”Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının” Meclis’ten geçmesinden sonra Yükseköğretim Kurulu’na (YÖK), üniversitelerde enstitü yapılanmasını ”Lisansüstü Eğitim Enstitüsü” adı altında birleştirme yetkisi verdi. Mardin Artuklu Üniversitesi yönetimi bu kanuna dayanarak, 2009 yılında kurulan ve bünyesinde Kürtçe, Arapça ve Süryanice eğitimlerin verildiği “Yaşayan Diller Enstitüsü”nü kapatma kararı aldı. Karar onay için YÖK’e gönderildi. Konuya dair sosyal medya hesabından açıklama yapan rektör Ahmet Ağırakça, enstitünün kapatılmadığını savunarak, YÖK’ün tüm enstitüleri bir çatı altında toplama kararı bulunduğunu söyledi.
Ancak Yaşayan Diller Enstitüsü’ndeki öğretim görevlileri, rektör Ağırakça’nın açıklamasının gerçeği yansıtmadığını, YÖK’ün böyle bir kararının olmadığını, üniversitenin talebi üzerine birleştirme yapabileceğini, bunun bir tasfiye süreci olduğunu ve rektörün enstitüyü kapatmaya çalışması Kürtlere ve Kürtçeye olumsuz yaklaşımının bir sonucu olduğunu söyledi.
Enstitü işlevsizleştirildi
Konuya ilişkin ulaştığımız enstitüdeki öğretim görevlileri, özellikle “çözüm süreci” döneminde çok güçlü bir kadroya sahip olan enstitü bünyesindeki Kürt Dili ve Kültürü Bölümü’nde yaklaşık 40 akademisyenin olduğunu hatırlattı. Ancak 4 yıl önce atanan rektör Ahmet Ağırakça’nın Kürtlere ve Kürtçe’ye olan tahammülsüzlüğü ve olumsuz tavırlarından dolayı şu an sadece birkaç akademisyenin kaldığı aktarıldı. Rektör Ahmet Ağırakça, bir kısmı KHK’yle bir kısmı da sözleşmelerinin feshedilmesi ya da yenilenmemesi yoluyla 20’den fazla akademisyenin işine son verildiği; bunun yanı sıra üniversitenin diğer bölümlerinde de birçok Kürt ve muhalif akademisyenin KHK ve sözleşme feshi gibi yöntemlerle üniversiteden uzaklaştırıldığı bilgisini paylaştı.
Klasik resmi ideoloji yeniden tahkim ediliyor
Enstitü ile ilgili alınan kararı bir dönem Yaşayan Diller Enstitüsü Kürdoloji Bölümü’nde ders veren Kürt Çevirmen ve Yazar Salih Agir Qoserî, değerlendirdi. Enstitüye müdahale sürecinin henüz 15 Temmuz askeri kalkışma ve Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ortaya çıkmadan başladığına dikkati çeken Qoserî, “Çözüm Süreci” devam ederken müdahalenin başladığını söyledi. “Polis desteğiyle üniversitede düzmece bir ‘yolsuzluk operasyonu’ ile bu işe başladılar” diyen Qoserî, enstitüye müdahale süreçlerini ilişkin şunları sıraladı: “Çözüm sürecinin bitirilmesi, takip eden darbe hikayesiyle istenen ortamın yaratılması ve KHK’lerle birçok hocanın enstitüden uzaklaştırılması, kalanların da nefes alamaz hale getirilmesi... Göründüğü gibi bölümü kapatmak belli bir program dahilinde gerçekleştiriliyor. Rektörün ‘Biz bölümü kapatmıyoruz, başka bölümlerle birleştiriyoruz’ demesi, hırsızın ‘çalmıyorum yer değiştiriyorum’ demesinden farksızdır. Yani Kürdoloji’de öteden beri uygulanmak istenen ve şu an yapılanlar, devletin klasik resmi ideolojisinin, farklı bir biçimde uygulanmasıdır.”
MARDİN