Bir dil, yeni nesiller, yani çocuklar artık o dili öğrenemedikleri, konuşamadıkları zaman kaybolur. Asimilasyoncu dil politikaları benimseyen devletler de buradan yola çıkarak öldürmek, yok etmek, kaybetmek istedikleri dillerin çocuklara aktarımını kesmeyi amaçlar. Okullar şüphesiz bu amaçlarını gerçekleştirmek için kullandıkları en önemli araçtır. Gerisi başta televizyon olmak üzere çocuklara renkli gelen herşeye kalıyor. 

Diğer taraftan, bir dili korumak ve geleceğini güvence altına almanın yolu da yine çocuklardan geçiyor. Uzun süre yasaklanmış, yok edilmeye çalışılmış dillerin yeniden diriliş serüvenlerine bakıldığında hep çocukların söz konusu dili kullanmasını sağladıkları görülür. Örneğin Galler’de ülke nüfusunun yüzde 23 kadarı Galce konuşuyorken bu oran yaşlılar arasında yüzde 5’lere kadar düşmekte; oysa çocuklar ve ergenler arasında Galce bilme oranı yüzde 70’lerden fazladır. Aynı durum Bask Ülkesi için de geçerli. Çocukların büyük bir kısmı, neredeyse yüzde 85’i Baskça biliyor ve konuşuyorken genel nüfusun sadece yüzde 33 kadarı Baskça bilmektedir. Her iki örnekte de bu durumu esas açıklayan faktör bu dillerde resmi ve kamusal eğitim yapılabilmesidir. Ancak okullar dışında, sivil toplum kuruluşlarının da büyük bir kısmı çalışmalarını çocuklar ve gençler arasında dil kullanımını ve prestijini arttırmaya yönelik yapıyorlar. Örneğin Galler’deki URDD isimli sivil toplum kuruluşu bu alandaki önemli örneklerden. 8-18 yaş arası gençlere yönelik faaliyet gösteren URDD’nin 50 binin üzerinde üyesi bulunmakta, Galce konuşan nüfusun yüzde 30’u URDD üyesidir. Kurumun 180 profesyonel çalışanı ve 10 binden fazla gönüllü çalışanı bulunmakta. Daha çok çocuklara ve gençlere yönelik yılda 250’den fazla kültür ve spor etkinliği düzenleniyor. Yine URDD’nin Galce yayınladığı ücretli çocuk ve gençlik dergisi yılda 100 bin kişiye ulaşıyor. URDD’nin websitesini ise yılda 1 milyondan fazla insan ziyaret ediyor. 

Kürtçe (Kurmancî veya Kirmankî/Zazakî fark etmez) açısından duruma bakıldığında özellikle son 20 yılda hızlı bir dil kaybı yaşanmış olduğunu görüyoruz. Bu kayıp hem köyünü, kentini savaş zoruyla terk etmek mecburiyetinde kalan ailelerin yeni nesilleri arasında hem de devletin asimilasyon kapasitesi ve araçları arttığı için Kürtçe’nin geleneksel olarak kullanıldığı alanlarda yaşandı. Yeni nesiller Kürtçe’yi öğrenemedikleri gibi Kürtçe bilen nesiller de, belli bir yaşın üstündekiler hariç, Türkçe’ye hızlı bir geçiş yapmak zorunda kaldı. Dil kaybının çok tehditkar olduğu noktada dil hassasiyeti yüksek olan örgütlü aktivistlerin, dil savunucularının öncülüğünde dil kurumları kuruldu. İrili ufaklı çeşitli etkinlikler, kampanyalar, festivaller, yürüyüşler, programlar yapıldı. Tüm bu çalışmaların hem toplumsal hem de siyasal düzeyde etki yarattığı, bu konuda eskiye göre çok daha fazla farkındalık olduğu su götürmez. Ancak bu çalışmaların büyük bir kısmının yetişkinlere yönelik olduğunu söylememiz gerekiyor. Çocuklar bu süreçlerin yeterince özneleri değildi. Hala de durum çok değişmiş değil.

Örneğin neredeyse tüm Kürdistan kentlerinde şubesi olan Kurdî-Der’i ele alalım. Kurdî-Der’in hem toplum nezdinde Kürtçe’ye dair farkındalık arttırılmasında hem de Kürtçe’nin öğretilmesi ve Kürtçe öğretmenliği yapabilecek eğitimcilerin geliştirilmesinde rolü tarihidir. Ancak özellikle son yıllarda, Kurdî-Der’in çalışmaları yetişkinlere yönelik Kürtçe öğretim kurslarıyla sınırlanmış gibi görünüyor. Elbette her şube aynı çalışmıyor olabilir ve birbirinden değerli toplumsal çalışmalara katkıda bulunuluyor olabilir. Ancak genel itibariyle durum böyle. Peki Kurdî-Der, yukarıda bahsettiğimiz URDD gibi çalışamaz mı? Çocuklara ve gençlere yönelik, sadece dil öğretimiyle sınırlı olmayan çeşitli programlar çıkarılamaz mı? Kurdî-Der bu yönde çalışma yürütmeye karar verse, çocukları görece daha fazla dilsel asimilasyona maruz kalan orta sınıf aileler, çocuklarını bu çalışmalara seve seve göndermez mi?

Yaklaşık 3 milyondan fazla Kürt nüfusu olan İstanbul’da çocuklara yönelik Kürtçe herhangi bir çalışma olmaması da yine üzerine düşünülmesi gereken bir durum. Kürtçe standartlaştırma çalışmaları, sözlük ve gramer üretimleri çok değerli olan İstanbul Kürt Enstitüsü Kürtçe hizmet veren bir kreş açmaya öncülük etse, başta Eğitim-Sen olmak üzere farklı kurumlara üye olan Kürtler desteklemez mi? Aynı soruyu Ankara, İzmir, Mersin, Adana gibi şehirler için de sormak mümkün.

Devletin asimilasyon iştahının bitmediği, aksine imkan ve araçlarının çoğaldığı bir dönemde, Kürtçe’nin korunup geliştirilmesi için çocuk çalışmalarına yönelmek şart. Çocuk çalışmaları da kitlesel katılımlı eylem ve etkinliklerden ziyade programlı ve uzun vadeli projeler gerektirmektedir. ZarokTv bu yönde atılmış en önemli adımlardan biri. Yine Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin Zarokistan ve Aram Tigran Konservatuarları projeleri, Kayapınar Belediyesi’nin Zarokistan Xalxalok projesi, Van Büyükşehir Belediyesi’nin Perperok kreşi anılması gereken tarihi çalışmalar. Özgür Okullar projesi başlı başına büyük bir sayfa zaten. Yapılması gerken, bu örneklerin arttırılması ve İstanbul dahil her yerde yaygınlaştırılması.

Sonraki yazılarda bu konuda ne yapılabileceğine dair yazmaya devam edeceğiz.