Almanya’nın siyasi gündemi 22 Eylül’de yapılacak federal parlamento seçimlerine kilitlenmiş durumda. 12 Ağustos günü Yeni Özgür Politika’da ‘Göçmenler kararsız’ başlıklı analizde Almanya seçimlerine katılacak 5-6 Milyon göçmen kökenli seçmenin seçim sonuçlarında etkili olabiliceğini belirtmiştik. Ayrıca dört parça Kürdistan’dan gelip de Almanya’da vatandaş olan ve seçme hakkına sahip olan insanların sayısının 250 bine yakın olduğu tahmin ediliyor. Göçmen kökenliler arasında siyasette en etkili grubun Türkler olduğu, Türklerin ise siyasi partilerde üst düzeyde görev aldıklarını ve Almanya siyasetine müdahil olduğunu anlatmıştık. Kürdistanlı seçmenin durumu, çalışmaları, temsiliyeti, ilgileri, arayışları ne konumda olduğunu bu yazıya bırakmıştık.

Almanya’da yaşayan Kürtlerin nüfusu 1 milyon ve bunun 250 bine yakını seçmen olduğunu gözönüne aldığımızda siyasi partilerin Kürtlerin oyuna ilgi  duyması gerekiyor. Ancak Sol Parti dışında diğer siyasi partiler ya bilinçli ya da ‘bilmeyerek’ bu oylara ulaşma çabasına girmiyor.
Yine partilerde çalışan Kürdistanlıların, Kürt kökenli olduğunu söylediklerinde bir karalama kampanyasıyla karşı karşıya kaldıklarını, üye oldukları partide siyaset yapamaz ve üst kademelere yükselememeyle karşı karşıya kaldıkları bilinen gerçeklerden. ‘Peki bu insanlar partilerden mi kovuluyor, ihraç mı ediliyor?’ diye soranlar da olacaktır. Hayır ihraç edilmiyor ama ancak Kürtler için birşey yapamadıkları, kendilerine bir ‘otosansür’ veya ‘otoinkar’ uyguladıkları biliniyor. Bunu söylerken, Kürdistan kökenli parti üyelerinin, başkalarının yaptığı gibi bir ‘mevki için lobi yapmak’ değil, üyelikleri gereği istediği konularda kendisini ifade etme özgürlüğü olmalıdır. Ama buna bile tahammül edilemiyor, burada parti içi demokrasilerde de soru işaretleri doğar elbette…

Neden Sol Parti tercih ediliyor

Kürdistanlı seçmenlerin oylarına ulaşmak için partilerin onların siyasi durumu hakkında pozisyon belirlemesi gerekiyor. CDU, SPD, Yeşiller, FDP’nin böylesi bir pozisyona girmemeleri için üzerinde geçtiğini varsayalım. Ama Sol Parti Kürdistanlı göçmen grubundan gelen seçmenin desteğini sürekli almıştır. Bu destek Kürtlerin hepsinin solcu olmasından kaynaklı değil, Sol Parti gibi programında ‘bilimsel sosyalizmi, enternasyonalizmi, barışı, özgürlüğü, eşitliği, insan haklarını ve demokrasiyi’ savunan, Kürtler gibi ezilen halkların mağdur olduğu ‘savaşa, ırkçılığa, cinsiyetçiliğe, milliyetçiliğe, ayrımcılığa, yoksulluğa ve silah ticaretine’ karşı olduğu ifade etmelerinden geliyor. Diğer bir deyişle Kürtler, geldikleri ülkelerde mağdur olduğu politikalara karşı duran ve bunu programında yer verdiğinden ötürü Sol Partiyi destekliyor. Ayrıca Sol Parti içerisinde Kürtlere duyarlı ve dostluğundan asla şüphe edilmeyen, çok değer biçtiği bazı yönetici ve milletvekilleri bulunuyor. Ancak Sol Parti’nin aynı duyarlılıkla yaklaşmaması Kürtler için manidardır.

‘PKK yasağı’na karşı politikası yok

Yakın bir geleceğe kadar, Sol Parti’nin Almanya’da var olan antidemokratik ve siyasi bir karar olan PKK yasağına karşı bir tutumu veya talebinin olmadığını duyduğumda inanmak istememiştim. Yaptığım bir çok haberde ise Sol Parti buna doğal olarak karşıdır diye okuyucuyu bilgilendiriyordum. Emin olmak için araştırdım. Sonuç, kendisinin de yer yer maruz kaldığı kriminalize edilme politikalarını meşrulaştıran ‘yasaklar’ ve ‘siyasi engellerden’ mağdur olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, Sol Parti’nin Almanya’da Kürtlerin her alanda kriminalize edilmesine yol açan PKK yasağına karşı bütünlüklü bir politikası yok ve geliştirmiyor. Bunun nedenini sorduğumuzda ise adını vermeyi gerek görmediğimiz Kürtlere dost olan bir milletvekilli, Sol Parti Fraksiyonu başkanı Gregor Gysi’nin “bundan kaçınmak gerekiyor. PKK ile yakınlaştığımıza yorumlanır, bu da bizi siyaseten zorlar” gibi gerekçeler sunduğunu söylüyor. Bu durumu uzun yıllar Almanya’da YEK-KOM’da yöneticilik yapmış olan Mehmet Demir’e sorduğumuzda; “Bu tutum, Kürtlere yakınlığı ile bilinen Sol Parti için siyaseten vahim bir durumdur. Kürtlerin, demokrat çevrelerin ve PKK’ye sempati duyan yüzbinlerce insana ‘PKK yasağı’ndan kaynaklı uygulanan bu kriminalizasyonu görmezden mi gelinecek? Almanya’da hiç bir meşruyeti olmayan kriminalize edilmenin en iyi Sol Parti tarafından bilindiğini varsaydığımızda bu tutumu anlamak mümkün değildir” cevabını alıyoruz. Her seçimde Kürdistan kökenli seçmenden oy bekleyen Sol Parti’nin bu yaklaşımı siyaseten nereye konulacağını kestirmek zor.

Oylara kesin gözüyle bakıyorlar

Kürdistan kökenli seçmenden oy alabilmek için onun kurum temsilcileriyle en üst düzeyde görüşmeler gerçekleştirilmesi, vaatlerde bulunulması ve yol haritası çıkarılması gerekiyor. Örneğin Sol Parti tarafından bunun YEK-KOM gibi politik, sosyal örgütleme olarak çok etkili bir Kürdistani kurum ile gerçekleşip gerçekleşmediği sorduk. YEK-KOM Eşbaşkanı Yüksel Koç’un cevabı ‘hayır’ oldu. Bunun üzerine Koç’a ‘seçimler öncesinde Sol Parti’den üst düzeyde bir ziyaret bekliyormusunuz?” diye sorduk. Koç bu sorumuzu da “Biz daha önceki bazı seçimler için kendimiz Sol Parti Eşbaşkanları ile görüşüyorduk. Sol Parti yönetimi adına heyetler geliyor ve  görüşüyorduk. Önümüzdeki günlerde belki böyle bir taleple Sol Parti ve diğer Partiler bize gelebilir. Bekliyoruz” cevabını verdi. Peki gelmezlerse ve böyle bir talep olmazsa? Olmazsa da olur, çünkü Sol Parti Kürdistan kökenli seçmenin oylarını alacağını kesin gözle bakıyor, bu açıdan bir ziyaret, bir yol haritası ve vaatlere gerek olmadığı düşünülüyor. Fakat bu durum sadece Sol Parti tarafında ortaya konulan bir eksiklik değil, aynı zamanda Kürtler ve Kürdistan kökenli seçmene çağrıda bulunan Kürdistani kurum temsilcilerinden de kaynağını alıyor.
5 Ağustos günü Fırat Haber Ajansı’ndan gazeteci Ali Güler’e demeç veren Koç, “Biz Kürtler, seçimlerde Kürt kökenli kadın siyasetçi Ayten Kaplan ve Sol Parti’yi destekliyoruz” diyerek önemli bir açıklamada bulunuyor. Her ne kadar demecin devamında “NRW’de yaşayan bütün Kürtlere çağrımız; seçimlerde Ayten Kaplan’ın seçilebilmesi için Sol Parti’ye oy vermeleri” olarak ifade etmişse de Kürdistan kökenli seçmen için ‘talihsiz’, Sol Parti için iyiye işaret anlamında bir açıklama. Bu konuyu da Koç’a sorduk; “Demecimi çarpıtmış. Gazeteci arkadaşımız bu konuda kafasında o kadar şartlamış ki NRW’de Sol Parti’de aday olan Ayten Kaplan destekleniyorsa, Federal düzeyde de YEK-KOM Sol Parti’yi destekliyordur sonucuna varmış. Mevcut durumda Sol Partiye desteğimiz NRW’de Ayten Kaplan ile sınırlıdır. Başka yerlerde kurumlarımıza yönelik bir destek alma talebi bize ulaşmamıştır” dedi.

Sol Parti alternatifsiz değil

Her ne kadar ‘çarpıtılmış’ denilse de yukarda bahsettiğimiz benzeri açıklamalar, diğer partilerin Kürdistan kökenli seçmene ulaşmayı ve oylarına talip olmayı ve bunun karşılığında Kürdistan kökenli seçmenin beklentilerine cevap bulmayı engelliyor. Konu hakkında görüşüne başvurduğumuz Kürt Akademisyenler Ağı (KURD-AKAD) üyesi Fırat Deniz “Eğer üst düzeyde Kürdistani kurum ve kuruluşlar ile seçmen desteği talep edilmiyorsa, o zaman değişik eyaletlerde, başta Kürt dostu olan Sol Parti milletvekilleri olmak üzere, Yeşiller, SPD milletvekillerini Kürdistani kurum kuruluşlara davet edilerek, karşılıklı talepler temelinde desteklenebilinmelidir. Kürtlerin Sol Parti’yi desteklemek dışında seçimleri olamaz mantığı yanlıştır” diyerek Kürdistan kökenli seçmenin herkese açık olmasına dikkat çekiyor.

Kürtlerden uzak duruyorlar

Sol Parti kurulduğundan 2007’den bu yana Eşbaşkanlar, Grup Başkanı gibi üst düzeyde Kürdistanlıların organize ettiği etkinliklerde bulunmaktan kaçınıyor. YEK-KOM yöneticileri, her yıl organize ettikleri Newroz ve Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ne bütün parti yöneticilerini konuşmacı olarak davet ettiklerini söyledi. Sadece geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Lothar Bisky ve -o da NRW eyalet seçimlerinin öncesine denk geldiği için- 2012 yılında Sol Parti Eş Başkanı G. Lötzsch bu davete olumlu karşılık verdi. Yine Diyarbakır’da düzenlenen Newroz kutlamalarına Sol Parti Eşbaşkanları veya Grup başkanlarından bir konuşmacının BDP tarafından davet edildiğini bizzat kendim tanıklık ettim. Buna rağmen olumlu bir yaklaşımının gösterilmemesi ister istemez soru işaretleri doğuruyor. Bu acaba sadece zaman sıkıntısından mı kaynaklanıyor?
Bu sorumuzu Kürdistan Öğrenciler Birliği YXK’de geçmiş yıllarda yöneticilik yapan fakat her hangi bir siyasi partiye üye olmak istemeyen Ümit Yeter’e sorduk ve aldığımız cevap şöyle: “Herhalde burada Kürtler ile aynı ortamda bulunmanın ‘riskli’ olduğuna inanılıyor/inandırılmışlar. Yoksa kendilerince inandıkları ‘risk teşkil etmeyen’ diğer Türkiyeli göçmen örgütlerinin, Alevi örgütlerinin etkinliklerinde en üst düzeyde konuşma yapmayı sadece ‘zaman’ faktörüne bağlanamaz.”

Kürtler ne yapmalı

Kürdistanlıların bu durum dışında yaşamış oldukları en temel handikapı, siyaseti sadece parlamenter sistem, bu sistem içerisinde ise sadece siyasi partiler, siyasi partilerde ise Sol Parti, Sol Parti’de de parlamenter olma arayışının dışında bir çaba içerisine girmemesidir. Bu aşılmadığı müddetçe Kürdistanlı seçmen seçimden seçime siyasi partilerin ve özelde de Sol Parti’nin aklına gelecektir.
Kürdistani kurum ve seçmenin Sol Parti’den beklentisi var. Karşılıklı bir beklentinin olduğu da aşikar. Fakat yürüttüğüm birçok sohbet ve tartışmada Kürdistan kökenli seçmen Sol Parti içerisinde, kritik sıralarda gösterilecek bir aday ile seçmeni desteğini alması zor görünüyor. Tarafların bu konuda birbirlerine oluşturulan “risk” faktörlerine takılmadan, buluşmaları ve konuşmaları gerekiyor.

Her alanda aktif olunmalı

Sonuç olarak bu alandaki izlenimizi şöyle ifade edebiliriz: Geçmişte Kürdistanlı Feleknas Uca iki kez Avrupa Parlamentosu milletvekili olsa da Kürtler Almanya siyaset alanında yenidir. 2010 NRW Eyalet seçimlerinde Sol Parti’de Kürdistan kökenli iki adaydan özellikle birinin Kürdistan kökenli seçmenin oylarıyla parlamenter seçilmesinin oluşturduğu “zafer havası” ve ardından da Hamburg Eyalet parlamentosuna seçilen diğer bir Kürdistanlı Cansu Özdemir’in de seçilmesi, artık Sol Parti’de bulunan her Kürdistan kökenli üye “parlamenter olma” hayalini büyüttü. Olur olmaz her Kürdistan kökenli seçmenin ve YEK-KOM’un desteğini ‘alır getiririm’ mantığı ile yaklaştı/yaklaşıyor. Bu konuda görüşlerine başvurduğumuz YEK-KOM yönetim kurulu üyesi Erol Polat “Her adaylık mutlaka Kürdistanlılar veya YEK-KOM tarafından desteklenecek diye bir kaydı da yoktur. Bu yanlış bir algıdır” dedi.
Almanya’da yaşayan Kürdistanlıların kendisini bir parti ile ve bu partide de sadece parlamenter olma ile sınırlandırmaları siyaseti yanlış bilmektir. Siyaset yapmayı sadece “birgün milletvekili olursam” ile sınırlandıran yanılgıdan kurtulmak gerekiyor. Eğer siyaseti, mensubu olduğu halkın yaşadıklarını, beklentilerini siyasette görme hedefiyle yapıyorlarsa, o zaman yapılacak çok daha fazla iş vardır, parlamenterlikten önce... Neler mi bunlar? Vakıflarda, derneklerde, insan hakları kurumlarında, barış ve çevre hareketlerinde, hukuk derneklerinde, basın kurumlarında, sanat derneklerinde çalışmaktan geçer. Buralarda aktif olunduğunda siyasi partilerde de üyelik, yöneticilik yapıldığında, parlamenter olunmazsa da olur.


DEVRİŞ ÇİMEN