Anadilinde eğitim üzerine yürütülen akademik veya siyasi tartışmaların hemen hepsinde sıklıkla karşılaşılan temalardan biri farklı ülke örnekleridir. Bu nedenle farklı ülke ve bölgelerde anadilinde eğitim politikaları ve pratikleri hakkında hatırı sayılır bir literatür bulunmaktadır. Tekdilli eğitimi benimseyen ulus-devletlerin asimilasyona dayalı eğitim modellerini bir kenara bırakırsak, azınlıklaştırılmış dillerin yeniden canlandırılmasını veya çokdilliliği esas alan modellerin bazılarının diğerlerinden daha fazla görünür olduğunu ve başka yerlerdeki eğitim pratiklerine de örnek teşkil ettiğini görürüz. Diğerlerine göre daha başarılı oldukları kabul edilen bu modellerin değerlendirilme kriterleri genelde öğrencilerin akademik performansları, eğitim niteliği, hedeflenen dil veya dillerin öğrenilme oranı, okul ve toplum dayanışması, eğitim felsefesi ve uygulanan ekonomik model gibi başlıklardan oluşmaktadır.
Bu kriterlerin birkaçı veya hepsi açısından son derece başarılı uygulamaları olan modeller var ve yıllar içinde uygulandıkça kendilerini daha da geliştiriyorlar. Bu nedenle, bu kriterler açısından yeni ve farklı bir eğitim modeli tasarlamak ve uygulamak pek mümkün görünmüyor. Bu alanda yapılacak planlamalar, mevcut modellerin aksayan veya güçlendirilmesi gereken yanları varsa, onlara odaklanabilir. Ancak dünyadaki farklı modellerde henüz yeterince karşılığını bulamamış bir konu var; o da birden fazla lehçenin eğitim modelinde nasıl yer alacağı meselesi.
Kürtçe eğitim tartışmalarında iki sene öncesine kadar bile tartışmalar, Kürtçe eğitimin gerekliliği üzerinde yoğunlaşıyordu. Ancak son zamanlarda hem özgür okullar deneyimi hem de belediye kreşlerinde edinilen Kürtçe eğitim tecrübesi artık yeni arayışlar ve tartışmalar peşinde olmamızı sağladı. İkinci senesini dolduran özgür okullarda uygulanan eğitim modeli şimdilik sadece Kurmancî lehçesi üzerine odaklanmış gibi. Üçüncü seneden sonra ise Zazaki/Kirmanckî lehçesinin de öğretilmesi hedefleniyor. Ancak bunun nasıl yapılacağı, bu iki lehçe dışında başka bir dil veya lehçeye yer verilip verilmeyeceği, verilecekse ne şekilde olacağı henüz dışarıdan yapılan tartışmalar değil. Ancak bu tür bir tartışma, yeni ve çeşitli ülke örneklerinde uygulanan eğitim modelerinden farklı bir eğitim modeli yaratma potansiyeli de barındırıyor.
Peki, Kürtçe eğitim tecrübesi nasıl bir dünya modeli olur?
Öncelikle şunu belirtelim, Kürtçe eğitim tecrübesi yeni bir model yaratmak zorunda değil. Yukarıda bahsettiğimiz kriterleri göz önünde bulunduran başarılı eğitim modellerini takip edip, benzerini uygulaması da yeterince büyük bir gelişme olacaktır. Ancak dünya literatürüne yeni bir model olarak girmesi, Kürtçe’nin korunup geliştirilmesi, yıllarca devam eden aşağılama ve ötekileştirmeye karşı prestijini yükseltme mücadelesini epey yukarı taşıyacaktır.
Kürtçe eğitimin yeni bir dünya modeli olması için herhangi bir tartışma yürütülecekse, bu tartışmanın merkezinde çiftlehçelilik ve bunun üzerine kurulacak bir çokdilli eğitim teması yer alabilir. En basitleştirilmiş haliyle söylemek gerekirse, hem Kurmanc çocuklarının hem de Zaza çocuklarının eğitimlerinde Kurmancî ve Zazakî/Kirmanckî lehçelerinin her ikisini de beraber gördükleri ve bu çiftlehçelilik üzerine bina edilecek, yani karşılaştırmalı olarak sunulacak, üçüncü bir dil öğrenecekleri yaklaşım bahsettiğimiz türden bir dünya modeli ortaya çıkarabilir. Teorik olarak da nörolojik olarak da çocukların çok küçük yaştan itibaren çokdilli büyümeleri mümkün. Hem teorik literatürde hem de gündelik hayatta, bu durumun çok fazla örneği var. Mesele, böyle bir durumu teknik/yöntemsel olarak eğitim ortamında pratik hale getirmek.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin bu sene hayata geçirdiği Zarokîstan kreş ve gündüz bakımevi projesinde buna yakın bir öğretim modeli denenmeye başlandı. Ancak bu tartışma ve denemenin esas olarak özgür okullara taşınması sözünü ettiğimiz bir dünya modeli oluşturmak için çok kıymetli bir girişim olur.