Roboskî katliamı ve “Kürtaj cinayettir” tartışmaları nasıl dolandı birbirine? Nasıl örtüldü üstü Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit ve muhataplık ilişkisinin üstü? Nasıl gelindi “Kürt meselesinin çözümü için İmralı ya da BDP ile görüşülebilir”den “kalleş PKK, kalleş BDP”ye?...
Kirli siyasette ve seviyesizleşmede AKP’nin eline kimsenin su dökemeyeceğine bir kez daha ikna oldum sahiden ama nasıl bir değer yitimidir bu anlamakta zorlanıyorum. Roboskî tartışmalarının uzadığını düşünerek rahatsız olan Başbakan, Sarıkamış‘da 90 bin, 1914’de 2 bin askerin telef edilmesini örnek göstererek, 34 kaçakçı Kürt de bir şey mi diyerek cevap veriyor eleştirilere. Öte yandan, her bir insanın yaşama hakkı olduğunu ve birbiriyle yarıştırılamayacağını unutarak “çatışmalarda ölen askerler için neden konuşmuyorsunuz” karşı atağına kalkışıyor.
Alışılageldiği üzere Başbakanın sözleri ile başlayan kürtaj ve sezaryen tartışması da bir gündem değişikliği manevrası olmasının ötesinde AKP’nin kadın politikasının önemli bir adımı.
Her ikisini de cinayet olarak tanımlayan başbakanın bu sözleri bakanlar kurulundan da tam destekle icraatlar yaratmaya başladı. Talimat verdim dediği kürtaj yasasının bir ay içinde çıkarılacağı söylendi. Ve yapılan açıklamalar, kürtaj konusunda yasak ya da yasak anlamına gelecek bir yasal düzenlemenin kapıda olduğunu gösteriyor.
Kürtaj yaptıran kadınları ve bu hizmeti veren doktorları katil olarak ilan eden AKP, kadınların istenmeyen gebeliklerden nasıl korunacağını gösterme zahmetine de girmiyor halen. Sağlık hizmetinin, hele hele önleyici sağlık hizmetinin birçok bölgeye hiç ya da yeterince ulaşmadığı bilindiği halde, kadınların birçok ailede erkeğin iradesine ve isteklerine itiraz edemeyeceği bilindiği halde, istenmeyen gebeliklerin çoğunlukla saklı tutulan koca tecavüzleri ve erkeklerin cinsel arzularına engel tanımamaları nedeniyle oluştuğu bilindiği halde, istenmeyen gebeliklerin sonlandırılması kapısı kapatılıyor.
AKP bu konuda söz söyleyebilecek uzman kurumların açıklamalarını da duymamakta kararlı davranıyor. Tabip örgütlerinin, kürtajın yasak olduğu zamanlarda da uygulandığı, ancak anne sağlığını tehdit eden ortamlarda yapıldığı için anne ölümlerinin arttığına dikkat çeken açıklama ve araştırma sonuçlarına rağmen yoluna devam ediyor.
 Kadının adını taşıyan bir bakanlığa bile tahammül edemeyen, yeni eğitim sistemi ile kız çocuklarını dokuz yaşından itibaren evlere hapsetmeye olanak yaratan, hamile iken ortaöğretime devam edilebileceğini düzenleyerek evlilik yaşını 18 yaşın altına çeken AKP, şimdi de kadınların yaşamı ve bedeni üzerindeki haklarını ellerinden alıyor.
Erkek ya da erkek gibi Bakanların, istenmeyen gebeliklere kadınların arzularını kontrol edememelerinin neden olduğu yönündeki samimiyetsiz açıklamalarla, kadını eyleminin sonuçlarına katlanmaya zorlama anlamına gelen kürtaj yasağı savunması ise ancak kendi doğasını bile inkar ederek yol alan iktidara yakışıyor elbet ama sonuçları bütün kadınları ve giderek bütün toplumu ilgilendiriyor.
Bütün bu tartışmalar içinde THY çalışanlarına bir gecede  grev yasağı yasası çıkarılıverdi. Memura verilen sadaka zam bile kürtaj tartışmalarının gölgesinde devam ediyor.
AKP’nin yaratmaya çalıştığı saldırgan uzlaşmazlık kültürü, toplumu bir birine düşmanlaştırırken çözümü mümkün sorunların da önünü tıkıyor. Yeni anayasa yazımının devam ettiği bu gün, bütün uzlaşmaların, demokrasinin, barışın temel taşı eşitlik maddesinde uzlaşılamamış ve bu maddenin yazımının sonraya bırakılmış olması ise, süreç durdurulamazsa giderek büyük bir çatışma ortamının habercisi.