HDP’li Mithat Sancar, komisyonda kabul edilen iç tüzük değişikliğiyle “Kürt” ve “Kürdistan” gibi kavramların cezalandırılmak istenmesinin AKP’nin ideolojik olarak MHP ile aynılaşmasının bir sonucu olduğunu söyledi. Sancar, bunun Kürt varlığını hedef aldığını belirtti.

Meclis işleyişini düzenleyen iç tüzük değişikliğine dair AKP ve MHP’nin ortaklaştığı teklif, dört gün süren mesainin ardından Anayasa Komisyonu’ndan kabul edildi. Gece yarısına kadar devam eden görüşmelerde, CHP ve HDP’nin muhalefeti susturmaya dönük eleştirilerine rağmen kabul edilen teklif, bu hafta başında Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanacak.

Komisyonun HDP’li üyesi Mardin Milletvekili Mithat Sancar, komisyon aşaması sonrası dihaber’e yaptığı değerlendirmede, tamamlanan iç tüzük teklifinin normal bir iç tüzük değişikliği olarak gündeme gelmediğini, asıl amacın Anayasa değişikliği için gerekli olan uyum yasalarını rahat bir şekilde geçirmeye yönelik olduğunun altını çizdi.


İktidarın Meclis’i oluyor

Sancar, düzenlemeyle birlikte muhalefetin Meclis’te gündem belirleme imkanlarının kısıtladığını ve konuşma sürelerinin azaltıldığını belirterek, milletvekillerine de bir ceza tehdidini kapsadığını kaydetti.

“İç tüzüğün çeşitli maddelerinde muhalefetin belli konuları gündeme taşımasına imkan veren hükümler törpülendi” diyen Sancar, böylelikle hükümet ya da iktidarın çok daha rahat bir şekilde Meclis’i istediği yönde çalıştırılabilmesinin önünün açıldığına işaret etti.

Sancar, “Aslında Meclis’i bir tür yasa makinesi haline getirmek gibi bir hedefleri var. Ülke gündeminin tartışıldığı muhalefetin etkili olduğu bir Parlamento istemiyorlar. Ülke meselelerinin tartışılması ve iktidarın muhalefet tarafından denetlenebilmesi konusunda imkanları oldukça daraltıldı. Meclis’i iktidarın ihtiyaç duyduğu düzenlemeleri kolayca ve hızlı bir şekilde geçirebileceği bir devlet kuruma dönüştürmek hedeflendi” dedi.


AKP ile MHP aynı oldu

Teklifin bu boyutuyla birlikte ikinci önemli bir özelliğinin de parlamenterlerin düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlamak olduğuna dikkat çeken Sancar, şunları söyledi: “Özellikle teklifin 14. 15. ve 16. maddeleri bu amaca dönüktür. Aslında düşünce özgürlüğünü kısıtlamanın ötesinde bu maddelerin ideolojik bir rengi de var. Bu madde belli bir siyasal zihniyeti temsil etmektedir. Bu madde çokça yakın olan inkârcı, asimilasyoncu yeni bir resmi ideoloji yaratma heveslerinin bir ifadesidir. Resmi bir ideoloji yarattığınız anda da faşizmin sularına, sınırlarına girmiş olursunuz. Bir milletvekili ‘Kürdistan’ kelimesini kullandığında burada öngörülen cezaya çarptırılacak. Esasında Kürt coğrafyasına ait tanımlamaların kullanılmasını da para cezasına bağlıyor. Bu teklifle AKP öyle anlaşılıyor ki ideolojik açıdan MHP ile aynılaşmıştır. Çok övündükleri asimilasyonu ve inkarı bitirme iddiası da tamamen çökmüştür. İnkarı ve asimilasyonu Meclis’te güçlü bir şekilde canlandırmış oluyor.” 


Kendi yasalarını bile dinlemediler

Sancar, değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Teklifin 15’inci maddesi doğrudan Kürt varlığını hedef alan değişiklik, aslında mevcut hukuk düzeniyle de çelişki içerisindedir. Kürdistan kelimesinin kullanılmasının suç olmadığı Yargıtay içtihatlarında mevcuttur. Yine federasyonu tartışmak da suç olarak görülmüyor. Ayrıca şu an Kürdistan kelimesi bulunan iki siyasi parti resmen faaliyettedir. Bunlar resmen tescil edilmiştir. Anayasa’nın 83’üncü maddesi de milletvekillerinin sözlü açıklamalarına dair kürsü dokunulmazlığı kapsamında mutlak bir koruma getirmiştir. Ancak buna rağmen bu düzenle getirildi. Sonuç olarak bu maddelerin hedefi Kürtlerin kendi temsiliyetlerini kendi bakış açılarıyla temsil etmelerine bir engel daha çıkarmaktır.” 


Sürekli tehdit kaynağı

Düzenlemenin 15. maddesinin kendi içerisinde muğlak olduğunu da belirten Sancar, “Böyle muğlak ifadelerle dolu bir düzenlemenin bu hâliyle muhalefet milletvekillerine yönelik sürekli bir tehdit kaynağı olarak kullanılmasının da önü açılacak. Söz hakkı kısıtlamaları, muhalefetin etkili olma imkânlarının sınırlanması Parlamentonun itibarını da işlevini de zedeliyor ama aynı zamanda muhalefeti bu tür, hele ağır para cezası sonucu da bağladığınız disiplin hükümleriyle terbiye etmeye kalkarsanız artık muhalefetsiz bir parlamento istediğinizin ayrıca kanıtlanmasına gerek olmayacak bir durum ortaya çıkmış oluyor. Muhalefetsiz parlamento ise parlamento değildir” diye konuştu.


Hukuk devletiyle ilgisi yok

Sancar, milletvekillerinin döviz ve pankart gibi materyalleri kullanması yine kullanacağı ifadelere dair ceza yaptırımı ile düzenlemelerin hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığının altını çizdi. Sancar, “Hükmü uygulayacak olan makamın da birleşimi yöneten Meclis Başkanı ya da başkan vekili olduğunu düşündüğümüzde doğal olarak bu hükmü yorumlama yetkisinin de kendisinde olduğu sonucunu çıkar” diyerek, bunun da keyfi uygulamaları beraberinde getireceği eleştirisi yaptı. 


AKP-MHP-Ergenekon koalisyonu

Meclis’te iç tüzük değişikliği konusunda daha önce da birçok kez çalışmalar yürütüldü. Grubu bulunan siyasi partilerin temsilcileriyle uzlaşma aranan bu çalışmalara rağmen bu değişiklik MHP ortaklığıyla getirildi.

AKP’nin uzlaşı arayışlarını artık tamamen bıraktığını ifade eden Sancar, şunları vurguladı: “Dokunulmazlıkların kaldırılmasını da tek başına getirdi. 16 Nisan’daki tartışmalı referandum değişikliğini de sadece MHP ile yaptı. CHP ve bizimle herhangi bir uzlaşma arayışı olmadı. AKP ülkeyi şu an bir koalisyon ile yürütüyor. Bu koalisyonun bir unsuru Ergenekon bir unsuru da MHP’dir. Böyle bir koalisyon ile hareket eden bir partinin uzlaşmak için bizleri ziyaret etmesi beklenemezdi. Aslında AKP’nin MHP’ye de ihtiyacı yoktu. Bunu gerçekleştirme için basit çoğunluk yetiyordu. MHP ile yaptıkları ittifak onların siyasi ittifaklarının başka bir yansımasıydı. MHP aslında koalisyon ortağıdır. O nedenle bu bloğun bir parçası olarak kabul edildiğinden ihtiyaç olmadığı bir konuda da onun önerileri anılıyor ve kabul ediliyor.”          


Kürt karşıtı olan 15. Madde


17 maddeden oluşan değişiklik, bir çok kritik konuyu kapsıyor. 

Ant içme maddesi yeniden düzenlenirken, buna göre ant içmeden imtina edenlerin ya da yemini geçersiz sayılanların milletvekilliği de geçerli sayılmayacak. 

Milletvekillerinin ve grupların konuşma süreleri kısıtlanıyor. Ayrıca önergelerin okunması birleştiriliyor ve genel görüşme önergelerine 500 kelime ile sınırlandırma getiriliyor. 

Bütün bunlarla birlikte değişikliğin en kritik düzenlemesi 15. madde de yer alıyor. Maddede, “Görüşmeler sırasında Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanına ve Başkanlık görevini yerine getiren Başkanvekiline hakarette bulunmak, sövmek veya onları tehdit etmek yahut Türkiye Cumhuriyetine veya onun Anayasa düzenine sövmek, Türk Milletinin tarihi ve ortak geçmişine yönelik hakaret ve ithamlar ile Anayasanın ilk dört maddesine aykırı beyanlarda bulunmak, Türkiye Cumhuriyetinin Anayasa ve kanunlarda düzenlenen idari yapısı ve yerleşim birimlerine ilişkin Anayasa ve kanunlara aykırı isim ve sıfatlar kullanmak” gibi bir düzenlemeye gidiliyor ki, bu da daha önce Meclis’te tartışma konusu olan “Kürdistan, Amed, Dersim” gibi tanımlamaları, cumhurbaşkanına yapılacak olan eleştirileri suç kapsamına alıyor. 

Bunların işlendiğine karar verildiği zaman da, milletvekillerine önce maaşının 3’te birinin kesilmesi cezası kesiliyor. Böylece bir milletvekili bir ayda 3 kez, “istenmeyen kavramları, tanımlamaları” kullandığı veya Cumhurbaşkanına eleştirilerde bulunduğu zaman maaşından olmuş olacak. 


Kürtlere ait ne varsa yok etmek istiyorlar

CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, iç tüzüğün soykırım, katliam gibi ifadeler ile Kürdistan, Amed, Dersim gibi tanımlamaları suç sayıp Meclis’te mahkeme kurduğunu söyledi. Tanrıkulu, “Genel Kurul ya da başkanlık divanı, yargı organı değil. Genel Kurul’da tartışma da olur gerginlik de. İçtüzük gereği ihtar verirsiniz, oturumdan çıkarırsınız ama para cezası gibi yaptırım uygulamayamazsınız, çünkü bu bir cezadır. Cezayı ancak mahkeme verir. Ceza hukuku açısından bir durum varsa zaten AKP bu haklarını kullanıyor. Başkanlık divanında çoğunluk oldukları için Meclis içerisinde AKP mahkemesi kuruyorlar” dedi.

Kürt, Kürdistan, Amed gibi kavramların yasaklı hale getirilmesine de tepki gösteren Tanrıkulu şunları söyledi: “Her şeye yasak getiriyorlar. Daha dün Diyarbakır’da bizim milli şairimiz olan Cegerxwîn’in adını kaldırdı. Onların deyimi ile ‘milli’ diyorum çünkü milli kavramını çok seviyorlar. Cegerxwîn’in adını Diyarbakır’dan kazıyorlar, bizim destanları ile büyüdüğümüz Ehmedê Xanî’nin adını kaldırıyorlar. Yani Kürt tarihine, Kürt mitolojisine, Kürtlüğe ait ne varsa hem bölgede hem de her yerde yok etmek istiyorlar. Çare şu, gerçek yüzlerini hem teşhir etmek hem de ortak mücadele etmektir.” 


  ANKARA





Kürt ve Kürdistan’a devam


HDP Sözcüsü Osman Baydemir, bu değişiklikleri engel olarak görmeyeceklerini söyledi. Baydemir, şunları ifade etti: ”Biz Kürdistan’a Kürdistan, Kürt halkına Kürt halkı, Dersim’e Dersim demeye devam edeceğiz. Yalan söyleyenlerin yalanlarını deşifre edeceğiz.”HDP Sözcüsü Osman Baydemir, bu değişiklikleri engel olarak görmeyeceklerini söyledi. Baydemir, şunları ifade etti: ”Meclis tamamen işlevsizleştirilmek isteniyor, iktidarın noteri haline getirilmek isteniyor. Bir fotoğraf göstersem ceza verilecek. Çünkü gerçeğin açığa çıkarılması para cezasıyla yok edilmeye çalışılacak. Kürt halkı, Kürdistan, Dersim Katliamı, Koçgiri Katliamı, Çorum Katliamı dediğimizde bu cezalandırılabilecek. İşçi cinayetleri, kadın cinayetleri dediğimizde cezalandırılabilecek. Unuttukları bir şey var. Biz Kürdistan’a Kürdistan, Kürt halkına Kürt halkı, Dersim’e Dersim demeye devam edeceğiz. Yalan söyleyenlerin yalanlarını deşifre edeceğiz.”


Anti Kürt tüzüğüdür

HDP’li hukukçu milletvekili Meral Danış Beştaş, ”Bu anti Kürt tüzüğüdür. Kürtlerin haklarının yasaklanması söz konusudur” dedi. 

HDP Adana Milletvekili hukukçu Meral Danış Beştaş, teklifle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Beştaş, ”Bu tüzüğün konuşulacak, tutulacak hiçbir yanı yoktur. Açıkçası antidemokratik, temel hak ve özgürlükleri sınırlayan ve daha da vahimi milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığına müdahale eden bir değişiklik. Tüm maddeleri Anayasa’ya aykırıdır” şeklinde konuştu.

İdari yapıya aykırı tanımlanmaların artık suç olarak belirtileceğini vurgulayan Beştaş, şöyle devam etti: ”Biz Kürdistan, Kürdistan illeri, Kürt illeri ve Kürt halkı dediğimizde açıkçası o maddelere aykırı olacak. Bu değişiklikle Kürt halkının tarihi ve kültürünün yok edilmesi amaçlanıyor. Bu anti Kürt tüzüğüdür. Kürtlerin orada haklarının, özgürlüklerinin tarihsel olarak bu konuya yaklaşımını görünmez kılınmasını ve yasaklanması söz konusudur. Yüz yıllık bir tarihi geçmişten şimdi ise parlamentoya taşınan bir yasak var. 1940’lı yıllarda vatandaş Kürtçe konuşunca para cezası alıyordu. Şimdi ise milletvekilleri parlamentoda Kürtçe deyince ve Kürt dilinde analizler yaptığında aynı cezayı alacak. Geçen gün Meclis’te birkaç dakika Kürtçe konuştum. Orada büyük bir hadsizlikle bir AKP’li milletvekili ‘Düzgün konuş’ diyebiliyor.” 


Değişikliği tanımayacağız

Kürtçe konuşmaya, Kürt halkının tarihini ve kültürünü yaşatmaya devam edeceklerini söyleyen Beştaş, ”Kürt, Kürdistan ve Kürt illeri kavramını yasaklamak abesle iştigal etmektir. Yargıtay içtihatlarına göre suç olmayan ve suç olarak kabul edilmeyen kavramlar Meclis’te kınama ve para cezasıyla karşılanacaktır” dedi.