Kürtler, 31 Mart seçimlerinde, korku duvarlarına karşı iyi direndi. Resmen ilan edilmemiş sıkıyönetime rağmen gaspçıları, hırsız ve talancıları geriletti. Dahası, AKP, MHP ve derin devlet denilen Ergenekon’dan oluşan ırkçı koalisyonu temelinden sarstı.

Oysa, eşitlerin yarışı değildi seçim. Kürtlerin kolu, bacağı bağlı, ırkçı koalisyon ise atlıydı.

Kürtlerin de vergilerle beslenen ordu, ırkçı rejim emir eri, Kürtlerin ise tepesinde tehdit unsuruydu. Polis ve adliye de öyle...

Zindanlar, HDP’nin yerel yöneticileri, gönüldaşlarıyla doluydu. HDP adına yola çıkanlar, köy ve kasaba girişlerinde namlunun ucu ile geri çevriliyor, toplantılar gaz bombaları ve coplarla dağıtılıyor, toplantılarda göze çarpan gençler tutuklanıyordu.

Seçim sabahı kuytu, gözden uzak yörelerde yüzlerce oy sandığı aracı olmayanların ulaşamayacağı sapalıklara taşındı. Sandıklar, polis ve asker barikatlarının gerisinde açılıp oylar sayıldı ve gönüle uygun tutanaklara geçildi.

Sandığa yanaşmak bile cesaret işiydi. Ama Kürtler buna rağmen korku çemberini yardı, korkuya teslim olmadı. Gözler önündeki yöre oylarını korumayı da başardı. Büyük şehirler Amed, Van ve Mardin dahil 8 il ile 43 ilçeyi gaspçılardan kurtardı ama 40 belediye hak ve özgürlük hırsızlarının elinde kaldı.

Nasıl kurtarılsın ki? Sandıklar asker ve polis muhasarası altındaydı. Şırnak, Halfeti ve Uludere’de olduğu gibi pek çok yerde askerlerle polisler, düzgün sıralar halinde ve kaz adımlarıyla yürüyerek toplu halde sandık başlarına geldiler. Oy pusulalarını sandıklara atıp zafer marşlarıyla geri döndüler. Mesela Halfeti’deki tespit enteresandı. Oy kullanan polisler, Mersin’den getirilmişti.

Bu şartlarda, Kürdistan’da elde edilen sonuç başarıdır. Kürtlerin, Selahaddin’in hatırı AKP-MHP-Ergenekon koalisyonuna verdiği ders ise dünya çapında değerdedir, unutulmazdır.

Öte yandan bütün bunlar, Kürt savaşkanlığının sonucu, uzun erimli bir özgürlük mücadelesinin devamıdır. Araplar, Bulgarlar, Arnavutlar hatta Yunanlılardan da önce Osmanlı kabuğuna karşı başlatılan ulusal kurtuluş mücadelesi bir yana, Kürtler yüz yıldır Türklerle savaşıyor. O nedenle Türk darbelerine karşı direnmek de Kürtler için hayat tarzı oldu.

Ama Kürtler, her devirde ulusal değerleri açısından kendilerine yakın buldukları partilere oy verdiler. 1990’lardan beri de, ağırlıklı olarak Kürtlerin yönettiği, ama Türk kanunlarına uygun kurulup faaliyet gösteren partilere oy veriyorlar.

Türk devleti ile siyasi partileri, başından beri, Kürtlerden destek bulup güç alan, bu oluşumlardan rahatsız. Bütün çabalarına rağmen hizaya getirmeyince kapatarak kurtulmaya çalıştılar. Ama olmadı. Kürtler, gidenin yerine yenisini kurup başına geçti.

Ve bütün Kürdistan’ın desteğini aldı. Elbette, yeryüzündeki bütün ulusal kurtuluş hareketi alanlarında benzeri görüldüğü üzere Kürtler arasında da işbirlikçiliği geçim haline getirmiş onursuz kişilikler, hainler vardır. Ama bu partiler Kürdistan tabanına oturdu.

Türk partilerine giden oylar polis, asker, Türk memurlarla işbirlikçilerin ötesine geçmedi.

Şimdilerde maksat demokrasi var desinler diye, Kürtler tarafından kurulan partileri artık kapatmıyorlar. HDP, bu kapatılmayanlardan...

Fakat onu dayanak kitleden koparıp tabansızlaştırıp öldürmek için kuşatma altında, kesintisiz saldırı altında tutuyorlar.

Bu bir şey değil. Kürtler için, direnme bir yaşama biçimidir. Bunun da altından çıkarlar.

Ancak HDP dağınık sesler, görüntüler veriyor bugün. “Bileşen“ diye bir olgu çıkardılar. Her kafadan bir ses çıkıyor. Dersim olayında gördük, parti adayının rakibine destek sunan çıktı.

Kürt kadın milletvekilleri sokaklarda işkence görürken dönüp bakmayanları gördük. Kürdistan yıkılırken, Türk ırkçılığı Kürt düşmanlığında sınır tanımazken, Kürt oylarıyla seçilmiş kimilerinin, bütün bu olanlar sanki başka bir seyyarede oluyormuş gibi duyarsız kaldığını, kör bakıp sağır durduğunu da gördük.

Daha ilk gün Kürtlük virüsü bulaşacakmış gibi yolunu ayırıp gidenleri, süresi bitenlerin kayıplara karıştığını, rejimin ekranlarında ses ve görüntü olduklarını gördük.

Bu hallerin izahı ne bilemiyorum...

Ama siyasi partilerde ilkelerin etrafında birleşme disiplini esastır. Tabanın sesine ses olmak, istekleri, görüş ve hayallerine saygılı olmak ise şarttır.

Oysa dünya değişti, hızla değişiyor. Değişen dünyada eski savaş taktikleri bile alt üst oldu. Siyasi partiler ise değişen toplumsal eğilimler ve ihtiyaçlarına göre yeniden yapılanıyor.

Siyasette toplumsal değer yargılarını, hayallerini yadsıyarak güç toplamak mümkün değildir. İkide bir “biz Kürt partisi değiliz“ savunması neyin nesi? Öteki “biz Türk partisi değiliz“ diyor mu?

Kürtler yüz yıldır, terör kırbacı altında inliyor. Dili kesiktir. Kültürü gasp edilmiş, kimliği, ülkesinin adı bile yasaklanmıştır. Kürdün hayat hakkı, emir dahilindedir. Buna rağmen “hadi, Kürtlerin terörist olduklarını söyle“ diyenlere “Biz her türlü teröre karşıyız" cevabını vermek ne demek? Kürdü terör devletine karşı ulusal kurtuluş savaşı verenlerle aynı kefeye koymak değil mi? Her neyse...