
Kürt karşıtı ittifak için adımlarını sıklaştıran AKP iktidarının, bir süredir Ergenekoncuların öncülüğünde Esad yönetimiyle yaptığı görüşmenin sonuçları yansımaya başladı. İran’dan sonra Moskova ve Şam’a göz kırpan AKP’nin yetkili bir ismi, “Esad bir katil. Fakat o Kürt özerkliğini desteklemiyor. Birbirimizden hoşlanmıyor olabiliriz ama bu konuda aynı siyaseti izliyoruz” dedi.
Skeys-Picot Anlaşması, 100. yılında adım adım hükmünü yitirmeye başlarken, bölgede ortaya çıkan yeni dengeler Kürdistan’ı bölen sömürgeci devletleri yeniden harekete geçirdi. Kürt karşıtlığı üzerinde mutlak bir ittifaka sahip olan Türkiye, İran ve Suriye rejimleri, aralarındaki bütün ayrılıklara ve hatta düşmanlığa varan uzaklaşmalara rağmen ittifaklarını yeniden güncelleme çabasına girdi.
Türkiye’nin Suriye savaşından bugüne sarıldığı ‘Katil Esad gitmeli, halkına karşı suç işliyor’ söylemlerine rağmen geçtiğimiz günlerde Cezayir’de yapılan toplantıda Türkiye, İran ve Suriye arasında Kürt karşıtlığı üzerinde ortak bir mutabakata varıldı. Özellikle Kürtlerin Rojava’da elde ettiği kazanımlara karşı varılan anlaşma ile söz konusu kazanımların önünün alınması ve tersine çevrilmesi için girişimlere de hız verildi.
Rojava’ya açık askeri tehdit
Türkiye uygulamasını gönüllü olarak üstlendiği plan çerçevesinde tehdit söylemlerini üst perdeye çıkardı. Kısa süre önce uluslararası güçlerle yapılan kimi görüşmelerde Minbic operasyonunu, ‘Zaten biz de DAİŞ‘in o bölgeden çıkarılmasını istiyorduk’ sözleri üzerinden kerhen kabul etmiş görünen siyasi iktidardan sonrasında ‘Oradaki herhangi bir oluşumu diplomatik, siyasi ve askeri her türlü yolla engelleriz’ açıklaması geldi.
Türkiye böylece daha önce Rojava’ya yönelik giriştiği askeri saldırılara rağmen ilk kez ‘askeri tedbir’ tehdidini gündeme getirmiş oldu. Oysa daha önce diplomatik söylemlerle, ‘güvenli bölge’ yada ‘tampon bölge’ üzerinden bu tür taleplerde bulunuyor ve bunu da ‘mültecileri koruma’ gerekçesiyle gündeme getiriyordu.
Erdoğan’ın ‘askeri tehdit’ açıklamalarından sonra Başbakan Binali Yıldırım da partisinin önceki günkü grup toplantısında benzer açıklamaları dile getirdi. Hatta Musul hatına kadar uzandı.
Güven yok
Kısa süre önce de AKP’ye yakın kimi internet hesaplarından, yakın zamanda Suriye ile yakınlaşmanın yaşanacağını, İsrail ile ilişkilerin düzeltileceği yönünde kimi paylaşımlar yapıldı. Zaten uzun yıllardır Türkiye’nin çöken dış politikasının yapılanmasından sorumlu olan Davutoğlu’nun gönderilmesiyle birlikte, AKP’de dış politika da eski ittifakların güncellenmesi üzerinden yeniden kurgulanmaya başlandı. Avrupa’dan gittikçe dışlanan AKP’nin, İsrail’e ve Suriye’ye yönelmesi ve buradaki ilişkileri tamir etmeye çalışması ise dikkat çeken hususlar başında yer alıyor. Ancak, hem İsrail ile Türkiye, hem de Türkiye ile Suriye arasında yapılan yeni anlaşma ve yakınlaşmaların ‘güvene dayalı’ işbirliğinden ziyade, tarafların birbirlerini kolladıkları ancak, kısa süreli çıkar ilişkilerinin öne çıktığı ilişkiler olarak kurgulanıyor.
Bunun için Türkiye büyükelçilik, konsolosluk ve dış temsilciliklerde önemli ölçüde yenilenmeye gitti ve yeni hedefe göre atamalar yaptı. Bu atamaların tamamının altında ise Erdoğan’ın imzası bulunuyor.
İran da gereğini yapıyor
Türkiye’deki bu gelişmelere paralel olarak Cezayir toplantısının önemli bileşenlerinden biri olan İran da PJAK militanlarına yönelik saldırılar gerçekleştirmeye başlandı. Uzun süredir PJAK ile ateşkes konumunda olan İran’ın ateşkesi bozacak düzeyde saldırılarda bulunması, Cezayir toplantısının yansıması olarak değerlendirildi.
Rusya’a yalvarmalar
AKP iktidarının, Ergenekoncuların eliyle ve öncülüğünde yürüttüğü Kürt karşıtı ittifak artık kapalı kapılar ardında değil açıktan yapılmaya başlandı. Ergenekoncuların Esad rejimiyle uzun süre yürüttüğü görüşmelerden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başını çektiği AKP iktidarı, Kürt karşıtlığı üzerine oturttuğu Suriye politikasında değişikliğe gittiğinin adımlarını atmaya başladı. İki hafta önce Cezayir’de AKP iktidarı ile Esad yönetiminin yaptığı görüşmelerin ardından Erdoğan, 12 Haziran Rusya Milli Günü’nü bahane eder Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Başbakan Yıldırım ise Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev’e mektup gönderdi.
Erdoğan’ın yalvaran mesajı şu şekildeydi: “Tüm Türk halkının adına tüm Rus vatandaşlarının Rusya Günü’nü kutluyorum ve yakın zamanda Rusya ve Türkiye’nin ilişkilerinin hak edilen düzeye yükselmesini diliyorum.”
Başbakan Yıldırım ise Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev’e tgönderdiği mesajında, yakın zamanda iki devlet arasındaki işbirliği ve ilişkilerin gerekli düzeye ulaşmasını ümit ettiğini belirterek, “Rus vatandaşlarına refah diliyorum” ifadesini kullandı.
Moskova: Adım atın
Reuters’ın haberine göre, Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov gazetecilere yaptığı açıklamada, “İlişkilerimizi normalleştirmek, geçmişteki iyi haline ve karşılıklı fayda temelindeki işbirliği dönemine döndürmek isteriz. İstiyoruz da...” dedi. Peskov, “Ancak Başkan Putin aynı zamanda, iki ülke arasında yaşananlardan sonra ilişkilerin normalleşmesinin, Ankara belli adımları atmadıkça mümkün görünmediğini en açık şekilde ifade etti” diye ekledi.
AKP yetkilisinin Reuters’e söyledikleri
Reuters, Ankara - Moskova hattındaki “yumuşama” girişimlerini kaleme alan bir analiz yayınladı. Reuters, “Erdoğan, Esad karşıtı söylemini yumuşatabilir” görüşünü dile getirdi. Ajans bu analizini de AKP’li yetkili bir isme dayandırdı. Ajansa konuşan AKP’li bir yetkili, “Esad hâlâ bir katil. Kendi halkına işkence yapıyor. Bu konudaki görüşümüz değişmez. Fakat o Kürt özerkliğini desteklemiyor. Birbirimizden hoşlanmıyor olabiliriz, fakat bu konuda aynı siyaseti izliyoruz” ifadelerini kullandı.
Suriye konusundaki değişim sinyallerinin yanı sıra Reuters’a göre, Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda adımlar atıldığını söylemesi de bir başka siyaset değişikliği işareti. Reuters’a bilgi veren bir yetkiliye göre, Türkiye ile İsrail arasında bir anlaşmaya varılması yakın. Yetkili, “Her iki tarafta da bir çözüm bulunması için gerekli siyasi irade mevcut. Size vaktini söyleyemem ama anlaşmaya varmamız oldukça yakın” diyor.
Yeter ki Kürtler kazanmasın!
Son dönemlerde AKP iktidarının, Suriye, Rusya ve Tahran yönetimiyle yürüttüğü görüşmeler de bu görüşü doğruluyor. AKP’li yetkili ismin “Aynı siyaseti izliyoruz” dediği konu Kürtlerden başkası değildi. Düne kadar Esad ve Suriye rejimine etmedik laf bırakmayan Ankara yönetiminin, Kürt karşıtlığı üzerinden ve Kürtler kazanmasın diye atmayacağı hiçbir adımın olmadığını gözler önüne serdi.
Ordu müdahale etti
Türkiye’nin yönelimlerini, ‘yeni ittifak arayışları’ ve ‘hasarlı ilişkileri tamir etme çabasının yansıması‘ üzerinden değerlendiren HDP Dış İlişkiler Temsilcisi Hişyar Özsoy, kurulan ittifakın temelinin Kürt karşıtlığına dayandığını ifade etti. Özellikle AKP’nin bir süredir Mısır ve İsrail ile yakınlaşmaya çalıştığına, İran ve Suriye ile de sorunlarını giderme çabasında olduğuna işaret eden Özsoy, AKP’nin dış siyasetinin geldiği aşamayı “Ordu’nun dış politikaya müdahalesi” olarak değerlendirip “Ordu yaratılan tahribatları kendince görüyor ve daha reel bir yönelime çekmeye çalışıyor AKP’yi” yorumunda bulundu.
Varını yoğunu harcıyor
Özsoy, Erdoğan ve AKP’nin Rojava’ya yönelik yaptığı tehdit dozajı yüksek açıklamalarını da yine hem bu ittifak arayışlarının bir sonucu hem de ittifak sonucu ortaya çıkan kararların bir yansıması olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye Ortadoğu politikasını iki temel ayak üzerine kurmuştu;
* Birincisi Esad’ın gitmesi,
* ikincisi de Kürtlerin statü elde etmelerinin önüne geçilmesi...
Ancak Esad’ın gitmeyeceği ortaya çıktı ve Türkiye bunu kabul etmiş durumda. O yüzden birinci amaçlarından vazgeçtiler. Ancak Türkiye varını yoğunu stratejinin ikinci ayağı olan Kürtlerin statü elde etmemesi üzerine kurmaya başladı. Bunun için yarın öbür gün Erdoğan, yeniden ‘kardeşim Esad derse’ şaşırmamak lazım. Esad da buna yanaşabilir. AKP ve Türkiye’nin bütün arayışı Kürtlerin kazanımlarını bertaraf etmeye yöneliktir.”
ANKARA