TC kurulduğundan beri, Kürtlerin kişiliğinde bu insanlık suçu işlenmektedir. O günden beri suçları yüzlerine haykırılmaktadır. Fakat utanma yerine, “yağmur yağıyor” sanıyla “ya Rabbim şükür” demektedirler.
Faşizm dediğimiz ırkçılık sularında, utanmazlık da bir yaşama biçimi…
Yasaklayarak önleme hadlerini, güçlerini aştığı için, Kürt dilinin yok olmasını başaramadılar. Fakat, eğitim imkanları tekellerinde. Kürtler esir, ellerinde olmayarak verdikleri vergilerle, onların dilleriyle eğitim işkencesine katkı yapmaktadırlar.
Türk parlamentosunun anayasa komisyonu, “ne mutlu Türküm diyene” ırkçı sloganlı tekmil partilerinin birleşmesiyle, Kürtçenin, eğitimde yasaklı kalmasına karar verdi. Bu kültürel ırkçılığın devamı, AKP “yasakları kaldırdık” yalanının gün ışığında parlaması olarak, Kürt soyunun kültürel kırımına devamdır.
Oysa, Şeyh Said’den bugüne akan, Kürt isyanlar zincirinin çıkış hazinesi, temeli, patlama noktası, vahşetin adı olan bu ırkçılıktı. Bunca kan, yangın ve göz yaşından sonra, bir yanda “kardeşlik üzere barış” yalanı, öbür yanda Anayasa taslağı ile yasak, inkara devamı perçinleme vahşetine devam, utancın, tescilidir.
Bu, “barış ve kardeşlik” yalanları arasında, bir halka, çalınıp, zorbalıkla el konulmuş onurları olan dillerini geri alma uğrunda, savaşmaktan başka yol, yordam, seçenek bırakmamak demektir. Savaşı kızıştırmaktır.
Ancak, karar şaşırtıcı değildir. İçi, dışı türlü-çeşitli utançla dolu, yalanlar dolambacı bir yaşama biçiminin devamıdır. Bugüne kadar, içinde debelendikleri utançtan dolayı, kimseciğin yüzünün kızardığı da görülmedi.
Hala dünyaya dönüp, insaniyet ve özgürlüklerden söz etmeleri, utancın öteki yüzüdür. İçerde Kürt kültürünün soyunu kurutmaya çıkanlar, dışarıda “ey özgürlük” diyerek Mısır’da, iktidar savaşında yenik düşen yandaşların yasını tutmaktadırlar. Yine, kendilerine yakışanıyla özgürlük diye diye Suriye’de insan kesip, ciğerini yiyen katiller, eli, kolu bağlı masumlara tecavüz edenlerle ortak cephe kurmaktadırlar.
Kürtlerin karşı karşıya olduğu bela, bu soydandır. Dil yasağı yüzlerine yakışmaktadır. Herkesin insaniyeti kendine de, onur savaşı veren Kürtlerin içinden çıkan utanca ne demeli?
Kürtlerin, ana dilleriyle eğitim görme yasağını anayasa maddesi haline getiren komisyonun Türk ırkçılığı konsunda en cazgır, en hiddetli şekilde canla, başla ter dökeni bir Kürt’tü. CHP’den komisyon üyesi Atilla Kart…
Kart, annesi, babası Türkçe biliyor muydu, bilmiyorum. Ama o sürgüne çıkarılıp, Konya’nın Cihanbeyli’sine yerleştirilmiş bir Kürt aşiretindendi. Kürtlerin oyu ile seçilmişti. Topladığı oy sahipleri arasında, Kürtlerin gasp edilmiş, çalınmış onuru uğrunda, dayanılmaz bedeller ödemiş aileler de vardı.
Atilla Kart, herhalde komisyondan çıktıktan sonra, telefona sarılıp, “müjdeler olsun, iyiliğiniz, mutluca yaşamanız için, onurunuzu çiğneyip, dilinizin kırımına devam kararı çıkardım” diye övünmüş, oy pazarında Kürtlük de oynayan, Diyarbakırlı Sezgin Tanrıkulu da alkışa durmuştur; kim bilir...
Kürdistan mücadele tarihi böyledir. Bir yanı can feda onur mücadelesi verenler, öteki yanı utançla beslenenler…
Ve, üstelik utanç erbabı, yeri geldiğinde “Kürtlük de bizde” naraları atmakta, utançtan insan içine çıkma yüzü olmayan hırsızlara yaşayanla kuytulukta kırımcılara tetikçi tedarik edip, muhbir ağı kurarak hizmet sunmaktadırlar. Hizmetlerinin karşılığında “gemisini utanç sularında yüzdüren kaptan”dır, bunlar.
Her dönem, halkına karşı kırımcılar safında iş tutarak, efendilerine kendini kanıtlayan ailelerin temsilcileri, ödül olarak kırımcı partilerden parlamentoya buyur edildiler.
Utanmazlık pazarıdır, bu. Pazarda, insanca değerler satılıyor. Kimileri onurunu satmayı kazanç biliyor. Şeyh Said’den beri bu öyle, AKP, CHP Kürtleri de bugün böyle.
1990’larda Kürdistan kanayıp yanarken, Tansu Çiller’in karar mekanizmasında bakan olan birinin yeğeni, şimdi boşluk dolduran olarak, hizmetine karşılık nimetler dermektedir. Hatta yeri geldiğinde, “biz Kürtler” bile demektedir.
“Pazar kurulmuş, haraç-mazat onur satılıyor” piyasasında.
Dil yasağı ile soykırım saflarında yer tutanlar için, sakın, “nasıl insan içine çıkacaklar?” diye sormayın. Onlar, dil yasağının evrensel insanlık suçu utancını da, evirip, çevirerek, alanına fazilet, dahası Kürtlerin yararına diye sunacaklardır. Düşmüş, utanma duygunu kaybetmiş cellatların, dünden bugüne hali budur. Dün nasıl ihalelerin serin gölgelerinde, yüzlerine yağanı, “Allaha şükür yağmur yağıyor” diyerek sıvazlayıp yuttularsa, aynısını yapacaklardır.
Bunlara rağmen mücadele, mevzi kazanımlarıyla sürüyor…
Kürt soyunun kırımına devam!..
Birleşmiş Milletler sözleşmesinde, dilin yasaklanması ırkçılıktır. Bir yeryüzü insan topluluğu soyunun, kültürel olarak kırımı, cinayet gibi insanlığa karşı işlenmiş suçtur.