2008 yılında Amerika’da basılmış olup akabinde birçok dile çevirilen ‘Babamın Cenneti’ (My Father’s Paradise) adlı kitap, 1950’lerin başında Güney Kürdistan’ın Zaxo şehrinden İsrail’e göç eden Kürt Yahudilerin hikayesini anlatıyor. Yazarın, babasının hikayesinden yola çıkarak yazdığı kitap birçok ülkede beğeniyle karşılandı. ABD’de gazetecilik yapan kitabın yazarı Ariel Sabar ile kitabı yazma sürecini ve Kürt Yahudileri üzerine konuştuk.

Öncelikle kitabı yazma aşamasında yaptığınız araştırmalardan biraz bahseder misiniz? Nerelere gittiniz ya da kimlerle konuştunuz?

Kitabın konusu ailemin hikayesi olabilir ancak bu kitap aslında yıllarca çalışmalarımın bir ürünü. Bu kitabı yazmadan önce on seneyi aşkın bir süre gazeteci olarak çalışıyordum. Yazma sürecinde bir tarihçi gibi hareket etmek zorunda kaldım. Aile fertleri ve akrabalarının yanısıra dilbilimciler ve İsrail’de yaşayan Kürt Yahudiler olmak üzere yüze aşkın kişiyle görüştüm. Aile mektuplarını ve fotoğraflarını tek tek inceledim. Amerika, İngiltere ve İsrail’de bulunan milli kütüphanelerden arşiv taraması yaptım. Zaxo’ya iki kere gidip oradaki insanlarla konuştum. Elbette ki babamla da saatler süren söyleşiler yaptım.

Geçtiğimiz ay Londra’da kitabınız üzerine bir konuşma gerçekleştirdiniz ve konuşmanızda kendi öz kimlik ve kültürünüze oğlunuzun doğumundan sonra bağlandığınızı söylediniz. Neden?

Çocukluğum Amerika’nın Los Angeles kentinde geçti. Kendimi o zamanlar Kaliforniyalı olarak görüyordum. Çocukken babamın komik hallerinden ve Ortadoğulu aksanından utanıp babamla herhangi bir bağ kurmak istemiyordum. 2002’de oğlumun doğuşu, benim için bir uyanış oldu. Oğlumun doğuşu bana, ne yeni bir hikayenin ilk bölümü ne de antik bir hikayenin son bölümü olabileceğimizi hatırlattı. Çünkü benim yaşamım aslında, kendilerine ait topraklarda yaşamayan bir Yahudi ailesinin hikayesinin sadece ortasını işgal ediyordu, o kadar. Bir yazar ve şimdi de bir baba olarak, bu kitabı çok uzaklarda bir yerde doğup yaşayan babam ile Amerika’nın modern dünyasında doğup büyüyen oğlum arasında bir bağ olsun diye yazmak istedim.

Yine Londra’daki konuşmanızın sonrasında katılımcılar için imzaladığınız kitaplara ‘ailelerinizin hikayelerine sahip çıkınız’ diye yazdınız. Aile hikayeleri sizin için ya da genel anlamda herkes için neden bu kadar önemli?

Aile hikayeleri farklı nesiller arasındaki bağı sağlar aslında. Hiç bilmediğimiz yerlerle hiç tanışmadığımız kişilerle bu hikayeler sayesinde aşinalık kazanır ve geçmişi hayal edebiliriz. Öte yandan aile hikayeleri, aileleri yakınlaştırmakla birlikte, dünyayı daha da küçük kılar.

Kitap tamamıyla babanızın hikayesi üzerine kurulu. Peki babanızın sizin bu kitabı yazma fikrinize tepkisi ne oldu?

Aslında ilk başlarda bu kitap fikri onu biraz gerildi. Çok mütevazi bir insandır ve önceleri bir kitabın baş kahramanı olma fikrine fazla sıcak bakmadı. Fakat onunla kitap için vakit geçirdikçe, benim bu işin üzerinde sıkı bir şekilde çalıştığımı gördükçe, giriştiğim bu kitap projesinin aslında kendi çalışmalarından farklı olmadığını fark etti. Kendisi ilk Yahudilerin ve Hristiyanların konuştukları Arami dili üzerine çalışan bir profesör aynı zamanda. O nasıl ki ölmek üzere olan bir dile can vermek için çabalıyorsa ben de bu kitapla yitip gitmekte olan hikayelere can vermek istedim. Niyetimi anlayınca beni tamamen destekledi ve kitabının en büyük hayranlarından biri şimdi o. Sonuçta kitabım, sadece onun hayatını değil, Kürt Yahudilerinin hikayelerini de okura sunuyor.

Kitabınız, 1950’lerin İsrail’ini çok gerçekçi ve eleştirel bir dille anlatıyor. Özellikle Kürt Yahudilerin yaşadıkları hayal kırıklıkları ve Zaxo’yu özleme durumları çok baskın. İsraillilerden kitabın bu eleştirel tarafına tepkisi oldu mu?

Kitabımın İsrail’i negatif anlattığı düşüncesine katılmıyorum. Kitabım, İsrail devletinin kurulduğu ilk yıllarda Avrupalı Yahudilerinin Ortadoğulu Yahudilere ayrımcı tavırlarına dikkat çekiyor, o kadar. İsrail’de birçok şey son yıllarda çok gelişti ancak sosyo-ekonomik farklılıklar ve Ortadoğulu Yahudilere karşı olan basma kalıp görüşler halen devam ediyor. Kitap İsrail’de iyi karşılandı, hatta ülkenin en iyi yayınevi tarafından İbranice olarak basılmakla birlikte İsrailli gazetelerin ve entelektüellerin dikkatini çekmeyi başardı. Birçok İsrailli özellikle Kürt kökenli okur tarafından e-mailler aldım. Hepsi de kitabı okurken sanki kendi hikayelerini ve tarihlerini okuyormuş hissine kapıldıklarını yazdılar. Onların bu hissiyatları beni çok duygulandırıyor.

Kitabınız farklı dillere çevrildi. Bu, bir yazar olarak eminim sizi çok mutlu ediyordur…

Kitap şu ana dek Türkçe’ye, Hollandaca’ya ve İbranice’ye çevrildi. Çince çeviri içinse haklar temin edildi. Hewlêr’deki Aras yayıncılık Kürtçe çeviri hakkını satın aldı ancak halen kitabın Kürtçe çevirisinin basılmasını bekliyoruz. Dünyanın her yerinden farklı insanlardan emailler almak çok etkileyici. Birçok okur, kitaptaki göç, kültür kaybı ve kültürü sonradan tekrar canlandırma hikayelerinin evrensel bir tarafı olduğunu söylüyor. Kürtler gibi birçok halkın benzer göç hikayeleri var çünkü. Her halk kitapta kendinden bir parça buldu sanırım. 

Peki ajandanızda gelecek için ne gibi projeler bulunuyor?

Son yıllarda Amerikan dergileri için farklı birçok konuda araştırma yazılarını yazıyorum. Ancak Kürdistan’a, halkına ve özellikle Kürdistan topraklarının kültür, dini ve dilsel zenginliğinin tarihçesine olan merakım halen devam ediyor. Bu da bir nevi Kürtler üzerine ileride benim tarafımdan yazılmış yazılar okuyacağınız anlamına geliyor. 

ÖZLEM GALİP