Ahlaki değerlerden ve meslek etiğinden yoksun medya, “Bağımsız devlet istiyor musunuz?”, “Demokratik Özerklik istiyor musunuz?” sorularının MİT Müsteşarı tarafından ısrarla Abdullah Öcalan’a sorulduğunu günlerce yazıp çizdi. Bu iki soru ve buna Kürtler tarafından verilecek cevap üzerinde bu kadar durulması devletin ve AKP’nin sadece siyasi alanda ulaşmak istediği amacı açık bir şekilde ifade etmesi açısından çarpıcıdır. Onlar bu işi ucuza kapatma derdindeler. Ama Kürtler’den umdukları cevabı alabileceklerini sanmıyorum.
Madem onlar iki soru sormuşlar, ben de iki soru sorarak devam edeyim. Birincisi: AKP’nin Kürt cephesinde en çok rahatsız olduğu şey nedir? Cevap: Kürtlerin örgütlüllüğüdür. İkincisi: En çok rahatsız oldukları ikinci nokta nedir? Cevap: Kürtler’in Demokratik Özerklik ilanıyla bunun adım adım inşası ve özellikle de Batı Kürdüstan’da kontrolün Kürtler’in eline geçmiş olması ve orada kendi kendini yöneten bir kurumlaşma ve bu kazanımları koruyacak büyük bir askeri örgütlenmenin yaratılma çalışmalarıdır. Öyleyse, Kürtler AKP’nin en çok rahatsız olduğu bu iki noktayı güçlendirerek, büyüterek yola devam etmeliler.
İşte bu yüzden devlet ve AKP bu iki noktada da çatlak yaratmak için varını yoğunu buna seferber etmiş durumdadır. Kürt hareketini yenilgiye uğratmak, özellikle AKP için bir varlık yokluk meselesi halini almış durumda. Ya şimdi ya hiç noktasındalar!!!
Türkiye ve bölge halklarının başına bela olmuş ve de daha büyük belalar açacak olan AKP’nin geleceği Kürtler’in elindedir.
AKP’nin özünde demokratik bir muhteva yoktur. Bu nedenle kimse kimseyi kandırmasın. Aslında Kürt hareketinin gelmiş olduğu aşama ve bölge gerçekliğine bağlı olarak var olan avantajları dikkate alındığında Kuzey Kürdistan’da ‘Demokratik Özerklik’ talebi yetersiz kalmaktadır. Ancak, ‘Demokratik Özerklik’, Kürtler’in vakit kaybetmeden pratikleştirmeleri gereken acil bir hedef olarak da önlerinde durmaktadır. Bu noktada da hızla mesafe alınmalıdır. Demokratik Özerklik ‘barış’ sürecinde pazarlık konusu edilecek bir şey değil, Kürt halkının TC’ye rağmen gerçekleştirebileceği bir şeydir. Kürtlerin bu gücü vardır. Kürtler AKP’nin sahte ‘barış’ maskesini en kısa sürede bir kez daha düşüreceklerdir.
İşte bu nedenle AKP’nin acelesi var. Bu işi şimdi halledemezlerse ileride Kürtlerin özerklikle de yetinmeyeceklerini bilmektedirler.
Sahte ‘demokratik’ açılımları, ’barış’ ve buna benzer başka diğer enstrümanları ile Kuzeydeki Kürt mücadelesini yenilgiye uğratarak, hem Batı Kürdistan’daki (Suriye), hem Güney Kürdüstan’daki (Irak) ve hem de Doğu Kürdistan’daki (İran)Kürt kazanımlarını da bir çırpıda yok etmek istiyorlar. Bunu başarabilirlerse eğer, Ortadoğu’daki bölgesel bir savaşta batı devletlerinin baş piyonu olarak görev yapmayı hesap etmekteler. Ama Kürtler bu oyunu bozacaklar. AKP’nin evdeki hesabı çarşıya uymayacak.
Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun en büyük demokratik değişim-dönüşüm gücünü, yani Kürt Hareketini yenilgiye uğratabilmek için son hamlelerini yapmaktalar. Küçümsemeyelim, çok tehlikeli oynuyorlar. Ekonomik, askeri, ideolojik ve psikolojik saldırılarını birbirine parallel yürütüyorlar. Kürtler’i hem askeri, hem ideolojik, hem psikolojik tam bir yenilgiye uğratmak istiyorlar. Sri Lanka modelini boşuna aylarca yazıp çizmediler. Bana göre, AKP’nin şu anda uyguladığı saldırgan politikası tam da Sri Lanka modelinin hala çok kararlı bir şekilde devam ettirildiğini göstermektedir. Bu gerçekliği görerek ona göre politikalar oluşturmak, ona göre önlemler almak gerekir. Yoksa yenilgi büyük olur.
AKP ve devlet hem öldürüyor, hem ‘üzüldüm’ diyor. AKP bunu hep yapıyor. Tam bir ahlaksızlık. Bu, Kürtler’e yapılmış çok büyük, çok ağır bir hakaret. En son Paris’te suikastle öldürdükleri üç Kürt kadın siyasetçinin cenazesine sahip çıkan Kürtler’in ve siyasetçilerinin üsluplarına da ayar çekmek istediler. “Ben öldürürüm, ama buna rağmen sen benim çizdiğim sınırların içinde kalacaksın”, diyorlar Kürtler’e. Bu kadar büyük bir hakarete ve düşürülmeye artık bir dur demek gerekir. Yeni bir ‘Artık yeter! Edî bes e!’ hareketi gerekiyor.
Türkiye sınırları içinde, şu anki gelişmeler Kürtler için çok büyük riskler taşımaktadır. Bu risklerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği büyük ölçüde Kürt hareketinin hata yapıp yapmayacağına bağlıdır. Yapılacak küçük bir hata çok büyük kaybettirecektir. Kırk yıllık tecrübeye sahip Kürt Hareketi’nin hata yapacağına pek ihtimal vermiyorum.
Ortadoğu bölgesindeki gelişmeler, son derece büyük kazanımlara yol açacak imkanlar sunmakta Kürtler’e. Örneğin, birlik ve beraberliğini koruyarak, bölge ülkeleri arasındaki çelişkilerden ustaca yararlanmak; Suriye’de oluşan fiili durumu iyi yönetip kalıcı kazanımlarla taçlandırmak, Avrupa’da bugüne kadar olanı kat be kat aşan aktif bir politika izlemek vs. bu amaca ulaşmak için izlenecek politikalardan bazılarıdır. Bu sürecin sonunda, birçok kişinin tasavvur bile edemeyeceği kadar, daha bir çok büyük kazanımlar elde etmek mümkün olacaktır.
Kürtler zayıf değil, her zamankinden daha güçlüler. Bu güçlerinin farkında olarak gerekirse barış masasına da uturmaktan kaçınmayacaklardır. Örgütlü güç olmanın verdiği onurlu, özgüvenli bir duruşla, birlik beraberliklerini koruyarak ve daha da geliştirerek risklerle dolu bu tehlikeli süreci, atlatıp daha büyük başarılara imza atacaklardır.
koese.haydar@gmx.de