Türk devletinin, “çıplak Kralı giyinik gösterme" yalanına ortak olmayı bırakalım artık.
Türk devleti dün, Kürdistan’da eşkıyalıkla mücadele etmiyordu. Bugün yaptığı da “terörle mücadele" değildir. Bu olanlar, taraftarları da saflaşıp ayrılmış, kitlesel olarak cepheleşmiş bir Kürt-Türk savaşıdır.
Yurtları gasp, varlıkları inkar, dilleri yasak edilmiş Kürtler, başkaldırının başlangıç yıllarında “eşkıya" idi, günümüzde ise terörist…
Terörist, korkutan demektir. Türk devleti, halkının özgürlüğü için yola çıkmış, Kürt fedaileri korkutan olarak gösteriyordu.
Gerçek hayatta gaspçı, hırsız ve inkarcı olanlar, söylemlerinde rahmandı. Korku ile savaşan bir kurtarıcı…
Bunların zamane görüntüsü olan AKP ise, IŞİD’le bütünleşecek kadar medeniydi. AKP medeniyetinin bir eli gasp için Irak içlerinde, öteki Suriye’de akan insan kanındaydı.
Avrupa’yı mülteci şantajıyla haraca bağlıyordu.
Beri yanda, dün katil dediği İsrail’e “ver elini öpim„ diyor, onların desteğini almak için, kışkırtıp ortalığa saldığı Filistin’in Hamas adındaki teşkilatını satıyor, böylece çevrede ihanet etmediği kimse bırakmıyordu.
Buna rağmen, utanmasızdı. Kürtler, Avrupa’da, Amerika’da, en son Rusya başkentinde kabulde, ama onların dili ucunda teröristti. Terörist olmalarının bir nedeni de katil, tecavüzcü, hırsız IŞİD’le savaşmalarıydı…
Diyarbakır Belediye Başkanı Gülten Kışanak’ın sözüyle bugün, “terör sözünün arkasına gizlenmiş kocaman bir savaş var„ Kürdistan’da.
AKP’nin, “birlik ve beraberlik“ yalan kılıfı içinde gösterdiği Türk devleti, kendi içinde Kemalisti ve dinci, dinciler de çeteler adacıkları olarak paramparçaydı. Asıl büyük yarılmayla, adını doğru söyleme zamanı. Gerçeği yalanla sıvamanın anlamı yok. Kürtler almış başını gitmiştir.
Taraftarlardan her biri, kendi kaybına yanıyor, ölülerinin yasını tutuyor.
Kürdistan’da cenazeler, yer yer yüzbinler katılımıyla kalkıyor. Taziye evleri dolup taşıyor.
Türk tarafının medyası, ölen asker ve polisleri “yürek yanıyor" veya “eve ateş düştü" diye anıyor. Ciğeri yananlar, intikam hırsıyla eşkıyalaşıyor, keskin nişancı olarak karşımıza çıkıyor.
Bir yerde yas evleri, alanları, cenaze törenleri ayrılmışsa orası bölünmüş, karşılıklı mevzilenmiş iki düşman var demektir. Kürtler ve Türkler birbirinden uzak giden iki dünyadır bugün.
Düşman Kürdistan’ın şehirleri Cizre, Silopi, Nusaybin, Kerboran (Dargeçit) Amed’in ortası olan Sur’un tepelerine kurulmuş tanklar, toplarla hedef ayırımı yapmadan gülle yağdırıyor. Şehirler yanıyor. Havaya toz toprak savrulurken, vurulmuşların feryadı duyuluyor.
Askeri ve polisine yüreği yanan veya evine ateş düşen Türk medyası, bedeni toz ve toprağa bulanarak havaya savrulan, keskin nişancılarca katledilen Kürt çocuklarını, kadınları hiç görmüyor.
Türk medyası, kin ortağı kör bakıyor, görev başı yaptığında, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın “son ferdine kadar" diyen öldürme yeminlerini yayıyor, “terörle mücadele" sözü yalanını, ahlaksızlığın amentüsü olarak sunuyor.
Bu, AKP’nin öncülüğünde IŞİD dincisi kesilmesiydi. IŞİD dinciliğinde vicdana yer yoktu. Ahmet Altan’ın cümlesiyle, dincileşen ordu ve polis giderek “intikam" aygıtına dönüşüyordu. Adım attıkları yerde, Kürt cenazesi kalkıyordu.
Kemal Göktaş, Cumhuriyet gazetesinde Türk ordusunun IŞİD’le iç içeliğini tefrika ediyordu.
Eski cellat taburları JİTEM kılık değiştirmiş, IŞİD kılığına girmişti. Kürtlerden oluşan kiralık katil birliği Hizbullah da isim değiştirmişti. Mafya beyaz gömlekli, Osmanlı Ocakları da lüks jeeplerle yeni çeteciliği tamamlıyordu.
Devlet bir kere daha çeteydi. Çete, IŞİD sloganlarıyla saldırıyor, şehirlerin yükseltilerinde mevzilenmiş nişancılar olarak balkona, bahçe kapısına yanaşan kadınları, çocukları vuruyor, Türk medyası vurulmuşların toplamını “zaferin" rakamsal sonucu olarak açıklıyordu.
Kürtleri katledenler, sonra utanıp sıkılmadan geride kalanlara dönüp “kardeşim" diyorlardı.