AKP ve Tayyip Erdoğan’ın göremediği temel gerçek şudur: Türkiye kendi içinde etnik, ekonomik, dinsel ve siyasal bir çatışmaya doğru hızla yol alıyor. Bu çatışma artık bir potansiyel tehlike olmaktan çıkmış, bazı somut örneklerle yaşanmış, yaşanıyor ve yaşanacağa benziyor. 

Birincisi ve yakıcı olanı Kürt-Türk çatışma zeminidir. Bu zemini Kürt düşmanlığı içeren Fethullahçılar, Ergenekoncular ve AKP’liler hazırladı, birbirlerine devretti ve AKP şimdi görünürde uygulayan güçtür. Sinop’ta devletin deyimi ile ‘asimile olmuş MHP’li Kürtler’ Türk ırkçıları tarafından linç edilip, evleri yakılmaya çalışılıyorsa, İstanbul’da bir inşaat işçisi Kürt olduğu için ırkçı Türkler ve AKP’liler tarafından üzerine benzin dökülüp yakılıyorsa, Ankara’da Kürt illerine giden otobüsler kurşunlanıyorsa bu Kürt-Türk çatışma zemininin toplumsal alanda kendisini göstermesi anlamına gelmektedir. Bu en tehlikeli yandır. Ama AKP iktidarı ve Türk devlet aklı bunu bizzat teşvik etmekte, planlamakta ve yapmaktadır. Bu politikayı da şundan anlıyoruz. Kürtlerin kazandığı belediye başkanlıklarına Kayyum darbeleri ile el koymak, gasp etmek ve o belediyelere Türk Bayrağı asmak, Kürtçe yazıları silmek, Kürtlere en büyük hakarettir. Yani AKP ve Türk devletinin bütün bileşenleri diyor ki ‘Kürdün siyasi, toplumsal ve askeri hiçbir şekilde iradesi yoktur, olamaz’. Bu red ve inkar, imha politikasıdır. Bu politikanın bir başka yönü de ‘Kuzey Irak yani Güney Kürdistan’daki Kürt oluşumu hataydı ve Kuzey Suriye’de yani Rojava’da Kürt oluşumuna asla izin vermeyiz’ demeleridir. 

Bununla bitmiyor. Şu anda Türkiye’de devlet dairelerinde, eğitimde, sağlıkta sadece Kürt, Alevi oldukları için işten atılan ve atılacak olan on binlerce, yüz binlerce işçi ve memur da Kürt düşmanlığı bir politikanın sonucudur. Dolayısıyla Türk devletinin son dönemdeki söylem, uygulama ve oluşturulan diğer politikaları Kürtleri hedeflemektedir. Hatta Kürdün, korucusu, zengini, fakiri, memuru, işçisi, gerillası, gazetecisi, siyasetçisi arasında hiçbir ayırım yapılmadan hedeflenmektedir. Yani artık Kürt olan ve Kürde dair herşey Türk devletinin ve AKP Hükümetinin hedefidir. Ve Kürtler bunu bilincine varmış, varıyor, varacaklar. Bu Türkiye’deki etnik çatışmanın en büyük boyutu alacak bir durumdur. Etnik çatışma ve savaşın boyutlanmamasını PKK ve PKK’nin lideri Abdullah Öcalan önlemekte ve çatışmayı sınırlı bir alanda tutup demokratik çözümü hedeflemektedir. Eğer bu iki temel dinamik yani İmralı’daki sayın Öcalan ve PKK yönetimi olmasa Türkiye, balkanlardan da Irak ve Suriye’den de daha kanlı bir iç savaşa girecektir. Bu da hergün onlarca insan yerine on binlerce insanın ölümü anlamına gelir. 

Türkiye’deki ikinci iç savaş potansiyeli Türkün Türkle savaşıdır. Bu Türk iç savaşının boyutlarının ne olabileceği 15 Temmuz 2016 ve sonrasındaki askeri darbe girişimi ve sonrasında ortaya çıktı. Hem de ikisi de islamcı ve Türkçü olan iki siyasi yapının iktidar kavgası nedeniyle bir birlerini tanklarla ezip, savaş uçakları ile bombalayıp, birbirlerini linç edecek kadar nefret eden boyuttaydı. Bu tehlike ne bitmiş, ne de etkisiz olmuştur. Fethullahçılarla AKP’liler arasında sanılan bu iç savaşın Ergenekoncu Kemalistlerle yine dinci AKP’liler arasında yaşanacağı gibi, laik Türklerle dinci Türkler hatta farklı futbol takımlarını tutan Türkler arasında bile cereyan edecek iç savaş denklemidir. Yani Türkün Türkle kavgası da bitmiş değil. Birbirlerini boğazlayacak kadar birbirlerinden nefret edenlerin hali şu an AKP ve çevresinde görülmektedir. 

Üçüncü çatışma potansiyeli ise Türkün Araplarla çatışmasıdır. Türklerin Suriye’ye girmesi, orayı dizayn etmeye çalışması günlük olarak durum kurtarsa da Araplarla Türklerin çatışma ile karşı karşıya kalacağı gerçeği söz konusudur. Tarihsel olarak İslam ortaklığı dışında bir ortaklığı olmayan bu iki toplumun siyasal ve askeri olarak bir birlerine zor kullanacakları gerekçeleri arttırmıştır. Araplar Türk yayılmacılığını kabul etmeyecekleri gibi, topraklarında Türk işgaline de razı değiller. Bu da orta vadede görünen ama erkene alınabilecek bir çatışma potansiyelidir. 

Bu üç gerçekliğin birbirini tetikleyecek çatışma zemini yaratacağını da iyi görmek gerekir. Özcesi, İmralı’dan Kürdistan ve Türkiye halklarına gelen Öcalan’ın selamı çatışmaların daha fazla büyümesini engelliyor. Ama çözüm olmazsa, AKP kendisine çeki düzen vermezse çok ama çok daha beteri yaşanabilir. Ve AKP, ne Ergenekon ve Kemalistler ne de başkaları kendilerini kurtaramazlar.