çözümünü istemiyor hem de siyasi rekabet içinde olduğu AKP’yi sıkıştırmak için bu konuyu bir siyasi yıpratma malzemesi olarak kullanmaya çalışıyor.
Kürt Özgürlük Hareketi on yıllardır demokratik siyasal çözüm için mücadele veriyor. Bu süreçte birçok hükümet geldi geçti. Her hükümet zamanında da çözüm arayışında oldu. Çünkü bu sorunun çözümüne yanaşıldığında sadece hükümetler değil, devlet de değişmek zorunda kalacaktır. Kürt sorununun çözüldüğü ortamda hiçbir hükümet eski zihniyet ve politikada kalamaz. Devlet zaten köklü bir değişime uğramak zorunda kalır. Biraz siyasetten ve demokratikleşme dinamiklerinden haberdar olan herkes bu gerçeği görür.

Bazıları istiyorlar ki PKK sürekli savaşsın

Kürt Özgürlük Hareketi on yıldır AKP Hükümetine karşı mücadele yürütüyor. Bazen ateşkesler ilan edilse de mücadele hiçbir zaman durmamıştır. Kürt Özgürlük Hareketi köklü bir çözüm için sert bir mücadele içinde olmuştur; devlet de Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmek için her yol ve yöntemi denemiştir. Ancak sonuç alamamıştır. Kürt Özgürlük Hareketi de AKP Hükümetini ciddi bir biçimde sarsarak önemli gelişmeler yaratsa da kesin sonuç alamamıştır. Kürt Halk Önderi bu durumu bir demokratik çözüm için uygun fırsat olarak görmüştür.
AKP’nin 2013 yılını 2012 gibi götüremeyeceğini görerek demokratik siyasal bir çözüm çabasına razı etme çalışması yürütmüştür. Mevcut durumda AKP Hükümeti eğer olumlu yaklaşırsa Kürt Halk Önderi de çözüm için Kürt Özgürlük Hareketi tarafından yapılması gereken konularda çağrılar yapacaktır. Şuanda gelinen aşama budur.
Şimdi bazı çevreler Kürt Özgürlük Hareketi’nin devletle makul bir çözüm aramasından rahatsızlık duymaktadır. Bir nevi Rum, Ermeni ve Yahudi lobilerinin Türkiye ile Kürtler arasındaki çatışmanın bitmesini istememesi gibi bir tutum içindeler. Yıllarca PKK gelin birlikte hareket edin diyerek bu gerici sistemi birlikte çözelim derken, PKK ile ortak hareket etmede imtina gösterenler, şimdi bir demokratik çözüm arayışına soğuk bakıyorlar. İstiyorlar ki PKK sürekli savaşsın, bu arada da kendileri bedava yaşasınlar. Böyle zihniyet ve politika olabilir mi? Bunun AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’ni en iyi ben ezerim diyerek yıllarca çeşitli güçlerin desteğini alma yaklaşımından ne farkı vardır?
Her savaşın bir barışı olacaktır. Kürt Halk Önderi daha 1993 yılında ne kadar savaşılsa da sonunda yine bir noktada uzlaşılacaktır diyerek bir çözüm arayışında olmuştur. Bu savaş bir gün bir mutabakatla sonuçlanacaktır. Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezemeyeceği anlaşıldıktan sonra böyle bir çözüm zemini ortaya çıkacaktı. Şu andaki görüşmeler de Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edemeyeceğini anladıktan sonra gerçekleşmiştir. Oslo sürecinde belki oyalar, tasfiye ederim diyen AKP Hükümeti, 2011 seçimlerinden sonra şiddetli ezme yolunu denemiş, ama başarısız kalmıştır. Kürdistan’ın bir Sri Lanka olmadığı, olmayacağı görülmüştür.

Komünal demokratik bir yaşam hedefleniyor

Kürt Özgürlük Hareketi Türk devletine karşı ya da herhangi bir hükümete karşı savaşmak için savaşmıyor. Tabii ki Kürt sorunu makul bir çözüme kavuşmazsa yüz yıl daha sürse yine de özgürlük savaşı verilir, kesinlikle teslim olunmaz. Ama makul bir çözüm imkanı doğduğunda bunu da değerlendirir. Çünkü demokratik siyasal yoldan makul bir çözüm şiddetli bir savaşla alınacak her türlü çözümden daha değerli görülmektedir. Yeter ki Kürtlerin varlığını güvenceye alan ve özgürlüğünü sağlayan bir çözüm olsun. İşte şimdi böyle bir çözüm arayışı bulunmaktadır. Bunu esas olarak da hareketin yaratıcısı, bugüne getiricisi, ideolojik ve politik doğrultusunun sürdürücüsü Kürt Halk Önderi yapmaktadır. Bu Önderlik öyle kandırılacak, oyalanacak bir Önderlik değildir. Kürt gerçeğini, Türkiye gerçeğini en iyi bilen, Kürtlerin ulusal varlığı ve özgürlüğü konusunda en hassas olan bir liderliktir. Bunu kırk yıllık önderlik tarihinde defalarca kanıtlamıştır. Özgürlükçü demokratik sosyalist çizgideki her çevre tarafından da bu gerçeklik az çok bilinmektedir.
Kürt Halk Önderinin demokratik sosyalist kişiliğinin komünal demokratik bir yaşam düzenini hedeflediği açıktır. Bu açıdan klasik sosyalizmi kapitalist sistemden tümüyle kopmama nedeniyle eleştirmektedir. Özellikle kapitalizmin zihniyeti ve yaşamından kopulmaması eleştirilmektedir. Toplumculuğun sadece üretim araçlarını kamulaştırma olarak görülmesinin yanılgılı olduğunu vurgulamaktadır. Reel sosyalizmin de kapitalist moderniteden, onun zihniyetinden tümden kopmadığı için yıkıldığını söylemektedir. Böyle bir önderliğin hiçbir gericiliğe teslim olması mümkün değildir. Aranan, demokratik bir uzlaşmadır. Özgürlükçü ve demokratik güçlerin var olan potansiyelinin daha etkili hale geleceği bir demokratik çözüm aranmaktadır.
Kürt sorununun çözümüyle Türkiye’nin demokratikleşmesinin her ikisi açısından kabul edilebilir momentini aramaktadır. Özcesi, Kürt sorununun da Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesinin de makul bir biçimde gerçekleşmesini gözetmektedir. BDP’lilerle yaptığı görüşmede 80 yıl başka bir zihniyetin hegemonyası altında ezildik, şimdi de AKP hegemonyasını kabul etmeyiz diyerek bu gerçeği ortaya koymuştur. Yani çözüm ölçüsü AKP’nin hegemonya peşinde olmadığı herkes için (Kürtler, sosyalistler, Aleviler ve İslamcılar dahil) demokratik yaşam imkanının olduğu ve demokratik ölçülerin hakim kılındığı bir sistem içinde Kürt sorununun çözümü aranmaktadır. Bunun dışındaki her değerlendirme demagoji ve art niyetlidir.  

Artık her güç ve kimlik yerli yerini bulacaktır

Kürt sorununda makul bir çözüm Türkiye’deki tüm toplumsal kesimlerin çıkarınadır. Kürt sorunu çözüldüğünde taşlar yerli yerine oturacaktır. Artık siyasette demagoji dönemi bitecektir. Şovenizm kırılacağından sol ve sosyalist güçler gerçek anlamda genişleme ve örgütlenme imkanı bulacaktır. CHP gibi kendini sol gösterip ama demokrasi karşıtı olan partiler olmayacaktır. Daha doğrusu kimliği netleşecektir. Kürt sorununda makul demokratik çözüm gerçekleştiğinde siyasal İslam’ın kullanılma zamanı da ortadan kalkacaktır. Siyasal İslam derin devlet tarafından Kürtleri aldatsın ve oyalasın diye iktidara getirildi, kullanıldı. Eğer Kürt sorunu makul bir çözüme kavuşursa siyasal İslam’ın kullanılma durumu da olmayacaktır. Böylece devlet siyasal İslam mutabakatı (Dolmabahçe mutabakatı ve diğer mutabakatlar) anlamsızlaşacaktır. Türkiye gerçek sosyalistine de, soluna da, demokratına da, liberaline de, samimi kültürel İslamcısına da o zaman kavuşacaktır. Şimdi Kürtlere karşı kullanılma ortamında birçoğu kendi gerçek niteliğinden uzaklaşmıştır. Zaten Türkiye’nin bugüne kadar ciddi sorun yaşaması ve bir kördüğüme dönüşmesi de bu gerçeklikten ileri geliyordu. Artık her güç ve kimlik yerli yerini bulacaktır. Bu da gerçek özgürlük, demokrasi ve sosyalist yaşamın önünü açacaktır.
Yakın zamana kadar AKP’ye karşı mücadele eden sadece Kürtler kaldı denilirken; şimdi Kürtlerin mücadelesi makul bir çözüm zeminini doğurmuşsa bundan rahatsız olmak dürüst bir yaklaşım olmaz. Kürtler sadece mücadele etsin, savaşsın, AKP ile çelişkisi olanlar ya da Türkiye ile çelişkisi olanlar yararlansın anlayışı içinde olunamaz. Kürt hareketi böyle davranamaz. AKP, Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda adım atmazsa kuşkusuz yine mücadele edilir. Zaten Kürt Özgürlük Hareketi hem mücadele seçeneğine hem de çözüm seçeneğine kendini hazırlamış bulunmaktadır. Dolayısıyla AKP Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme konusunda adım atmazsa herkesten çok da Kürt Özgürlük Hareketi bu mücadeleyi yürütür. Ancak makul çözüm için bir imkan doğarsa bunu da değerlendirir. Bu değerlendirme Türkiye’deki tüm halkların, toplumsal kesimlerin, etnik ve dinsel toplulukların hayrına olacaktır. Bundan hiç kimse kuşku duymamalıdır. Çünkü demokratikleşmeyen bir Türkiye, diğer sorunlarını da demokratik temelde çözmeyen bir Türkiye Kürt sorununu hiçbir biçimde çözemez. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünün denklemini böyle anlamak ve buna göre hareket etmek gerekir.

MUSTAFA KARASU