
I.
Kürtlerin ünlü şairi Cegerxwîn (Seyda), yurtseverlikle tanıştığı anı lirik ama geç kalmış bir milat olarak anlatır. Hakikaten Seyda, Kürdistan dağlarında Şêx Said isyanının yorgun ve ezilmiş savaşçıları eliyle yurtseverlikle tanıştığında, yurtseverlik artık ateşten bir gömlekti. Tam da bu nedenle isyanın bastırılmasının akabinde yurtseverlikle tanışmasını biraz da geç kalmışlığının utangaçlığı eşliğinde anlatır. Bu tekil olay yurtseverliği, hususen de Kürt yurtseverliğini anlamlandırmada bize yol gösterici olabilir. Aslında bu sembolik olay bize yurtseverliğin usul ve esasını da gösterir. Usul kabilinden tarihsel çıkışında modern Kürt yurtseverliğinin evvel emirde geç kalmışlığın, telaşın, panik atak halinin ve tarihsel olarak yenilmişliğini ama buna rağmen devrimci romantizmini gözler önüne serer. Bu nedenle Kürt yurtseverliği bir telaş sürrealizmidir her şeyden önce. Bir yerlere yetişme ile bir yerlere geç kalma dikotomisi ile Kürt yurtseverliği frensiz bir modernleşme vesikasıdır.
İkincisi ve belki de daha önemlisi Kürt yurtseverliği, bu geç kalmışlığını ve ezilmişliğini telafi etme amentüsüyle neredeyse tamamen defansif bir ethosa, agresif bir apolojizme denk düşmesiyle de kayda değer. Bir yerlere yetişme isteği yüzyılda Kürt halkını dünyanın yerinde duramayan en politize-mobilize halkı haline getirirken, bir yerlere geç kalma telaşı ise onun zaafı olarak dünyanın neredeyse statüsü olmayan tek halkı haline getirmeye sebep. Ezcümle bu yazının odağı yurtseverlik tartışmaları. Yurtseverlik tartışması kaçınılmaz olarak milliyetçiliği, ulusalcılığı, reel sosyalizmi de sahneye buyur eder. Ve sahne üzerinde bu yazı, yurtseverliğin Kürt hareketini mobilize eden rasyonalitesini, arkeolojisini ve müzahir muhtevasını konu edinecektir.
II.
Mamafih yurtseverlik ile milliyetçilik tartışması yeni bir tartışma değil. Aslına bakılırsa bir noktadan sonra verimsiz ve kurak bir tartışmadır bu. Ne var ki buna rağmen bu tartışma bir şekilde sol ile ilgili ve belki de nihai olarak sol içi bir tartışma olduğu da kuşkusuz. Bu tartışmanın üvertürü her zaman Marx’ın bir cümlesine bakar. Gerçekten de Marx’ın herhalde 20. yy.’da en fazla alıntılanan cümlesi; “İşçilerin vatanı yoktur” olsa gerek. Marx’ın konu bağlamındaki bu ilk cümlesini refere edenler Marx eliyle konuya nokta koymaya çalışsalar da Marx’ın peşinden gelecek ikinci cümlesi bu tartışmaya dökülmüş benzin gibi. “Proletarya öncelikle siyasal egemenliği ele geçirmek, kendisini ulusal sınıf konumuna yükseltmek, bizzat kendisini ulus olarak kurmak zorunda olduğu sürece, hiçbir şekilde burjuva anlamıyla olmamakla birlikte, henüz kendisi de ulusaldır” diyerek proleteryanın ulusallıkla ilintisini kurar Marx. Kuramsal olarak buradan neşet eden yangına post-marksistler epey su dökse de yangın tamamen sönmüş değil. Bu kuramsal arka planın yörüngesinde siyaseten sol hareketin, yeni sağ hareketlerin milliyetçilik tacizine karşı bariyer olarak ürettiği bir kavramdır yurtseverlik.
Aslında insanlığa seslenme iddiasındaki sol ütopya için yurtseverlik gibi bir kavramı ideolojik olarak tolere etmek kolay değil. Fakat işçilere ve ezilmişlere seslenme babında “yurtseverlik” solun uzantısı olarak kullanışlı bir konvansiyonel kavram. Çoğunlukla da solun ulusal kurtuluş hareketlerine değdiği yerlerde ve sınıfsal açıdan ezilen sınıfları örgütleme marjında ortaya çıkan bir sınır anlama sahip. İşin gerçeği ulusal kurtuluş hareketleri ile “yurtseverlik” kavramının final yaptığı aşikar. Ne var ki ulusal kurtuluş hareketleri ile birlikte yurtseverlik, paradoksal olarak bir tür direniş gösterilen sisteme giriş kapılarından biri haline dönüştüğüne de son elli yıl şahit. Bu transformasyondan sonra artık yurtseverlik, milliyetçiliğin sol ve seküler bir şubesi haline dönüşerek, son kullanma tarihinin sınırına gelmiş vaziyette. Ki Türk yurtseverliğinin ana aksının hikayesi biraz da bu.
III.
Beri yandan yurtseverliğin erken dönem Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) kütüphanesinden çıktığı sır değil. Nazım Hikmet’in yurtseverliğe protest, sol ve hümanist bir muhteva katarkenki sıradışı çabası, entelektüel bir çaba olarak akim kaldı ne yazık ki. Yurtseverlik bir asrı saadet dönemi Kemalizm romantizmi olarak kadro hareketi ve yön dergisi entelektüelizminden Kemalizm barkotu ile kitlelere sunulduğunda devletleşmişti artık. Yine de yurtseverlik bir dönem açık bir anti-emperyalizm formatındaydı. Anti-emperyalizme omuz verme, kimliğini gizleme şartıyla Kürtler de bu yurtseverlik pergeline buyur ediliyordu. Ne var ki bu dönem yurtseverlik anlayışının üstü hafifçe kazındığında, eninde sonunda soft bir Atatürk milliyetçiliği çıkıyordu karşımıza. Örtülü Kemalizmin sol enternasyonalizm olarak sunulduğu bu dönemde yurtseverlik, işçi sınıfını cumhuriyete bağlayan bir zincir lehiminden farklı değil.
Türk sol yurtseverliğinin –Kıvılcımlı ve diğer bir iki grup istisna olmak kaydıyla- ana aksı büyük oranda Atatürk milliyetçiliği ve CHP’nin seküler programıyla uyumludur bu yüzden. Asal Türk milliyetçiliğinin islami tonuyla, taşra ideoloji haliyle ve sınıfsal kökeniyle arasına mesafe koymak için yurtseverlik, Türk solu tarafından bir “statü kavram” olarak yeniden inşa edilmiştir. Bu şekilde yurtseverlik, Atatürkçü düşünce sistemini benimseyen, dine mesafeli, İstanbul sermayesine yakın, şehirli ve muassır medeniyete meftun olduğu halde anti Amerikancı olmak babından heterodoks bir kavram olarak sınıf bilincine sahip kitlelere boca edildi.
IV.
Bu sosyo-kültürel arka planın da gösterdiği üzere yurtseverlik ile milliyetçilik arasındaki siklet farkı, literatürde aslında sanıldığı kadar azametli değil. Etimolojik kökenlerine bakmak bir fikir verebilir. Yurtseverlik “yurt” kelimesinden türetilirken, milliyetçilik “millet” kelimesinden türer. Ancak mühim bir nüans kabilinden “yurt” kelimesi eyleyen belirleyen değil, eylenen ve belirlenen. Yurt, bu anlamıyla çoğunlukla yataklık eden, barındıran gibi anaç bir işleve sahip. Yurtsever ise doğduğu toprakları sever, ama karşılıksız, platonik bir sevgidir bu. Bu yüzden yurdu bir meta anlatı haline getirip hükümranlık edecek bir yer olarak görmez. Onu fetişleştirmemesi ile evrenselliğe uzanır. Milliyetçilik ise “yurt” yerine “vatana” asılır. Vatan artık bir maskülen prototip olarak tayin eden, emir eden, can alıp can veren.
Mitolojik bir tanrı seviyesine yükseltilen vatan, Ömer Seyfettin ve Nihal Atsız geleneğinin eliyle prokrustes olarak secde edilen bir kutsala dönüşür. Vatansever ise Prokrustes tarafından kesilip biçilen ve vatan ideolojisi tarafından yeniden baştan inşa edilen stereotip kişi olarak primodur artık. Tüm bu ışıklı bariyerler yine de yurtseverlik ile vatanseverlik arasındaki mesafeyi tamamen kapatamaz. Diğer bir ifadeyle ideolojinin gerilediği, politik olanın pragmatizme eşitlendiği bu ahir zamanda yurtseverlik ile vatanseverlik neredeyse birbirlerinin yerine kullanılacak kadar müphemleştiği de bir gerçek. Ulusalcılığın siyaset sahnesine girmesiyle birlikte yurtseverlik ve vatanseverliğin çoğunlukla karşımıza siyasi bir kolaj olarak çıkması da ayrı bir vakıa.
V.
Kürtçe’de yurtseverlik ve milliyetçilik ayrımını yapmak sanıldığı kadar kolay değil. Yine de bunu karşılayan kelimelerin hemen hepsinin “yurtseverlik” bandında ortaya çıkması ayrıca dikkate değer. Bu anlamda yurtseverlik “hijkirina welat” biçiminde Kürdistan gazetesinde ilk kullanımını bulur. Ülke sevgisi olarak tercüme edilebilecek bu terminoloji gazete sahibi tarafından “hijkirina welat ji îmanê ye” biçiminde teolojik bir diskurla kitlelere sunuldu. İslam enternasyonalizmine yapılan aleni bir atıfla bu söylem otantik, hümanist ve performatif bir inşayı ima etmekte. Peygambere atfedilen bir hadise referans veren bu anlama göre ülke sevgisi imana dahil. Ülke sevgisini dinsel eşitlik içinde sunan bu söylem Kürtleri ülkesini sevenler biçiminde modern bir kategori frekansında mobilize etmeye çalışıyordu.
Kürdistan gazetesini takip eden Kürt Teavün ve Terakki gazetesi ile Roji Kurd dergileri “hijkirina welat” kavramsallaşmasına üç aşağı beş yukarı sadık. Her üç neşriyat da bu kavramı Kürtleri uyandırmak, ayağa kaldırmak ve yurtlarına sahip çıkmakla eşdeğer kullanır. Yine de nüans farkları yok değildi. Kürdistan gazetesi sürekli Moskof tehlikesine atıf yaparak Kürtleri bu kavramla uyanık kalmaya çağırırken, A.Hamid bürokrasinin Kürtleri ezmesine direnmek için bu kavramı agresif bir kitle inşası için işler. Ülkeyi korumak, eğitim yoluyla modernleştirmek ve özgürleştirmek için bu kavram geliştirilmiştir. Gazete sahipleri Kürdistan’ın savunulması, birliğinin sağlanması ve hiç değilse A.Hamit bürokrasisinin ülkeden kovulup ülkenin özgürleşmesi etrafında “hijkirina welat” kavramsallaştırmasını yaparken, daha makro planda, örneğin; Girit’in Makedonya’nın elden çıkmasını teessürle karşılayarak daha genel anlamda Osmanlı topraklarını da kendi yurtları belleyerek, bu kavramın sabitesini geniş bir alana yaymıştır. Girit’in Osmanlı’dan kopmasını yazarlar neredeyse ulusal yas ilan ederek karşılamaları da ayrıca dikkate değer.
Kürt Teavün ve Terakki Gazetesinin meşrutiyet ilanıyla Kürdistan’lıları teenniye, sadakate ve itaate davet etmesi gibi gel-gitleri de yine bu bağlamda zikredilmeli. Velhasıl “hijkirina welat” kavramının çıkış dönemlerinde politik olmadan önce kültürel, pedagojik, modernist, soykütüksel ve coğrafik bir formasyona işaret ettiği iddia edilebilir. Ne var ki dünya savaşından sonra “hijkirina welat” dönemin yayınlarında Kürdistan’ın özgürleşmesi biçiminde tamamen politik bir jenerasyonla yeniden tasarlanmaktadır artık. Kavram artık ulus inşasına hasredilmiştir bütünüyle.
VI.
Yeri gelmişken dönemin aktörlerinin ve tarihi kişiliklerin yurtseverliğe bakışlarına odaklanmak kavramın pedagojik kökenleri için bir fikir verebilir. Genç Bedirhanlar Haci Qadire Qoyi gözetiminde yurtseverliği tedris ederken, yurtseverliğe Kürtçeye sahip çıkmayı, ülkeyi aydınlanmacı bir praksisle modernleştirip kendi hanedanlarının mülkü şeklinde bir müstakbel hükümran alanı olarak kodluyordu. Kürt aydınları ise yurtseverliği ya Osmanlı okullarında ya da savaş cephelerinde keşfetmişti. M.Nuri Dersimî ve Kadri Cemilpaşa gibiler Osmanlı okullarında gelişen Jön-Türkçü akıma tepki-direniş babında yurtseverliği keşfederken, Aşiret mektepleri Kürt talebelere Osmanlı ülkesini sevmeyle eş zamanlı olarak istemeden de olsa Kürdistan’ı da sevmeyi getirmiştir. İhsan Nuri, Cibranlı Halit Bey, Celadet Ali Bedirhan hem mektepte hem de savaş cephelerinde yurtseverliği keşfederken Osman Sebri, Hasan Hişyar, Cegerxwîn gibiler ise savaş sonrası ağır yenilgi ve ezilmişlik altında yurtseverliği keşfetmişlerdir.
Cumhuriyet sonrası Şêx Said isyanı ile birlikte “hijkirina welat” kavramının yerini “parastina welat”; yani günümüzdeki haliyle ‘’welatparêz’’e bıraktığı iddia edilebilir. Yani ülkeyi savunmak, kurtarmak ve dört parçaya bölünen yurdu bir araya getirip özgürleştirmek gibi defansif ve madun bir niyettir artık. Ağrı Dağı isyanı ile İhsan Nuri Ağrı özelinde kurtarılmış bölgeler olarak yurtseverliği kodlayarak ülkeyi Romlar karşısında ayağa kalkmış bir epik karakter olarak istisnai olarak ofansif bir kodla sunar bu sefer. İsyanın bastırılması ile birlikte yurtseverliğin muhtevası bir daha yeniden şekillenir. Hawar ekolüyle birlikte ülke, başkası tarafından gasp edilmiş gözü yaşlı bir gelin gibi resmedilirken türküler, folklorik öğeler, otantik yorumlar eşliğinde yurtseverliğin muhtevasına derin bir hayal kırıklığı, ezilmişlik, siyasal yenilmişlik ve umutsuzluk da eklenmiştir. Ne var ki yine de özellikle Cegerxwîn’in Antik Yunan retorlarını andıran şiirleriyle yurtseverlik protest, direnişçi ve mücadeleye davet eden bir dinamizme de sahip. Bu dönemde ‘’welatparêz’’ ile kastedilen daha çok Kürtçe ve Kürdistan’a sahip çıkan ama özellikle de yoğun bir asimilasyon nesnesi yapılan Kürtçeye sahip çıkmakla eş anlamlı. Cegerxwîn’in dominant şiirleri ve sistemle iş tutan şeyhleri eleştirmesi ve ezilenlerin lehine tutumu welatparêzin içeriğine bir miktar seküler ve sınıfsal unsurlar da katmıştır. 1940 ve 50’ler welatparêzlik, sadece sistemle mücadele etmekle kalmaz, Baasçılıktan türetilen ulusalcı sol akımların welatparêzliği gerici bir dinamik olarak görmesi neticesinde, welatparêz tutumu ideolojik bir kriz yaşar. Bu tarihten itibaren welatparêzlik tutumu, son Kürt isyanına kadar derin bir krizin içine girecektir. Hülasa welatparêzlik eninde sonunda sürgün bir söylem. ‘’Hijkirina welat’’ kavramını kullanan Bedirhan kardeşler sürgündeydi, İstanbul aşiret mekteplerinde bu tutumu keşfedenler sürgündeydi. Savaş cephesinde Osmanlı için savaşan Kürt aydınları sürgündeydi. Hawar ekolü ve ardılları hep bu kavramı sürgünde uzak bir ülkeye gönderilen selam olarak belledi. Bu yüzden welatparêzlik son Kürt isyanına kadar hep sürgün bir kavramdı.
VII.
Son Kürt isyanı yurtseverliğin içine girdiği varoluşsal anlam krizine karşı bu kavramı yeniden formatlayarak işe giriştiği sır değil. Kürt hareketi Kürt mücadelesinde pek çok şeyi olduğu gibi yurtseverliği de yeniden inşaya tabi tuttu. Her şeyden önce bir sürgün kavram olan welatparêzlik kavramını ülkeye getirip yeniden örgütledi. 1950’lerin ortasından bu yana anlam krizine giren bu kavramı devrimci bir içerikle yeniden tanımladı. Sadece şikayet eden, hemen her şeyden müşteki, mağduriyetin melankolizminden medet uman ve giderek mağduriyeti mücadelenin önüne koyan bu nihilist aklı Kürt hareketi dönüştürerek buna yeni bir kişilik kazandırdı.
Giderek süreç içinde direniş kimliğini kaybedip anonim ve giderek gevşek bir karşı koyma kavramı haline gelen bu kavrama müdahale eden, kaderini eline alan bir proaktif içerik yükledi. Welatparêzliğe mahsus direnişi edebiyattan sokağa, istisnadan kurala, pesimizmden maksimalist aktivizme doğru devasa bir dönüşüme tabi tuttu. Sadece işçilerin değil post-marksizme yakın bir tematikle bu kavramı tüm ezilenlerin ortak paydası haline getirdi. Kürtçenin, Kürdistan’ın, kadınların kendi kaderine sahip çıkması için bu kavramı yeni bir muhtevayla donattı. Bu şekilde sistem muhalifi kesimlerin bir öfke örgütlemesine dönüştü. Protest, örgütleyici, sistem kurucu bir kavram olarak bunu tamamen politik bir kavram haline getirdi. Bu şekilde bu kavram Kürdistani bir kavramsallıktan enternasyonal bir örgütlemeye evrildi.
Yeri gelmişken Kürt welatparêzliği ile Türk solunun yurtseverliği arasındaki belirgin farkların altı da çizilmeli. Welatparêzlik özgürleşmeye göz dikerken, yurtseverlik muktedirliğe göz diker. Welatparêzlik devrimci iken yurtseverlik ihtilalcidir. Welatparêzlik evrensel bir özgürlük ütopyasına göz dikerken, yurtseverlik Kemalist asrı dönemi geri getirme derdindedir. Welatparêz sistem muhalifiyken, yurtsever ölü bir kavram haline gelen anti-emperyalizme meyyaldir. Welatparêzlik halkı, yurtseverlik bürokrasiyi, zinde güçleri odak alır. Welatparêzlik bir davet-icabet kontrası iken yurtseverlik bir sol popülizmdir. Welatparêzlik devrimci romantizmi esas alırken yurtseverlik ihtilalci nostaljiye yaslanır.
FIRAT AYDINKAYA
firataydinkaya@gmail.com