Dilimizde “Empati yapmak” diye bir deyim var. Kendini karşıdakinin, ötekinin yerine koyarak düşünmek, ölçüp biçmek anlamına geliyor. Oldum olası “empati yapma”, “kendini başkasının yerine koyma” gibi deyimlere pek ısınamıyorum. Çünkü bunlar, bu işi bazen yapmak gerekir anlamına geliyor. Oysa bana göre insan her zaman bunu yapabilmeli, kendi dışındakileri sürekli anlamaya çalışmalı.
Toplum olarak kendimiz dışındakileri anlamaya çalışmaktan uzak olduğumuz gibi, gerektiği yer ve zamanda empati de yapamıyoruz. Dolayısıyla kendi başımıza kalıyoruz, herkesin bize karşı, bize düşman olduğunu düşünüyoruz. “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” deyimi buradan ileri geliyor.
Şimdi her şeyimizi sorgulamamıza yol açan büyük ve ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Tabiki Kürt sorunundan söz ediyoruz. Neredeyse toplum olarak ikiye yarılmış durumdayız. Çocukluğumuzda okullarda ezberletilen Türklük edebiyatı bugünün gerçekleri karşısında hiçbir şey ifade etmiyor. O nedenle ciddi bir şaşkınlığı yaşıyoruz.
Bu durumda empati yapmaya çalışsak bile, bunu nasıl yapacağımızı bilemiyoruz. Türk diyor “Kürt beni anlasın”! Kürt diyor “Türk beni anlasın”! Sonuçta bunun ikisi de gerçekleşmiyor. Çünkü öncelikle kendini anlamak gerekirken, kimse bunu yapmıyor. Dolayısıyla diğerini de anlamıyor. Ortada bir kördöğüşü sürüp gidiyor.
Kuşkusuz burada öncelikle sorumlu tutulması gereken Türk oluyor. Çünkü kendisi egemendir, her şeye sahip olan ve her şeyi elde tutandır. Bu nedenle, köleleştirilmiş olup da özgürlük isteyen Kürdün Türkten anlayış beklemesi doğru ve anlaşılıyor oluyor. Fakat Türkün Kürtten anlayış beklemesinin bir anlamı ve gerçekliği olmuyor.
Ama pratikte ağırlıklı olarak yaşanan da bu oluyor. Türk empati yapıp Kürde doğru yaklaşacağına ve Kürdün özgürlüğünden yana olacağına, tersine “Kürt beni anlasın” diyor. Kürtler tarafından “Arkadan hançerlendiğini” düşünüyor. Kürdün özgürlük ve demokrasi mücadelesini “Dış güçlerin oyunu”, “Terör hareketi” olarak görüyor. Empati yapamayan, bu kez saldırgan hale geliyor.
AKP, CHP ve MHP yöneticilerinin her söz ve davranışı böyle bir içerik taşıyor. Tüm devlet kurum ve sözcüleri her an böyle davranıyor. Devletçi basın-yayın sürekli bu ruhu pompalıyor. Şoven Türk milliyetçiliği tamamen bu içerik üzerine kurulmuş bulunuyor.
Günlük yaşam içinde buna örnek bulmak o kadar çok kolay ki! Neredeyse Türkçü yaşamın hepsi bunun üzerine inşa edilmiş gibi. Örneğin AKP’nin akıl hocalarından ünlü bir gazeteci, Kürt tutsakların yürüttüğü açlık grevi direnişini “Ölme ve öldürme iştahı” olarak tanımlıyor. Yani Kürtlerin ölmeyi ve öldürmeyi “Çok sevdikleri için” böyle davrandıklarını düşünüyor.
Halbuki Kürtler iştahlarını karşılama çabası içinde değil, bir ölüm-kalım, varlık-yokluk savaşı yürütüyorlar. Ama yazarımızın bundan haberi bile yok! Sonuçta ağza alınmayacak sözlerle Kürtleri suçluyor. Belkide bütün bunların hepsini bilerek yapıyor. Ama sınırlı bir empati yaparak söz ve davranışların doğru olup olmadığına bile bakmıyor. Bir de bunu yapan M. Akif Ersoy’u en çok okuyan ve doğru bulan oluyor. Yani Türk’e hak gördüğünü Kürde hak görmüyor. Ayrımcılık ve bölücülük yapmak işte buna deniyor.
Peki bu neden böyle oluyor? Türkler, Kürtler karşısında neden empati yapamıyor ve doğru bir demokratik tutum sergileyemiyor? Bu sorunun cevabı son derece net ve açıktır: Kürtleri ayrı bir halk olarak görmüyorlar da ondan! Kürt’ü Kürt olarak görmüyor ve kabul etmiyorlar da ondan!
İşin özünde işte bu yatıyor. Bu nedenle Kürt sorunu çözülemiyor. Bu kadar çatışma, ölüm, açlık, zindan, yokluk bu nedenle oluyor. Bu nedenle Türkler, Kürtlere karşı işledikleri insanlık suçunu göremiyorlar. Bu nedenle Kürde karşı her an aşağılama ve hakaret konumunda bulunuyorlar.
AKP, CHP ve MHP’nin temsil ettiği şoven Türk milliyetçiliği özünde Kürdün varlığını kabul etmiyor, tersine inkar ediyor. Bu milliyetçilik Kürtleri bir halk olarak görmüyor. Dolayısıyla ulusal-demokratik haklarının olabileceğini düşünmüyor. Bu nedenle, Kürt varlığı ve özgürlüğü adına yapılanlar ona anlamsız geliyor. Dağdaki gerillayı, zindandaki açlık grevini, sokaktaki halk yürüyüşünü anlayamıyor. Bunların neden yapıldığını aklı almıyor. O nedenle hepsini anlamsız ve gereksiz buluyor ve her türlü saldırıya girişiyor.
Böyle yapanlara şunu sormak lazım: Bugün Kürt halkına yapılanlar Türk halına yapılsa, o durumda sen ne yaparsın? “Türk yoktur” dense, “Türkçe eğitim yapılamaz” dense, “Mahkemede Türkçe kendini savunamazsın” dense, “Sokakta Türkçe konuşup şarkı söyleyemezsin” dense, Türk ulusal değerleri “Haydutluk” olarak görülüp zindanlara tıkılsa, “Türkiye yoktur” denilse sen ne yapardın? Vaktiyle M. Kemal ve arkadaşları ne yaptılar? M. Akif Ersoy ve benzerleri neler söylediler?
Türk gerçekliğinde bütün bu soruların cevabı varken, aynı cevaplar Kürt gerçekliği için geçerli sayılmıyor. Çünkü Kürt gerçekliği kabul edilmiyor. Kürt gerçekliği kabul edilmediği için de Türkler empati yapamıyor. Kendisini Kürdün yerine koyarak Kürt sorununa çözüm arayamıyor.
Bu konuda Kürdün de yaşadığı zayıflık ve zaafiyetler var. O da kendini tam ve bütünlüklü ifade edemiyor. Ne Kürtlükten vazgeçiyor, ne de Türklükten! Ne tam Kürt oluyor, ne de tam Türk! Bir Kürt olarak Türklük çifte vatandaşlık kimliğini de edinmiyor. Üzerinde uygulanan asimilasyon ve soykırım nedeniyle Kürt de kendini tam Kürt olarak görmüyor. Bu nedenle de Kürt sorununa tam bir çözüm üretemiyor. Çözüm formülleri çoğunlukla muğlak ve uygulanmaz kalıyor. Kürt direnişi yenilmeden sürüp gitse de, tam bir zafere ulaşamıyor.
Kısaca Kürt sorununa herkes şaşı bakıyor. Kürtteki ulusal zaafiyet ile Türkteki şoven-milliyetçi inkarcılığın aşılması gerekiyor. Bunun için de, her şeyden önce Kürt’ü Kürt olarak görür hale gelmek gerekiyor.
Böyle bir görüş her şeyi anlamaya ve tüm sorunları çözmeye yeter. Örneğin, size göre Kürt var mı, yok mu? Kürtler bir halk mı, değil mi? Kürtlerin ulusal-demokratik hakları var mı, yok mu? Eğer bu sorulara cevabınız Kürtler vardır, bir halktır, ulusal-demokratik haklara sahiptir biçimindeyse, o zaman sizin için Kürt sorunu çözülmüştür. Böyle gören biri için Kürt sorununu çözememek düşünülemez.
Cevapları böyle olan biri, AKP, MHP ve CHP’nin Kürtlere bakışının ortak olduğunu rahatlıkla görür. Kürt gençlerinin ölümü bile bile neden dağa çıktığını çok iyi anlar. Bunu “ölümden beslendiği” için değil, özgür yaşamı ancak böyle yarattığı için zorunlu tercih ettiğini kolaylıkla kavrar. Kürt tutsakların neden açlık grevi ve ölüm orucuna yattıklarını bilir. Kürtlerin bir halk olarak yediden-yetmişe kadar kadın-erkek neden böyle bir mücadele yürüttüğünü rahatlıkla bilebilir.
Demekki, eğer bazıları Kürt gençlerinin neden dağa çıktığını ve açlık grevi yaptığını bilemiyorsa, aslında onlar Kürt’ü Kürt olarak görmüyor ve Kürt varlığını inkar ediyordur. Böylelerinin “İnkarcılığı kaldırdık” demesi bir anlam ifade etmez. Ve bu tür sözler Kürtleri kandırma çabası olmaktan öteye bir değer taşımaz.
Kürt’ü Kürt olarak görmek