Kürt yazar İrfan Amîda ikinci romanı Şevek Şizofren kitabı okuyucuyla buluştu. Amîda, “Kitap yazmak elbette baskılara karşı bir direniştir ancak Kürtçe kitap okumak daha anlamlı bir direniştir” diyor.
Kürt dili üzerindeki sistematik baskılar beraberinde edebiyatına, müziğine, filmine, folklorüne kadar kendini sürekli canlı tutuyor. Buna karşı Kürt yazarlar, şairler, sanatçılar üretmeye devam ediyor. İrfan Amîda ikinci romanı Şevek Şirofren okuyucuyla buluştu. Şevek Şizofren, Kürtlerin, sosyolojik, politik, yakın tarih ve psikoloji okuma yapabilmeyi sunuyor.
ANF’den Mina Roj’a konuşan İrfan Amîda, “Kitap yazmak elbette baskılara karşı bir direniştir ancak Kürtçe kitap okumak daha anlamlı bir direniştir” diyor.
Roman dili açısından Kürtçenin büyük bir gelişim gösterdiğini ifade eden Amîda, hem Kürtçe hem Kürtçenin anlatıcıları açısından romanın özel bir yerde durduğunu söylüyor.
Kürt edebiyatının gelişim hikayesi
Amîda Kürtlerin her dönem bir başka asimilasyon çeşidi ile karşılaştığını söyledi ve ekledi:
* Kürt edebiyatının gelişim süreci ve başladığı nokta ile geldiği nokta arasındaki mesafenin hikayesi bence oldukça ilgi çekici bir hikayedir. Çok ciddi tez çalışmaları gerektiren bir hikayedir. Bir gün spesifik olarak bu alanın çalışılacağına eminim. Belki de her yönü ile.
* Yasaklı bir dil, eğitim siyaset sanat ve bilim dili olmaktan uzaklaştırılmış, kamusal alana girişi yasak olan bir dilden bahsediyoruz. Kullanıcılarının ve potansiyel kullanıcılarının oto-asimilasyonla desteklenen sistematik asimilasyona tabi tutulduğu bir dil. Bu dilin dekolonyalist başkaldırışının hikayesinin belki de en önemli parçalarından biridir Kürt edebiyatının gelişim hikayesi.
Kürtçe kazanmıştır
* Yekten ve en sondan başlarsam kazanmıştır. Kürtçe başkaldırıyı sona yaklaştırmış ve zafer dışında hiçbir son görünmüyor bana göre. Bunu Kürtçe ve Kürt edebiyatı açısından söylüyorum. Öyle küçümsenecek bir hikaye değildir bu hikaye. Sızlanmayı gerektirmeyen bir hikayedir. Bunu metinsellik açısından söylüyorum.
* Bence Kürt şiiri ve Kürt romanı oldukça anlamlı ve dilin ölümünü öteleyecek değil silekleştirecek bir aşamaya gelmiştir.
Ayrıca bir bütün olarak Kürt edebiyatı düşünüldüğünde bu sonuç çok daha iç açıcı ve hatta tabir meşru ise ruhu okşayan bir başarı hikayesidir.
* Görünür olmak gibi çok temel bir sorunu olmakla beraber, okurunun eğitim almadığı bir dil ile okuması gibi çok temel bir sorunu olmakla birlikte metin ve metnin dilinin anlatı olanakları ve becerisi bence oldukça gelişmiştir ve bu da bir edebiyat dili olarak çok önemli bir aşamayı geçtiği anlamına gelir.
* Aynı dil ile eğitim alanların yazmaya başlaması çok daha önemli aşamaları kat edeceğinin garantisini verir durumdadır bence. Eğer siyasal gelişmeler yazmaya başlama hikayesinin değişmesine uygun gelişmeleri ortaya çıkarırsa çok daha görünür hale gelecektir.
Okumak bir direniştir
* Kitap yazmak elbette baskılara karşı bir direniştir ancak Kürtçe kitap okumak daha anlamlı bir direniştir. Bütün baskılara rağmen, bütün dışsal ve içsel manipülasyonlara rağmen kitap yazmaktan daha önemlisi kitap okumak daha büyük cevap olacaktır.
* Kürt edebiyatçısının yazma serüveni kutsallaştırılacaksa eğer Kürtçe okurunun da okur olabilme serüveni en az yazarlarınki kadar kutsanmalıdır. Bahsettiğimiz koşulların okurlar için de geçerli olduğunu bilmek gerekir diye düşünüyorum ama yine de Kürtlerin Kürt edebiyatına ilgi duyması hem edebiyatın gelişimi hem dilin gelişimi hem de sosyo-politik değişime büyük katkı sağlayacağı düşüncemi de belirtmeliyim.
* Bir dilin canlı kalabilmesi onu dolaşımdan çıkarmaya karşı direnebilmesi dolaşımda kalması ancak edebiyatla mümkün. Edebiyat sadece bir dilin anlatı olanaklarını geliştirmez aynı zamanda o dili kullananların da anlatı olanaklarını geliştirir. Kendilerini ifade edebilme yaratıcı olabilme hayatın içinde kalabilme olanağı kazandırır. Belki de kimliksel bunalımın da çok ciddi bir onaranıdır. Ne yazar ne de okur bu alanda çok üsttenci bakmasın. Bence iki gurubun da dile katacağı ve kattığı şeylerden çok fazlasını dil/Kürtçe onlara katacaktır.
KÜLTÜR SERVİSİ