Ulus devlet çağında Kürtlerin bağımsızlığa ve devletleşmeye en fazla yaklaştığı dönem Mahabad merkezli Kürt Cumhuriyeti dönemidir. Ulusların kendi kaderini tayin hakkının ulus devlet kurmak olarak yorumlandığı çağda, Qazi Muhammed ve Mahabadlıların böylesi bir talepte bulunmaları Kürtler adına saygı gerektiren bir durumdur. Fakat ortada bir başarısızlık vardır ki, günümüzde yol kat edebilmek için bu başarısızlıktan doğru sonuçlar çıkarmak gerekir.
Kürt Cumhuriyeti deneyiminde yapılan en büyük yanlışlık kuruluş temellerinin atılmasından, yıkıldığı ana kadar en önemli desteğini kendi halkından ve ulusal birliğinden ziyade Sovyetler Birliği’nden almasından kaynaklanıyordu. 20. yüzyılın iki bloklu dünya sisteminin düşünce kalıplarının dışına çıkamayan Qazi Muhammed ve arkadaşları, Kürt olgusunun bölge ve dünya siyasetindeki yerini tam çözememiş ve bundan dolayı da Sovyetleri taktik bir ittifaktan ziyade stratejik bir ittifak olarak ele almıştı. Bundan kaynaklı olarak da Cumhuriyet’in temellerini Sovyetlerin askeri, siyasi ve kültürel desteğiyle atmıştı. Fakat II. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler İran’dan geri çekilmek zorunda kalınca, petrol imtiyazı alma karşılığında, Kürtler başta olmak üzere İran’daki etnik gruplara sunduğu desteği de çekti.
Aslında Qazi Muhammed, Sovyetler çekilmeden önce İran’ın kendilerine yaptığı ‘Kürt bölgelerinin özerk bir Kürdistan eyaleti altında toplanması’ teklifini kabul etmek istemiş ama tüm Kürtlerin birliğini ve desteğini sağlamadığı için Sovyetlerin desteğinin de kesilmesini göze alamamıştı. Bundan dolayı da teklifi kabul etmemişti. Zaten Kürt Cumhuriyeti’nin yıkılışı da bu aşamadan sonra geldi.
Benzer bir durum Irak’ta da 1970’li yıllarda yaşandı. İktidara daha yeni gelen Irak BAAS rejimi, Kürtleri bölgede çatışmalı olduğu İsrail ve onun yakın destekçisi İran’dan uzaklaştırıp yanına çekmek için bir anlaşma teklif etti. Anlaşmayı görüşmek amacıyla Mustafa Barzani, Bağdat’a gitti ve burada hükümet adına Saddam Hüseyin ile görüştü. 11 Mart 1970 gecesi de bir anlaşma imzaladılar.
Anlaşmanın içeriğinde anayasal çerçevede Kürtlerle Araplara eşit haklar uygulanmasından tutalım, Kürt bölgesindeki ekonomik geri kalmışlığın ortadan kaldırılması ve eğitim kurumlarının artırılması, halkın çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bölgelerdeki resmi kurumlarda Kürtlerin ya da Kürtçe bilenlerin görevlendirilmesi, Kürtlerin vali, vali yardımcısı ve emniyet müdürü gibi sorumlu makamlara da tayin edilebilmesi, Kürtlerin nüfus oranına uygun olarak Irak Parlamentosu’nda temsili, devlet ve genelkurmay başkan yardımcılarının Kürt olması, örgütlenme özgürlüğünün tanınması ve pêşmerge birliklerinin dağıtılmaması, sınır güvenliği ve bazı iç güvenlik konularında görevlendirilmeleri gibi bir dizi önemli maddesi bulunuyordu.
En önemlisi de anlaşmanın yürürlüğe girmesinden 4 yıl sonra otonominin ilan edileceği ifade ediliyordu.
Fakat anlaşma hiçbir şekilde yürürlüğe girmedi. Bu konuda taraflar birbirini karşılıklı suçlasa da olayın arka perdesinde İran ve İsrail’in bu dönemde Barzani ailesine sunduğu vaatler yer alıyordu. İran rejimi, kendisi ve İsrail adına, Barzani’yi Tahran’a davet etti. Davete İdris Barzani iştirak etti. İsrail ve İran Barzanilere ‘otonomi’ değil, ‘bağımsız Kürdistan’ vaadinde bulundular. Bunu desteklemek için de büyük miktarlarda para ve silah desteği sunma sözü verdiler. İfade ettikleri para ve silahı da verdiler. Bunun karşılığında da Irak devletiyle savaşmalarını istediler. Barzaniler bu anlaşmaya razı geldi ve Irak ile yapılan anlaşmayı fiiliyatta tanımadı. Çatışmalar yeniden başladı ve KDP güçleri 1974 yılına kadar İran’a ve İran sınırına dayanarak Irak’a karşı savaş yürüttü.
1974 yılında İran ile Irak arasında Cezayir görüşmeleri başladı. İran, Irak’tan yıllardır hak iddia ettiği Şattülarap bölgesini kendisine verme karşılığında Kürtlere sunduğu desteği çekmeyi vaat etti. Bu temelde de anlaştılar. İran’ın desteğini bir anda arkasında yitiren KDP ve Barzani ailesi mücadeleyi bıraktı ve ‘aşbatal’, yani ‘herkes evine gitsin’ dedi.
Öz dinamiklerle hareket edilmemesi ve doğru bir taktik ve stratejinin belirlenmemesi Kürt tarihinde hep hüsranlara ve yenilgilere neden oldu. Bu durum Mahabad’da da KDP deneyiminde de onlarca kez yaşandı. Kürt tarihi bize dış güçlere dayanarak ne Kürt devletinin kurulabileceğini, ne de bağımsızlığın sağlanabileceğini açıkça gösteriyor. Bağımsızlık her şeyden önce özgüce, yani ulusal birliğe ve beraberliği dayanmaktır. Geçmişte Sovyetlere ve İran’a dayanarak devlet kuracağını sanan KDP, şimdi de Türk devleti ve İsrail’e dayanarak devletleşeceğini ve bağımsızlık elde edeceğini sanıyor.
Tarih de siyaset de ‘bağımsızlığı’ kimsenin kimseye vermeyeceğini, halkların kendi özgüçleri ve ulusal birlikleriyle sağlayabileceklerini gösteriyor, söylüyor.