“Özgür Gündem” gazetesi için, “Darbe günlerinde Kürdistan” başlıklı bir yazı dizisi hazırlamaya çalışıyorum. Bu vesileyle geriye baktığımda, bir kere daha Kürtlerin, TC tarihi boyunca, nafile yere hak, hukuk, vicdan aradığını görüyorum.
Oysa, bütün kademe ve katmanlarda yok oğlu yok, bu insani değerler. Hukuk yok, basını, yayın kurumları, sivil, asker yöneticileri, sıradan kalabalıklarıyla kamu vicdanı kesintisiz uykuda.
“Yazıktır, insanlık katlediliyor” diyen ne bir ses, ne de nefes.
Benzer kaderi, geçtiğimiz yüz yıllarda Kuzey Amerika yerlileri Kızılderililer, Güney’in Aztekleri, Mayaları, Avustralya yerlileri “Aborjinler” yaşadılar. Avrupa’nın tutunamamış sabıkalıları ve ordular talana, kırıma çıkmışlardı.
Ama her şeye rağmen vicdanlar ölü değildi. Aynı beyaz adamlar, yok edilmeye çalışılan bu halkların yasını tutan romanlar, araştırma kitapları yazıp, kendi utançlarını çığlıklaştıran filmler yaptılar.
Din adamları, (1970’lerde bile Kardinal Halder Camara örneğindeki gibi) “durun, insanlığı öldürmeyin” diyorlardı. (Bunların din adamlarının ellerinde ırkçılık bayrağı, dudaklarında Kürtlerin kökünü kazıyın naralı fetva.)
Bunların vicdanları susmakla yetinmiyor, öldürülmüş Kürtlerin çiğnemesini, kulakları, burunlarının kesilip, gözlerinin oyulmasını “az” bulanlar var. Boyunlarında (soyadı Düdek olan gazeteci gibi) öldürülmüş Kürt genci kulağından yapılma kolye taşıyan kadınlar...
İnsanlığımızı kirleten ruh halidir bu. Üniversitelerde doktora tezi olarak araştırılması gereken, ama bugüne kadar kimsenin yanaşmadığı...
Turgut Özal, Süleyman Demirel ikilisinin tepeye bağdaş kurduğu 1990’larda, Kürtlere biçilen kader, “öldüre öldüre bitirme” idi. Mafya ve üniformalı çeteler bu dönemde soygunlar yapıp, cinayetler işleyerek yangınlarla yürüyorlardı.
Sonra öldürerek bitiremeyeceklerini anladılar. “Ver elini öpim, abi” yalaka ve yalamacılığıyla, kandırmacayı öne sürdüler. Bu taktiği dincilere devrettiler.
Dönem, açılımlarla başlayan, namlunun ucu ve toplama kamplarıyla süren din devleti inşacıları dinciler dönemidir, bugün. Tanrı zalimin yardımcısıymış gibi “Allah” diye diye mazlum ve masuma bomba yağdırıyor, darbeler döneminde bile eşine rastlanmayan yalan gerekçelerle Kürt avlayıp, toplama kamplarına kapatıyorlar.
Kürtler, insanlık mücadelesi verirken, Türk basınında vicdanlar ölü, kulaklar sağır, diller tutuk. Adları tek tek sayılacak bir kaçı hariç, insani ses veren yok.
Bize din de satan dinci medya, Endonezya, Afrika Müslümanlarının ağıtçısı. Sıra Kürtlere gelince zulmün kılıç sesi. (Fethullah Gülen’in gazetesi, en son iki gün önce Yunanistan’da 150 bin Müslüman Türk’ün statüsü yok diye göz yaşı döküyor, sonra dönüp Kürtlere iftira, aşağılama toplarıyla saldırıyordu.)
Suriye’de, Filistin’de iki gazateci tutuklanınca, iki yüzlülükle basın özgürlüğü şarkısına başlayanlar, 1990’larda gazete binasının havaya uçurulmasında olduğu gibi 44 Kürt gazetecinin tutuklanması karşısında dilini yutmuş bülbül.
 Yasını tuttukları Filistin’de olmuyor, fakat sokaklarda yürüyen Kürt’ün yüz ifadesi, başında, boynundaki kefiye, dısmala (onlar puşu diyorlar), ayağındaki ayakkabıya bakarak avlıyor, adaletleri, günde ortalama 20 kişi hakkında tutuklama kararı kesiyor.
Kadını, çocuğu, yaşlısıyla 12 bin Kürt dinci rejimin esiri olarak kamplarda…
Afganistan ve Irak Amerika’nın yurdu, insanlar yurttaşları değil. TC, Kürdistan için benim diyor. Kürtleri, yalanlar dolambacında yurttaş sayıyor.
Amerika yurttaşı olmayan Afganlı’yı öldüren, Iraklı’ya işkence eden askerini teşhir edip, tutukluyordu. Buna rağmen, hızını alamayan Türk medyası, dehşet diyordu.
Aynı medya Kürtlere karşı estirilen dehşetin üstüne kül örtüyordu.
Çünkü, uykudaki Türk hukukunda Kürtler, kağıt üzerinde “yurttaş” lakin, gerçek hayatta insan bile değildi. Eski Teksas’taki gibi silahını çeken Türk’e tetik çekme serbest, Kürdün toprağa düşenlerine ağlaması, ölülerinin ardında yürümesi (yazar Mehmed Uzun’un cenazesine katılım da) suçtu.
Amerika, yurttaş olmayan Afganlıları öldüren asklerini hapsederken, çocuklarının katillerini arayan Roboskî halkı, Türk adaleti tarafından görüldükleri yerde tutuklanmak üzere aranıyor, Bulanık’ta iki can alan katiller beraatle ödüllendiriliyordu.
“Darbe günlerinde Kürdistan”ı yazarken, dinci darbecilerle Kemalistler arasındaki farkı aradım. Bulamadım. Cinayetler, kırım ve işkencelerle ayırım yok, bugün dünün devamıydı.