İçinden geçtiğimiz süreç, her bakımdan Kürtlerin lehine gelişme ve kazanımları anlık olarak ortaya çıkardığı bir süreç. Kırk yılı aşkın yürütülen özgürlükçü mücadelenin sonucunda gelinen bir aşama oluyor. Manen ve madden hala anlık olarak ödenen büyük bedellerle ortaya çıkarılmış bir gelişme düzeyidir. Kürdistan’da yürütülen özgürlükçü mücadelenin sebep olduğu bazı yan gelişmeler de var tabi. Örneğin; 90’lı yıllardan beri KDP’nin tekeline aldığı Güney Kürdistan’daki gelişmeler bunların başında gelmektedir. Kürt soykırımı üzerine inşa olmuş olan Türk devleti ve müttefiki olan diğer bazı uluslararası güçler, bu partiyi yıllarca PKK karşısında kullanmaya çalıştılar.

PKK öncülüğünde yürütülen Kürt özgürlük mücadelesini geriletmek, tasfiye etmek hatta teslim almak amacıyla kullanmak istediler. İki binli yılların başına kadar PKK ile savaşır bir pozisyon içinde tutmaya çalıştılar. Ancak uluslararası komplo ardından Kürt halkının yaşadığı her yerde ve özellikle de Güney Kürdistan’da, gerek Önder Abdullah Öcalan’ı ve gerekse Kürt Özgürlük Hareketini sahiplenme düzeyi karşısında KDP, daha önce açıktan yürüttüğü bu siyasetini biraz daha mahrem sınırlara çekmek zorunda kaldı. Ancak PKK ile savaş ve çatışma siyasetini mahrem sınırlara çekmiş olması, özgürlükçü Kürt kazanımlarını kabullendiği anlamına gelmiyor. Kürtlerin güncel olarak Rojava ve Kuzey Suriye Federasyonu kapsamındaki devrimsel gelişmelerini, yine Şengal’de Êzîdî Kürtler lehine elde edilen kazanım ve gelişmeleri kendi aleyhine görüyor. Özgürlükçü Kürtlerin çoğalmasını ve özgürlükçü coğrafyanın büyümesini istemiyor, kendi çıkarına görmüyor. 

Bu gün Kürtler lehine ortaya çıkmış olan bunca gelişme karşısında bir Kürt partisinin, halen özgürlükçü Kürt kazanımlarını yatsıma üzerinden siyaset yürütüyor olmasını ve Kürt Ulusal Birliğine bir türlü gelmiyor olmasını, Kürtler artık kabul etmiyor. Çünkü özgürlükçü Kürtler şu anda Arap halkıyla birlik oluyor, Süryani halkıyla, Keldani, Asuri, Ermeni halklarıyla birlik oluyor. Bölgede yaşayan başka etnik, inanç ve mezhep yapıları da var, bunlardan da zeytin dalı uzatanlar az değil. Bölgede yaşayan sosyokültürel çeşitlilik, özgürlükçü Kürtler etrafında böyle birleşip çeperleniyorken, devletçilik bağımlısı olan bir Kürt partisinin, hala Kürt Ulusal Birliğine gelmemesi, bilimsel olarak akıl almaz duygusal olarak da çok üzücü bir durumu ifade ediyor. 

KDP kendisini, özgürlükçü Kürtler etrafında oluşan bu demokratik gelişmenin dışında tutuyor. Üstelik dağılması için elinden geleni yapıyor. Çünkü özgürlükçü Kürt hareketi, bölgenin özgürlük ve demokrasi taleplerini yan yana getiriyor, birleştiriyor, örgütlü iradeli bir güç haline getiriyor ve giderek bölge adına muhataplık kazanan bir durum ortaya çıkarıyor. Rojava ve Kuzey Suriye Federasyonu kapsamında özgürlükçü Kürt hareketinin giderek uluslararası güçlerce de muhatap alınıyor olması, DAİŞ karşısında yürüttüğü mücadeleden dolayı destek buluyor olması, geçmişte kendini Kürtlerin tek temsilcisi olarak görmeye alıştırılmış olan KDP’de büyük sarsıntıya yol açıyor. Kürtlerin lehine her gün yeni bir gelişmenin yaşandığı böyle bir süreçte, izlenmesi gereken tek doğru yolun Kürt Ulusal Birliğini hızlıca geliştirmek olduğunu herkes görüyorken, buna gelmemek, üstüne üstlük tüm bu gelişmelerin tersi yönde bölgede bir Kürt devleti söylemini yerli yersiz kullanmak, uzun vadede Sayın Barzani’ye de kaybettirecektir. Çünkü artık özgürlükçü Kürt hareketi sadece bir parçadaki Kürtlerin ya da sadece Kürtlerin hakları üzerine kurulu bir hareket olmanın çok çok ötesine geçmiştir. 

Bölgede yaşayan tüm etnik inanç ve kültür yapılarının büyük bir beklenti içine girdiği ve kurtuluş umudunu bağladığı, tüm bölgede özgürlüğü ve demokrasiyi sağlamanın garantör gücü haline gelen bir harekete dönüşmüştür. Kendini; Kürtlerin ezici çoğunluğu tarafından destek gören tüm bu özgürlük ve demokrasi yanlısı gelişmelerin dışında konumlandıran, eski köhnemiş devletçilik söylemi üzerinden geçinen, Kürt Ulusal Birliğine gelmeyen Kürt yapılarının aşılmak dışında bir şansları artık kalmamıştır.