BAHOZ ERDAL: 35 yıldır savaşıyoruz. Halkımız özgür oluncaya kadar direnişi, mücadeleyi büyüteceğiz. Bedel vermeye de hazırız.
'GERİLLA HAZIR': HPG Merkez Komutanlık Üyesi Bahoz Erdal, Kürt halkının uzun süreli ve zorlu bir mücadeleye hazırlanması gerektiğini belirterek, "Gerilla her zamankinden daha iddialı ve kararlıdır. Önümüzdeki süreç için büyük mücadeleye hazırlanıyoruz" dedi. 'MECBUR DEĞİLİZ': HPG Komutanı Bahoz Erdal, şunların altını çizdi: "Türk devleti düşmandır, Kürt'ü bitirmek istiyor. Kürt'e kölelik ve soykırım dışında başka bir şey tanımıyor. Ama Kürt halkı da alternatifsiz değildir, Türk devletine mecbur değildir. Kürt halkı ruhta ve zihinde Türk devletinin zihniyetinden kopmalıdır." 'DÜŞMANI KIRACAĞIZ': Kürt halkına soykırım saldırıları olduğu müddetçe direnişin süreceğini vurgulayan Erdal, "Bu mücadelenin acıları ve bedelleri olacaktır. Halkımız bugüne kadar bunları göğüslemiştir. Bundan sonra da bedel vermeye hazırız. Düşmanın Kürt'e yönelik tüm umutlarını kırmalıyız" diye konuştu.HPG Merkez Karargah Komutanlık üyesi Bahoz Erdal, Türk devletinin Kürdü bitirmek istediğini belirterek, Kürt halkının uzun süreli ve zorlu bir mücadeleye hazırlanması gerektiğine dikkat çekti.
Sterk TV’de yayınlanan özel programa Dicle Ferat’ın sorularına cevap veren Bahoz Erdal, “Kürt halkı Türk devletine mecbur değildir. Kürt halkı ruhunda ve zihninde Türk devletinin zihniyetinden kopmalıdır’’ dedi.
Medya savunma alanları üzerindeki saldırıların Güney Kürdistan’ı işgal amaçlı olduğunu ifade eden Erdal, Güney halkının tutumunun ulusal olduğunu ama Güney siyasi güçlerin net bir tavır sergilemediğini eleştirisinde bulundu. Erdal’ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:
“Kürdistan gerillası 35 yıldır Türk devletine karşı savaşıyor. Bu yüzden gerilla Türk ordusunu, emniyetini, istihbaratını ve savaşta kullandıkları tekniği de iyi tanımıştır. Gerilla, savaştığı araziyi iyi tanımakta ve büyük bir savaş tecrübesine sahip. Kürdistan özgürlük gerillası 35 yıllık savaş tecrübesiyle Türk devletine karşı yenilmediğini büyük zaferler elde ettiğini ortaya koymuştur.
Son 2 yıldır Erdoğan Türkiye’de her şeyi savaşın hizmetine sokmuştur. Türk basını başta olmak üzere, şu anda hiç kimse farklı bir şey konuşamıyor. Basından tutalım, ekonomisinden, hatta sivil toplum kuruluşundan, spora, camiye kadar hepsini bir silah gibi halkımıza ve gerillaya karşı kullanıyor.
Gerilla ve Türk devleti arasında gelişen savaş, 2014 yılına kadar kontrollü bir savaştı. Fakat 2015 yılından sonra Türk devleti Erdoğan öncülüğünde topyekun bir savaş yürütmektedir. Ne Türk halkı, ne Kürt halkı, ne de özgürlükçü, muhalif basın gerçekleri kolay kolay öğrenemiyor. Yüzlerce gazeteci, aydın, demokrat Türkiye’den kaçmıştır. Şu an Türk devletinin neyi varsa, ne kadar gücü varsa gerillaya karşı kullanıyor.
Erdoğan’ın şöyle bir hesabı vardı, son iki yılda Kuzey Kürdistan’da gerillayı mevcut teknikle tasfiye edip, Güney Kürdistan’da Güneyli siyasi güçlerin desteğini de alıp saldırmak, Rojava’da ise devrimi tasfiye ederek, sahneye kazanmış bir Erdoğan çıkarmaktı. Fakat hem halkımızın seçimlerde, „Bizi tutuklayabilir, köy ve şehirlerimizi yıkabilirsiniz ama asla bizim irademizi teslim alamazsın“ demesi ve diğer yönüyle Kürdistan özgürlük gerillasının, bu tekniğe karşı kahramanca bir savaş yürütmüş olması Türk devletinin bu kirli planlarını alt üst etmiştir. Bunun için Erdoğan Kürt halkına karşı bu kadar saldırganlaşmıştır.
Bugün Türkiye’de bir ekonomik kriz yaşanıyorsa, bunun nedeni Erdoğan’ın yürütmüş olduğu bu savaştır. Türkiye’de yaşanan ekonomik çökmenin temel nedeni, AKP’nin savaşta özellikle son üç yıldaki yenilgisidir.
Öte yandan Suriye konusuna ilişkin Erdoğan her gün geri adım atıyor, Rusya’ya teslim oluyor. En son İdlib konusunda da bu görüldü. Irak’ta da eskisi gibi rolleri kalmamış.
35 yıldır savaşıyoruz
Dünyada gelişen son teknolojiyle, Türk ordusu gerillaya karşı savaşmaktadır. Kürdistan özgürlük gerillası çelik bir iradeye sahip olmakla birlikte, her gün kendini yenileyen bir gerilla anlayışı ve yaratıcı tarz ve taktiklerle onların hesaplarını boşa çıkarmaktadır. Belki yoldaşlarımız gerçekleştirdikleri birçok eylemi kameralara kayıt edemiyorlar, ki o da büyük bir eksikliktir. Fakat gerilla 35 yıllık savaş sürecinde, savaşma gücü ve azmini ispatlamıştır. Biz, Türk ordusunun tümünü yok edeceğiz demiyoruz. Fakat Türk ordusunun gerillaya karşı tüm kirli planlarını, gerilla karşısında yenilgiye uğradığını açıkça söyleyebilirim.
En büyük ve ağır saldırı Önder Apo üzerinde gerçekleşmektedir. Bu anlamda en zorlu ve en güçlü mevzide Önderliğimiz direnmektedir. Gerilla silahlıdır, Kürdistan dağlarında özgürdür ve düşmana karşı savaşıyor. Halkımız da bir araya gelip mücadele ediyor. Fakat Önder Apo kendi başına, İmralı adasında devlet terörüne karşı tarihsel bir mücadele ve direniş halindedir. Türk devletinin esas hedeflerinden biri, Önder Apo’nun ilişkisini halktan ve hareketten kopararak, hareketin kendisini yönetemeyeceğini, kendi aralarında bir parçacılığın oluşabileceğini bu şekilde savaşı yürütemeyecek konuma geleceğini düşünerek gerillaya ve halka saldırarak sonuç almak istemiştir.
Halkımız için şunu söyleyebilirim; herkes olduğu yerde mücadele yürütmelidir. Biz Önderlik üzerindeki tecridi kırmak istiyorsak, duygusal yaklaşıp, sadece umut etmekle olmaz. Bunlar örgütlenme ve eylemselliklerle gerçekleşebilir. Düşmana karşı kaybedecek bir şeyimiz kalmadı. Toprağını, ülkeni işgal etmiş, ekonomik olarak zaten seni aç bırakmış durumda, tarihin, dilin, kültür ve kimliğin zaten ayaklar altına alınmıştır. O vakit sen neyden korkacaksın ki? Bundan dolayı yurtseverim diyen her insan, bulunduğu yerde mücadelesini yürütmelidir.
Hedefleri hareketin yönetimi
Eskiden Türk devleti öyle sanıyordu ki, Önder Apo’yu bir şekilde rehin alabilirlerse ya da herhangi bir darbe vurabilirlerse, eski Kürt örgütleri gibi dağılacağımızı düşünüyorlardı. Bundan sonuç almadıkları için, şimdi de hareketin yönetimlerine yönelmeye çalışmaktadırlar. Birincisi, bu başına ödül konulan kırmızı, turuncu vs. listeleme konusu bir özel savaştır; Amerika’yı taklit ediyor. Kırmızı ve bilmem farklı renklerde ve düzeylerde listeler oluşturup bununla yönetimlerimizi ve Kürdistan devrimini kriminalize ve suçlu gibi göstermeye çalışmaktadırlar.
Bir de halk üzerinde psikolojik bir savaş yürütmek istiyorlar. Sanki yönetim darbe yese, hareket zayıflayacak, dağılacak gibi bir algı oluşturmak istemektedirler. Oysa PKK tarihinde yaşandığı gibi dünyada hiçbir örgüt üst yönetimlerini bu düzeyde şehit vermemişlerdir. Hiçbir Kürt örgütü ve isyanlarında böyle bir durum yaşanmamıştır. PKK komutanlarını şehit vermiştir, fakat PKK bir o kadar da onlara bağlılığın gereği olarak büyümüş ve daha da güçlenmiştir.
Türk devleti sadece PKK hareketinin yönetimlerini değil, yurtsever olup kendi onuruna sahip çıkan ve teslimiyeti kabul etmeyen her insanı hedef haline getiriyor. Binlerce insanımızı faili meçhul adı altında şehit düşürmediler mi? Bu şekilde halkta “Biz yönetimlerine ulaşabiliyoruz biz onları şehit düşürüyoruz, kimse kalmadı” gibi algılar oluşturarak halkımızın umutlarını kırmaya çalışıyorlar. Yönetimlerimiz, komutanlarımız hiçbir şekilde arkada kalmamış ve hep ön mevzilere gitmişlerdir. Biz Önder Apo’nun savaşçılarıyız, birçok şehit verdik ve mücadelenin bir bedeli olarak da vermeye devam edeceğiz. Şehadet Kürdistan devrimimin bir hakikati, gerçeği olmak durumundadır.
Güneyli siyasilerin duruşu
Türk devletinin hala soykırım savaşını devam ettirme ısrarı varsa bunun nedeni Güney Kürdistan’ındaki siyasi güçlere bağladığı umutlarıdır. Güney’deki bazı siyasi parti güçleri şunları söylemektedirler; „Türkiye’de eskiden Kemalist kesim iktidardaydı, onlar Kürtleri sevmiyordu, Kürtlerin düşmanıydılar. Fakat şimdi Erdoğan iktidardır ve Kemalistlere göre, Kürtlerin varlığını kabul ediyor. Kürtlerin düşmanı değildir.“
Bu düşünce ve yaklaşım biçimi ya Türk devletini ve Erdoğan’ı tanımamaktan ileri gelmektedir ya da bazı güçler kendi bireysel çıkarları için Türk devletine yardım ediyorlar. Her şeyden önce Türk devletinin zihniyet oluşumu, Kürt düşmanlığı üzerine inşa edilmiştir. Bugün Erdoğan herkesten daha fazla Kürt düşmanlığını yapmaktadır.
Türk devleti tüm Kürtlere düşmandır
2014 yılında DAİŞ Şengal’e saldırdığında daha sonra da Hewler ve Başika hattına saldırdığı zaman, Başur yönetimi Erdoğan’dan yardım istemedi mi? Oysa Türk devletinin Başur Kürdistan’ında 20’ye yakın askeri üssü bulunmaktadır.
Tankları, savaş araçları, obüs ve ağır silahları bulunmaktadır. Peki Erdoğan onların yardımına geldi mi? Herhangi bir yardımda bulundu mu? Hayır, hatta Erdoğan istiyordu ki, DAİŞ Duhok ve Hewler’e de girsin. DAİŞ’in Kobanê’ye girdiğine Erdoğan ne kadar sevindiyse, DAİŞ‘in Hewler’e girmesine de o kadar çok istiyordu.
Diğer bir örnek ise Güney Kürdistan’da referandum gerçekleşti. Bu referandumun PKK ile ne gibi bir alakası vardı? Ama en çok o referanduma karşı düşmanlık yapan, yine Türk devleti ve Erdoğan’dı. Türk devleti o zaman Irak ve İran hükümetini bu referanduma karşı çıkmaları için zorladı. Bunlar çok açık ve yakın süreçte yaşanan iki olaydır ki Erdoğan, Türk devleti sadece PKK düşmanlığı değil, hatta sadece Bakur’daki Kürtlere karşı da düşman değil, tüm Kürtlerin düşmanıdır. Bu anlamda Erdoğan en büyük Kürt düşmanıdır.
Başur’daki bazı siyasi güçler, „Türk devletiyle ilişkimiz var, bize yardım ediyor“ diyorlar. Peki neden sizinle ilişkileri var? Türk devleti bunu açıkça söylüyor, „PKK güçlü bir harekettir, zaten Bakur’daki, Rojava’daki, Rojhılat’taki yine ülke dışındaki Kürtlerin çoğu PKK’nin etkisi altındadır. Sadece Başur’daki Kürler kalmış, eğer onlar da PKK’nin etkisi altına girerse, artık Kürtler denetimimizden çıkarlar.“ Böyle düşünüyor ve bunu açık bir şekilde de söylüyorlar.
Bunu her gün Türk medyası, yetkilileri avaz avaz söylüyorlar. „Başta KDP olmak üzere Başur’daki siyasi güçlere destek verelim ki, bu siyasi güçler yoluyla PKK’yi zayıflatalım“ diyorlar. Tüm bunları Başur’dak siyasi güçleri çok sevdikleri ya da dostluk temelinde siyasi, diplomatik bir ilişki kurmak için değil. Tüm amaçları Başur’daki siyasi güçlerin desteğiyle PKK’nin gelişimini engellemektir. Türk devleti Başur’daki siyasi güçlerin güçlenmesini istemiyor. Bu DAİŞ saldırıları ve referandum süreçlerinde açıkça ortaya çıktı.
PKK zayıflarsa Güney zayıflar
Türk devleti Güneyi sürekli kendisine muhtaç bırakarak, PKK’yi zayıflatmayı amaçlamaktadır. Yani ellerinden gelirse askeri olarak Kürdü Kürde kırdırtmak o da olmazsa diğer farklı yöntemlerle bunları yapmak istiyor. Güneyli halkımız şunu iyi bilmeli ki, bugün Medya Savunma alanlarına yönelik işgal girişimlerinin tek hedefi, gerilla değildir.
PKK’nin zayıflaması, Başur Kürdistan’ın ve oradaki tüm siyasi güçlerin zayıflaması demektir. PKK’nin zayıflaması Kürdistan ve tüm Ortadoğu için olduğu gibi Başurê Kürdistan için de büyük tehlike arz etmektedir. Bugün eğer PKK güçlüyse, Güney Kürdistan güvenli bir alandır. Halkımız bunu doğru okumalı ve görmelidir. Bunların dışındaki yaklaşımların hepsi yanlış ve tehlikelidir.
Kimse bizim kadar Türk devletinin ve AKP’nin gerçeğini bilemez. Türk devleti, Kürdün düşmanıdır. Bakur’da 25-30 milyon Kürt nüfusu yaşıyor olmasına rağmen buradaki Kürtlerin adını ve dilini kabul etmiyor. 21. yüzyılda şehirlerin bu kadar yıkıldığı nerede görülmüştür? Kuzey Kürtlerine soykırımcı zihniyetle yaklaşan bir devlet, Başur Kürtleriyle dost olması mümkün mü?
Bunun için Başur Kürdistan’ındaki siyasi güçler, Türk devleti ile ilişkini gözden geçirmeli. Bu ilişki ulusal birliğe karşı olmamalı yine Bakur, Rojava ve Rojhılat Kürdistan’ını hedefleyen ve PKK karşıtlığı temelinde gelişen bir ilişki olmamalıdır. Başur Kürdistan’ındaki halkımızın da buna karşı olan tavır ve tutumları gerçekten değerli ve anlamlıdır. Bu anlamda Başur halkımız, her zamankinden daha fazla Kürdistan devrimi ve ulusal birliğinin gerekliliğini, hakikatini anlamış durumdadır. Bunlardan ötürü halkımızın tüm bunlara karşı duruşu takdire layıktır.
Güneyli halkımızın tavırı ulusaldır. Biz bunları günlük olarak görüyoruz. Kerkük’ten, Süleymaniye’ye, Duhok’tan, Zaxo ve Amediye’ye kadar halkımızın bu tutumunu görüyoruz. DAİŞ, Duhok ve Hewler’e saldırdığında halkımızın çağrısına koşan, birilerinin dost dedikleri Türk devleti değildi. Hiç kuşkusuz bu çağrıya kaygısız ve koşulsuz bir şekilde cevap veren PKK gerillalarıydı. Şengal’de, Maxmur’da hesapsız ve kaygısız orada yüzlerce şehit verdi. Zor günlerin dostu PKK gerillasıdır, Türk devleti değil.
Güney’de ajanlık yaygınlaştırıldı
Bugün Başurlu siyasi güçler, MİT’e farklı zemin sundukları için, MİT’in ajanlaştırma faaliyetleri Başur’da yaygın bir duruma gelmiştir. Güneyli insanlarımızı kirli planlarına ortak etmek istemektedirler. Para vb. maddiyat karşılığında, insanlarımızı gerillaya karşı ajanlaştırmaya çalışmaktadırlar. Tek bir insanımız bile, Türk devletinin bu ajanlaştırma girişimlerine mecal vermemelidir. Güney’de MİT’in düşürdüğü, ajanlaştırdığı kimseler var. Onlar gerillanın kampları hakkında düşmana bilgi vererek, kendilerine nasıl Kürdüm diyebiliyorlar. Sen nasıl bir Kürtsün ki, kendi halkına karşı düşmana ajanlık yapıyorsun!
Güney Kürdistan’ın siyasi ve güvenlik kurumlarında yer alan tek bir Kürt insanı bile, bunu kendine layık görmemelidir. Bu normal bir şey değil, bu düşmanlıktır.
Bu anlamda herkesi uyarmak istiyoruz. Siz eğer Bakur devrimine, PKK gerillasına yardım etmiyorsanız, düşmanlıkta yapmayın. Gerillaya yardım etmiyorsanız, o halde düşmana da ajanlık yapmayın. Türk devletinin, Güney’e yönelik işgal girişimleri çok tehlikelidir. Fakat birçok güç bu tehlikenin farkında değildir. Şimdi Türk devleti nereye girerse oradan çıkmaz. Çünkü Türk devleti Osmanlının bir devamı olup, sömürüye dayanan bir zihniyet yapısına sahip olmaktadır.
Güney Kürdistan üzerindeki tehlike PKK değildir. Tam tersine PKK en zor süreçlerde Güney’e sahip çıkmıştır. Bu gerçeklik Şengal’de de Maxmur’da da açık bir şekilde görüldü. Sadece Güney değil, Kürdistan’ın tüm parçaları üzerindeki en büyük tehlike faşist Türk devletidir.
Şunu söylüyoruz: Kürdistan’ın özgür geleceği ulusal birlik içerisindedir. Belki siyasi bazı görüş ayrılıkları olabilir, bunlar demokrasinin bir ihtiyacıdır. Fakat Kürt ulusal birliği için mücadele eden bir güç hakkında, düşmana bilgi vermek, buna karşı ajan faaliyeti yürütmek farklı bir anlama gelmektedir.
ENKS’yi MİT besliyor
Bugün Rojava’lı olup ENKS’li diye kendilerini adlandıran bazı şahsiyetsiz Kürtler var ki, İstanbul’da MİT kaynaklı yaşıyorlar. O da yetmezmiş gibi, „Erdoğan, PYD ve PKK’den dolayı Kürtlere saldırmaktadır“ diyorlar. Bu ENKS’li şahsiyetler, eğer bugün MİT üzerinden ekmek yiyebiliyorlarsa, o da PKK’nin sayesindedir. Çünkü MİT onlara PKK karşıtlığında bir iki laf söyletmek için, ekmek veriyor.
Direniş sürecek
Türk devletinin tüm kurumlarıyla yürüttüğü kültürel soykırım saldırıları olduğu müddetçe, halkımız da direniş pozisyonunda olacaktır. Bu mücadelenin acıları ve bedelleri olacaktır. Halkımız bugüne kadar bunları göğüslemiştir. Bundan sonra da bedel vermeye hazırız. Düşmanın, Kürde yönelik tüm umutlarını kırmalıyız. Türk devleti bugüne kadar nasıl ki, Kürt halkını bitiremedi ise bu saatten sonra da asla bitiremeyecektir. Bu gerçekliği düşmana göstermeliyiz. Bunun için, kendimizi önümüzdeki süreç için büyük bir mücadeleye hazırlıyoruz. Gerilla bugüne kadar, nasıl ki direnip halkımızın amaç ve ideallerine sahip çıktıysa, bu saatten sonra da aynı şekilde bunu yapmaya devam edecektir. Biz, yarın şu veya bu olacak diye bir şey söylemiyoruz. Bu devlet halkımızın haklarını ve özgürlüğünü kabul edene kadar, mücadele devam edecektir.
Bu nereye ve ne zamana kadar sürerse sürsün. Bu açıdan kendimizi kandırmıyoruz. Gerilla her zamankinden daha iddialı ve kararlıdır.
Hainleri uyarıyoruz!
Devletin bu kadar saldırısına rağmen, hala akıllanmayan „Devlet büyüktür, ben de devlete yardım edeyim“ deyip, kendi kişisel çıkarları için devletin yanında yer alan kesimler için de şunları söylemek istiyorum: Türk devleti 40 yıldır tüm gücü ve dış güçlerin desteğiyle, hareketimiz öncülüğünde gelişen bu mücadeleye karşı başarılı olamadı. Siz birkaç hain kişi nasıl bize karşı başarılı olabilirsiniz? Daha öncesinden bu işleri yapanlardan kendinize dersler çıkarın. Yoksa ne tarih ne de halkımız ve gerilla sizi affetmeyecektir.
Bugün gerilla sadece Bakur Kürdistan’ında değil, dört parça Kürdistan’da yer alıyor. Hatta gerilla sadece Kürdistan gerillası değil, tüm Ortadoğu’nun gerillası haline gelmiş durumdadır. PKK artık halkın kendisi olmuş durumdadır. Yani PKK artık siyasi, toplumsal, ekonomik ve askeri bir güç olup alternatif bir yaşam sistemidir. Biz inanıyoruz ki 40 yıllık savaşı bu düzeye getiren irade, tüm halklarımızın iradesi olacaktır. Bu devlet, DAİŞ zihniyetlidir. Bundan dolayı halkımız her şeye hazır olmalıdır. Farklı bir beklentileri olmamalıdır. Tutuklayabilir, tankları da, topları da var insanımızı katledebilir de ama halkımızın iradesini teslim alamazlar. Biz onurumuz, dilimiz ve kültürümüzle yaşamak istiyoruz.
HABER MERKEZİ
Kürt gençlerine çağrı
Kürt gençleri gerillanın Türk faşizmine karşı yürüttüğü savaşa seyirci kalmamalıdır. Kaldı ki hiçbir zaman da seyirci kalmamışlardır. Her zaman, gençler öncülüğünde bir mücadele yürütüldü. Kürt gençleri, gerillaya en büyük güç kaynağı olmuştur. Bu saatten sonra da, Kürt gençlerini böyle bir sorumluluk ve görevi bulunmaktadır. Bugün, Kürdün mezarını bile kabul etmeyen bir faşizme karşı, tavır ve tutumun ne olacak? Gereken tavır ve tutumları Kürt gençleri sergilemelidirler. Kendini ulaştırma yolları çoktur. Gözlerini ve kulaklarını açarlarsa, kendilerini istedikleri yere ulaştırabilirler. Kürt gençlerinden beklentimiz budur.
Köleliği kabul etmiyoruz
Tarihte hiçbir zaman kolay savaşlar olmamıştır. Savaşların hepsi de çetindir. Maalesef savaşta ölüm vardır. Düşman bu savaşı bize zorunlu kılmaktadır. „Siz ya kölem olursunuz, ya da ölürsünüz“ deyip, üçüncü bir yol tanımamaktadır. Biz de düşmana şunları söylüyoruz. Biz ne köleliği kabul ediyoruz. Ne de eskisi gibi zayıfız. Belki bizden bazılarını öldürebilirsin. Fakat buna karşılık, ödeyeceğin fatura bundan daha ağır olacaktır. Bu anlamda, bugün halkımızın gücü vardır. Kürt gençlerinin adresi bellidir.
Her Kürt insanı şunu iyi bilmelidir ki, Türk devleti onun düşmanıdır ve Kürdü bitirmek istiyor. Kürt çocuklarının Türk devletine karşı herhangi bir geleceği de yoktur. Türk devletinin Kürde verebileceği tek şey soykırım ve katliamdır. Kürt halkı alternatifsiz değildir, Türk devletine mecbur değildir. Mevcut devlet Kürde ölümden ve kölelikten başka bir şans tanımamaktadır. Kürt halkı ruhunda ve zihninde Türk devletinin zihniyetinden kopmalı ve özgürce yaşamalıdır.