Türk hareketi ortaya çıktığı tarihten beri, öncüleri arasında Kürtler, hep vardı. Kürtler çok partili sistemde, alternatifsizlikten Türk partilerini destekledi.

Ancak, her defasında, tıpkı AKP tecrübesiyle yaşadıkları gibi, sundukları destek kan, göz yaşı, yangın ve yıkım olarak kendilerine döndü. Kısacası, kesintisiz olarak dolandırılmanın şaşkınlığını yaşadılar.

Buna rağmen, "adam yokluğu" pazarında, birine arkalarını dönünce, bir başka benzerine gittiler.

 Osmanlı’da, "Türk" kavramını yasaktan kurtarıp, ilk defa gün ışığına çıkaran İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1889 yılında, bir yeraltı teşkilatı (bugünkü deyimle yasa dışı örgüt) olarak kuruldu. Kurucularından ikisi, (Dr. İshak Sukuti ve Abdullah Cevdet) Kürttü. 1908 yılında askeri bir darbeyle Osmanlı yönetimini ele geçirdiklerinde, Kürtler daha geniş içerikli, yaygın bir özerkliğe kavuşacaklarını beklerken, sahip olduklarını da kaybettiler. Çünkü, ilk defa İttihat ve Terakki döneminde vergiye bağlandılar. Askerlik zorunlu kılındı. Okullarında Kürtçe eğitim yasaklanıp yerine, Osmanlıca zorunlu kılındı.  

Aldatılıp dolandırılmada, ilk şoktu bu. Ama devam edecekti.

Kemalistler, İttihatçıların devamıydı. Rejimin ikinci adamı (İsmet İnönü) Kürt’tü. Çarkta sayısız Kürt görevliydi. Ama en büyük soykırım da bu dönemde yaşandı.

Kürtler, 1946’da alternatif olarak DP ortaya çıkınca, intikam hırsıyla buraya yöneldiler. DP’den sonra dağıldılar, ama 1964 seçimlerinde ’sosyalist Mehmet Ali Aybar’ın partisinde birleştiler. Sonra, "ne ezen, ne de ezilen" diyen CHP’nin lideri Ecevit’e oy verdiler. Sonuçta Kürtler, hep aldatıldı. Aybar hariç, hepsinden sadece zulüm gördü.

Son başkaldırının ardılı olarak, çocukları 1991’de öne çıkınca Kürtler, kendi mecalarını buldular.

Savaşın harlı günleriydi. Darbelenip düşürülmüş Demirel, namusu üstüne yemin ederek "yeni bir Dersim yaşanmayacak" sözü veriyordu. Kürtler, adaylarının olmadığı yerlerde, dolandırılma pahasına, ona oy verdiler.

Sonuç: katliama uğramış, yanmış, yıkılmış Kürdistan…

Bu sırada, AKP’nin ruh babası Erbakan,"milli" diyerek ırkçılık yapıyor, ırkçı koalisyonlarda baş rol oynuyor, ancak  Kürtlere dönünce "bu dünyada Allahın adaleti"ni vaddediyordu. Erbakan’a giden Kürt oylarının sonucu ise yeni katliamlar, ayakta kalmış son evler, köylerin kibritlenmesiydi.  

Kürtler sahipsiz, ortada kalmış, tipiye yakalanmış, ortalık malıydı sanki. Kime sığınıyorsa, ölüsü onun elinde kalıyordu. 2002 yılında, Necmettin Erbakanı ekarte edip parti tabanına el koyan Recep Erdoğan da kendinden öncekileri aratmayacaktı.

Başlangıçta, ötekiler gibi vaadlerinde sınırsız cömertti. Cazip vaadler sıralayıp kandırmaca üstüne rolünü oynarken, dini yere serip üstünde tepiniyor, sözlerinin arasına Allah korkusu, Peygamber adaleti gibi kavramlar sıkıştırarak insancıl görünüyor, Türk ırkçılığının mağduru Kürtlere "kardeşlerim, ben milliyetçiliği ayağımın altına almış bulunuyor" diyor, "açılım" adıyla, dansözlerin de katıldığı toplantılarda Kürdistan meselesini tartışmaya açıyor, silahlı mücadele veren PKK ile ikili görüşme masasına oturuyordu.

Ama Kürtler, onun "ecdadı" dolandırıcılıklarıyla tecrübeliydiler. Kanmıyorlardı.

Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e danışmalık yapmış, dolayısıyla polis ve MİT’ten sağlam kaynaklara sahip gazeteci Ahmet Takan’ın yazdığına göre, Kürt Özgürlük Hareketini teslim ve Kürtlerden de oy alamayacağını anlayan Erdoğan rejimi, 2014 Ekim’inde Kürtlerle topyekün savaş kararı alıyor, hazırlıklardan sonra 2015 yazında taarruza geçiyordu.

Kürtleri kandırıp dolandırma günlerinde, Atatürk rejimini Dersim’de kırım yapmakla suçlayan Erdoğan’ın düzeni, taarruz mevsiminde Dersim kırımını aratmıyordu.

Erdoğan hala, camici ve çok dindardı. Rejimi ise TC tarihinde kimsenin başaramadığını başarmış, sorunu Türklerin Kürtlerin topyekün savaşına dönüştürmüştü. Organize ırkçı çeteler, Türk şehirlerinde Kürtlerin ev, iş yerlerini, bütün olarak mahalle ve semtlerini basıp hırsızlık, talan yapıyor, insanları linç ederek, kurşunlayarak katlediyordu. İnsanlık katledilirken devlet yok, hayat kurtaracak polis kayıp, meydan katillerindi.

Öte yandan Türk askerleri ve Erdoğan rejimin askeri darbeye karşı organize ettiği önlem barajı olarak organize ettiği özel polis ordusu, Kürt şehirlerini kuşatıp tanklar, toplarla bombalıyor, geride, enkaz yığını bırakıyor, çocuklar, bebekler vuruluyor, yaralı insanlar sığındıkları bodrumlarda diri diri yakılıyor, ölülere işkence ediliyor, öldürülen insanlar IŞİD’in yöntemiyle sokak köpeklerine terk ediliyordu.

 Bu, bir toplumsal yarılmaydı.

Öbür yanıyla yarılma, Erdoğan’ın Kürtlere iyiliğiydi. Onun sayesinde, son uyuyanlar da uyanıp, yollarını ayırdılar.