Yeni Zellanda'nın en eski üniversitesi olan Victoria'da çalışmalarını sürdüren Ortadoğu uzmanı Dr. Timothy Vincenti, Rojava'da PYD'nin devreye girmesiyle birlikte, bütün uluslararası güçlerin planlamalarını yeniden gözden geçirmek zorunda kaldıklarını söyledi. 

Vincenti, Türkiye'nin DAİŞ çetelerine verdiği destekle, Suriye'de kaos yaratma ve Rojava'da Kürtlere statü verilmemesi yönündeki yaklaşımının ise, artık kendisini vuracak bir duruma geldiğini vurguladı. Victoria'da 'Siyasi Danışmanlık Projesi' çerçevesinde öğrencilere ve öğretim üyelerine dersler veren Dr. Vincenti sorularımızı cevapladı. 


Suriye'de neler oluyor? Türkiye neden bu denli bu sorunla ilgili oldu? Tabii ki en önemlisi bundan sonra nasıl bir seyir izlenecek?

'Suriye'de neler oluyor'dan önce, Suriye'de ne olduyu irdelemek gerekiyor. 'Arap Baharı', Ortadoğu'nun kaderini kökten değiştiren ve Ortadoğu ülkelerinde 'demokrasi' adına isyanlar yaratan yeni bir sürecin değişim başlangıcıydı. 'Demokrasi'nin gelmesi için diktatörlerin devrildiği bu süreçte, halk yüzlerce yıl baskı ve tek iktidar anlayışından kurtulmak için başta Tunus, Mısır, Libya ve son olarak Suriye’de patlak veren isyanlarla artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı düşünülüyordu. Evet eskisi gibi olmadı, Ortadoğu öngörülmeyen bir kaos alanına döndü. İki önemli tespit hatası yapıldı. Eskinin yerine ne konulacaktı ve gelen, getirilen güçler bu karmaşık, aşiretlere ve değişik halklara dayalı coğrafya içinde ne kadar yer bulucaktı? Bildiğiniz gibi değişen hiç bir şey olmadı. Değişen sadece isimler oldu ama sistem ve klasik alışılagelmiş yöntemler eski hali ile devam etti ve ediyor. Tabii ki Suriye'yi veya Esad'ı bu sürecin dışında göremeyiz. Hüsnü Mübarek'in düşmesi ile birlikte Esad, bu sürecin kendisine doğru ilerlediğini gördü. Tam bu süreçte Baba Esad'ın danışmanı Dr. Samir et-Tak, oğul Esad'a "Aşiretleri, farklı inaçlara mensup kanaat önderlerini ve değişik halk mensuplarını veya örgütlerini hemen toplayıp bir anlaşma yapmalıyız. Gerekirse federal sistemi hemen bu toplantılardan sonra tartışmaya açmalıyız. Dışta kalanlara karşı savaşmamız meşru olur ve  savaşabiliriz" dediğini biliyoruz. Bundan başka da çeresi yoktu. Bu doğrultuda Birleşmiş Milletler ile Arap Birliği'nin Suriye Özel Temsilcisi Lakhdar Brahimi ile Ekim 2012'de bir görüşmü gerçekleşti. Durumda ABD ve İngiltere, Rusya ve İran haberdar edildi. ABD'nin İran ve Rusya politikalarının Esad'ın gitmesi veya kalmasında belirleyeci olacağı biliniyordu. İngilizler ve Çin, Esad'ın böyle bir adım atması durumunda yeni bir bahar havasının eseceğini belirtti.  Fakat hemen belirteyim ki Pentagon Aralık 2012'de Esad'in iç savaş çıkması durumunda gitmeyeceğini tam aksine bundan yararlanacağını, Beyaz Saray'a bildirerek Esad'ın demokrasiye geçişle birlikte uzlaşma yolunun bulunmasını, aksi takdirde Suriye'nin küresel terör için bir sıçrama alanı olacağına dikkat çekti. ABD, Irak ve Afganistan'dan sonra en azında kısa vadade böyle bir küresel terör belasını kaldıramazdı. Beyaz Saray bu öneriyi dikkate alsa da zannedersem derin ABD biraz da siyahi Obama'yı sıkıştırmak için bunu önemsizleştirdi. Tüm bu görüşmelerde Esad, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sürecin doğru işlemesi halinde aday olmayabileceğini, kimyasal silahların denetime açılacağını, uluslararası topluma dahil olabileceği gibi bir aslında çok olumlu sayılabilinecek görüş ve önerilerini ABD ve İngiltere'ye ilettiğini biliyoruz. Fakat iç dinamiklerin bölgesel aktörleri ve tabii ki derin ABD, İngiltere de dahil, Türkiye, Libya, Suudi Arabistan, Katar'ın harekete geçirilmesiyle kaos ortamı yaratıldı, yol haritasının sonuna gelindi.


Türkiye'nin Suriye politikasında baş aktörlüğe oynamasında sizce ne gibi önemli sebepler var?

Öcalan'nın Suriye'de çıkarılmasından sonra Türkiye'nin AKP'si ile Suriye'nin Esad'ı çok yakın bir dostluk içine girdi. Ama, derin ABD'nin oyunlarıyla Türkiye'nin hayal dünyası örtüşünce Türkiye herşeye bir çizgi çekip bu oyuna atladı. Türkiye Irak, Libya ve Mısır'da yaşananlardan kendisine rol çıkardı. Bir nevi halifeliğe soyundu. İslam dünyası üzerinde söz sahibi ve Neo Osmancılık projesini geliştirmek istedi. Suriye üzerinde ise, Suriye'nin Sünni çoğunluğu üzerinde 'Şii Hilali'ni bölmek, parçalamak ve yönetmek için DAİŞ dahil her türlü iç muhalefeti besledi. Bu nedenle dünya 'DAİŞ' derken, Türkiye 'Esad' demeye devam etti. Türkiye'nin Esad histerisi, Suriye'deki kaostan sonra Beyaz Saray ve Londra'da kabul görmedi. Çünkü Esad'ın yerine ne konulacağı konusu çok karmaşık bir hal aldı. 

Özgür Suriye Ordusu'nda direten Türkiye, bir taraftan da lojistik destekle DAİŞ'le gizli, kapaklı ilişkiler geliştirdi. Özgür Suriye Ordusu olmazsa DAİŞ'le kaosu derinleştirmeyi tasarladı. Sonuç Türkiye'nin planladığı gibi oldu. Kaosu derinleştirmek için DAİŞ'i kullandı. Büyük göçler üzerinden de Esad'a karşı uluslararası kamuoyunun baskısını arttırmaya çalıştı. 


Türk devletinin planlaması tuttu mu peki?

Hayır. Somut olarak belirtmeliyim ki, Mısır'da Türkiye'nin içine düştüğü durum neyse bugün Suriye'de içine düştüğü durumda aynısıdır. Üstelik bunun maliyeti Türkiye'ye çok ağır oldu. Korkarım ki, Türkiye daha çok DAİŞ kaosuna yol açacak. 

Türkiye'nin Suriye politikası kızarmış bir patates gibi elinde kaldı. Örneğin Avrupa'nın, ABD'nin Türkiye'deki Suriyeli mültecilere sırtını dönmesi, Türkiyeyi bir cezalandırma biçimidir. Türkiye, Ortadoğu'da silaha dayalı açık taraf olmanın kaybetmek olduğunu görmedi. Yani,  PYD'nin kazandığı yerde Türkiye kaybetti. Herşeye rağmen elbetteki Türkiye Suriye'de bir aktördür. Yani, Ankara yarı-aktör konumundadır. Tek başına bir sorunu çözemediği gibi onun desteğini almayan bir çözüm de tam anlamıyla başarıya ulaşamaz. Türkiye, Suriye'de vazgeçilmez ama gelişmeleri tek başına şekillendiremeye asla gücü yetmez, yetmiyor da. 


Zannedersem Türkiye şu an Rojava yani Kürtlerin yaşadığı bölgeler üzerinden Suriye politikasını yürütecek. Suriye politikalarını biraz da bunun üzerinde şekillendirecek... 

Hatta Suriye'nin ve bölgesel aktörlerin Suriye politikalarını belirleyecek oranda hayati bir konu. Öncelikle PYD, Suriye'nin iç çatışmalarına taraf olmamak ve sadece kendi bulunduğu alanları korumakla, çok akılıca bir strateji izledi. Bu strateji ilk etapta olmazsa da savaşın şiddetlenmesiyle görünür hale geldi ve uluslararası kabul gördü. Hesapta olmayan Kürtlerin direnişi Türkiye dahil uluslararası güçleri, Suriye politikalarını yeniden dizayn etmeye yönlendirdi. Türkiye sürecin bu yöne evrileceğini hesaplayamadı. Kürtlerin sahneye çıkmasıyla birlikte Türkiye PYD'nin Suriye savaşında taraf olmasını aksi taktirde bertaraf edileceğini açıkladı. İran ve Rusya'nın Suriye politikaları, ABD, İngiltere veya bölgesel aktörlerin artık Esad'tan ziyade DAİŞ ile mücadeleyi öncelikli hale getirmesi, Türkiye'nin DAİŞ'i destekleyip kaos yaratarak amaçladığı 'Esad'sız Suriye' ve Şii Hilali'ni kırılması gibi politikaları çöktü diyebiliriz. Şu an Suriye'de en güvenilir ve en samimi güç Kürtlerdir. En azından bu duruş, bölgede ve dünyada kabul gördü. Türkiye, bir kez daha dünyaya karşı gelerek PYD'nin kazanımlarına karşı çıkacaktır. Uluslararası güçlere karşı PYD konusunda kendisini daha çok dayatacaktır. PYD'yi de Türkiye'ye yönelik bir tehdit gibi gösterip, savaşa çekmeye çalışacaktır. 'Güvenlikli veya derinlikle' bölgeler talebiyle PYD'nin gücünü kırmayı hedefleyecektir. 


Bu mümkün mü?

Rojava'da geriye bir dönüşün olacağını söylemek ya da Rojava'nın Türkiye'ye sunulması beklemek, başta Türkiye olmak üzere bölgede yeni kaoslara yol açacağını söylemeye gerek bile yok. Türkiye her ne kadar bir aktör de olsa gelişmeleri yönlendirme gücünü yitirdi. Ayrıca bu, ABD, Avrupa, İngiltere ve İran'nın da işine gelmiyor. Kaldı ki, Suriye'de şiddetin dinginlenmesi ile birlikte federatif bir sistemin devreye konulması çalışmaları masada bekliyor. Türkiye, PYD ile anlaşmaya zorlanacak. 


Kobanê kopuş noktasıydı


Konumuzla bağlantılı olduğu için sormak istiyorum. Biliyorsunuz Türk hükümeti, Öcalan ile görüşmelerde bulundu. Suriye ve Rojava konusunda Öcalan'ın pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ortadoğu Konfederasyonu fikri zannedersem Öcalan'a aitti. Bunun ilk versiyonu Rojava oldu ve dünyada kabul gördü. Gelişmeler öyle gösteriyor ki Ortadoğu'da konfederal bir sistemin dışında çıkış yok. Kaldı ki artık bu yüksek sesle de seslendiriliyor. PYD'nin başından beri Suriye konusundaki tutumu akıllıca oldu. Bu pozisyonun kaynağının da Öcalan olduğunu belirtmeliyim. Türkiye - Öcalan ilişkileri, Rojava özellikle de Kobanê'de koptu. Öcalan'a bu ilerleyişin durudurulması, PYD'nin kendi bölgesi dışında koalisyona dahil olması, KDP'ye tabi olması istendi, Öcalan bunu kabul etmedi. PKK ile yürütülen görüşmeler Kobanê üzerinden koptu. Türkiye Öcalan'ı cezalandırıyor ama bir o kadar da Öcalan'a muhtaç. Bu nedenle ben görüşmelerin devam ettiğini söyleyebilirim. Eğer Türkiye şart koşup 'ben görüşmem' diyorsa - ki bu benzer süreçlerin doğasına aykırı- o zaman Türkiye, Suriye'den dolayısıyla Rojava üzerinde Türkiye'deki Kürtleri de hepten kaybedecek bir kopuşa gidiyor demektir. Ben bunu ihtimal dışı görüyorum.  


ALİ ONGAN/BASEL