Atatürk’ün Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, bir nutkunda şöyle diyordu:
"Kemalizm rejimi, milliyetçidir. Sadece Türk milletinin, bu memlekette milli haklar isteğinde bulunma hakkı vardır. (Milliyetçiliğimiz) Diğer unsurların böyle bir hak talebinde bulunmalarına imkan tanımaz. Gerçekleri saklamanın gereği yoktur. Türkler, bu memleketin yegane sahipleri, tek efendileridir. Türk orjininden (köklerinden) gelmeyenlerin bu memlekette, sadece bir hakları vardır: Asil Türk milletine kusursuz olarak hizmetkarlık ve kölelik etmektir."
El hak, TC’nin kuruluş felsefesi, değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek ırkçı temeli budur. Dinciler, 1970’lerde Kemalist ırkçılığa, Hanefi mezhebinin İslamik yolunu ekleme üzere, "Türk-İslam sentezi" talebini dillendirmeye başladılar. Böylece ırkçı yapı, daha geniş bir tabana yayılacak, "ben Müslümanım" diyen her kök, köken, ırktan kişi, yeni ırkçı şemsiye altında kendine yer bulacaktı.
Çünkü, Kemalistler Müslüman olan, 72 milletten herkesin "Türk" olduğuna karar vermiş, ama, "İslam" vurgusunu eksik bırakmıştı. Bugünkü AKP’nin iktidar kadroları, o dönemde sokak ve meydanlarda, MHP’lilerle ağız birliği, kurtlar gibi uluduktan sonra, "Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman" diye bağırıyorlardı.
 İstedikleri aşı, 1980 darbesinden sonra yapıldı. Yeni ırkçılık, "Türk-İslam sentezi" olarak yerleşti. Dincilerin "milli ve manevi değerlerimiz" diye dalgalandırdıkları ırkçılık, Başbakan’ın "tek millet (ırk), tek bayrak (simge)" naralı zımbası, bu doğrultunun ifadesidir.
Irkçılık İslamla sentezlendi, ama Türk olmayanların köle ve hizmetkar olduğu kanunu baki kaldı. Kürtler, yazılı olmayan, ancak "değiştirilmesi teklif bile edilemez" bu kanunu, yaşadıklarıyla bildikleri için isyandaydı. Ancak Müslüman saymadıkları Aleviler ve bir avuç da olsa son Hristiyan Ermeniler, gerçeği kavrayamadılar. Onun için, biri hala "Sivas katliamında adalet nerede?", öteki "Hrant Dink cinayeti neden böyle sonuçlandı?" diye bağırmakta…
Oysa, nafile davada, hak aramaydı, bu. "Türk-İslam sentezi"nin yazılı olmayan kanununa uygun olarak, adalet gerçekleşmiş, Müslümanlar korunmuştu. Çünkü, rejimin kurucularından Adalet Bakanının açıklamasıyla, Türk olmayan köle ve hizmetkardı. Kölenin canı da, malı da efendinin, uşağın hayatı, onun iki dudağı arasındaydı.
 Kürt ise Müslüman da olsa, onurunu çiğyneyip, kendini inkarla "ben bir Türküm" demedikleri için ta başından beri yangınlara, talan ve kırım darbelerine açıktı. Çünkü onlar, kendilerini inkar etmedikleri için, can ve mal güvenliği dahil, her türlü toplumsal hak ve özgürlüklerden yoksun fazlalık, aşağı tabaka, yani Paryaydı. Zulüm müstahaklarıydı.
Türk-İslam sentezinin borazanı günlerinde, Roboskî katliamı ve esir alınmış küçücük Kürt çocuklarına tecavüz, insanlık hukukunda suçtu. Belli bir grubu hedef alan soykırım, tecavüz ise insanlık suçunun, faillerine yakışan en iğrencinden işkenceydi. Ama rejimin, Kürtlere reva normallerindendi. Bu nedenle adaletleri, kamu vicdanları suskun, sağır ve dilsizdi.
Darbecilikten sanık generallerin içeride eziyet çektikleri, Türk medyasında dalgalanıyor, buna karşılık Kürt olmaktan başka suçu olmayan (ırkçı rejimde, Hitler'de olduğu gibi başka aidiyet suçtu) Kürtlerin toplama kamplarına doldurulması normaldi. Türkler arasına düşmüş Kürtlerin linç edilmesi, mallarının talana uğraması vicdanlarında haber bile değildi.
Türk rejiminden esinlendiğini söyleyen Hitler rejiminde de insaniyet halleri böyleydi. O da, saf kan Alman ve güvenilir olmayanları vatandaş saymıyor, onlara iş, yerleşme, çalışma, seyahat etme kapısı açmıyor, belli gün ve zamanlarda sakıncalı insan avına çıkıyordu. Türk medyası da dün, Newroz (onlar Nevruz diyorlardı) öncesinde, bütün bir coğrafyada eş zamanlı olarak girişilen Kürt avını müjdeliyordu.
Kürtler, ta başından beri, Hitler rejimindeki gibi yazılı olmayan kanunlar göre vatandaş değildi. Sadece angarya, bazan ücreti de ödenmeyen, ucuz işçilik, pis işler onlar içindi. Seçtikleri, rejimin hizmetinde ise kabul görüyordu. Gerisi düşman…
Vatandaş olmadıklarının son örneğini, Kütahya’nın Emet İlçesinde gördük. Türk ve İslam kasabalılar, Kürtlerin çalıştırıldığını duyunca inşaatı kuşatıp, canlarını almak için hamle ediyor, onlara ait ne varsa yakıyor, devlet de katil adaylarını pışpışlayıp, "değmez" diyerek sırt okşuyordu. Parya Kürtler ücretlerini de alamayan, devlet tarafından sınır dışı ediliyor, AKP’li Belediye Başkanı Mustafa Koca, rejim adına "Emet halkı galeyana gelmiştir" fetvasını açıklıyordu.
Kaymakam Sefa Güler de, Kürt işçiler gelmeden iki hafta önce fişlerini incelediklerini söylüyor, "sicillerinde, herhangi bir suç kaydı çıkmadı" diyerek, arı Türk ırkını keşif yanılgısından ötürü kasabalılardan özür diliyordu.
Hitler rejiminden sonra, dünyanın neresinde ırkçılık böyle ödüllendirildi demeyeceğiz. TC’nin genel halleri, Kürdistan da, insanlık arayışıyla isyandaydı.
Ört ki, ölem, Hitler'in verdiği acıyı hala yaşayan Almanya, TC’dek ırkçı rejimin başı Başbakana dün, demokrasi madalyası takıyordu…