Kürtler için İran'da tehlikeli fırsat

Forum Haberleri —

Rojhilat/Kürtler/AFP

Rojhilat/Kürtler/AFP

  • Sorun, bölgenin katı şekilde merkezileşmiş ve şiddet içeren otoriter devlet yapılarıdır; bu yapılar nüfusun büyük kesimlerinin siyasi ve kültürel haklarını reddediyor.
  • Bu devletlerin geleceği ve azınlık meselesiyle ilgili tartışma, yapısal gerçekleri göz ardı ederse baskı, istikrarsızlık ve çaresiz siyasi kumar döngülerini yeniden üretme riski taşır.

* MOHAMMED A. SALIH-Çeviri: Yeni Özgür Politika

İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş tırmanmaya devam ederken Washington’ın, İran Kürt siyasi partilerinin desteğini kazanmaya karar verdiği yönünde haberler ortaya çıktı. Bu plan, söz konusu grupların Rojhilatê Kurdistan içinde kara gücü olarak hareket etmesini öngörüyor gibi görünüyor. Bu haberler, ABD Başkanı Donald Trump ile KDP-İ lideri Mustafa Hicri arasındaki telefon görüşmesinin ardından daha da inandırıcılık kazandı. Bu görüşme, İran Kürtlerinin statüsünü ve görünürlüğünü eşi görülmemiş bir biçimde yükseltti; zira Hicri, çatışma sırasında Trump ile doğrudan görüşen tek İran muhalefet grubu lideri olarak öne çıkıyor.

Bu gelişmelere paralel olarak ABD-İsrail hava harekâtı, Rojhilatê Kurdistan’daki rejim hedeflerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Saldırıların kapsamı, stratejik olarak rejimin Kürt bölgesindeki tüm güvenlik mimarisini (İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), düzenli ordu (Arteş), sınır koruma komutanlıkları, istihbarat merkezleri ve hatta polis karakolları dahil) ortadan kaldırmayı amaçladığını düşündürüyor. Görünürdeki hedef, olası bir halk ayaklanması veya Kürt muhalefet güçlerinin komşu Başûrê Kurdistan'dan İran topraklarına girmesi durumunda rejimin direnç kapasitesini zayıflatmak.

Risk ve fırsat iç içe

Kürt medyası ve sosyal medya mecralarındaki tepkileri izlemek, bölgedeki Kürt gözlemcilerle yapılan görüşmeler, birçok Kürt’ün çatışmaya potansiyel katılımını hem riskli bir kumar hem de tarihi bir fırsat olarak gördüğünü gösteriyor. Başarılı olursa bu katılım, İran içindeki Kürtlerin siyasi statüsünü ve geleceğini iyileştirebilir, ancak başarısız olursa sonuçları felaket olabilir; İran ve Irak’taki Kürt toplulukları için ciddi sorunlar doğurabilir. Bu kritik anda, İran Kürtleri ve demokratik bir İran için en iyi yol, etnik azınlık grupları ile daha geniş İran muhalefeti arasında iş birliğidir.

Irak'taki tecrübe

İran Kürt siyasi partilerinin herhangi bir silahlı müdahalesinin –en azından Kürt bakış açısından– başarılı olması için ABD-İsrail’den sürekli askeri koruma şarttır. Ayrıca, mevcut çatışma aşamasında olduğu kadar, İslam Cumhuriyeti’nin ya çökmesi ya da zayıflamış veya dönüşmüş bir halde ayakta kalması durumunda da siyasi destek gereklidir. Eğer Washington’daki karar vericiler, Kürtleri sahada teşvik ettikten sonra desteklerini çekerse sonuçlar felaket olabilir; bölgedeki Kürt topluluklarını İran devletinin geniş çaplı misillemelerine maruz bırakabilir. Bu senaryo uzak bir ihtimal değildir; 1990-91 Körfez Savaşı sonrası benzer bir durum yaşanmıştı. O dönemde Kürtler, dönemin ABD Başkanı George H. W. Bush’un teşvikiyle Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’e karşı ayaklanmış, ancak Hüseyin rejiminin askeri operasyonlarına karşı korumasız bırakılmıştı. Kürt sivillerin kitlesel göçü ve dağlarda soğuktan ölen çocukların görüntüleri, uluslararası müdahaleyi tetikleyerek Hüseyin’in vahşi kampanyasını durdurmuştu.

Suriye'deki travma

Suriye çatışmasının travmatik anıları da bölgedeki Kürtler arasında hâlâ canlılığını koruyor. Suriye’de Kürt güçleri, bu yılın Ocak ayında Şam güçleri ve müttefik milislerin saldırıları karşısında uluslararası ortakları tarafından terk edilme noktasına gelmişti. Bu nedenle birçok Kürt gözlemci, Washington’ın İran vakasındaki desteğinin kalıcı mı yoksa geçici ve çıkar odaklı mı olacağını sorguluyor. ABD ve müttefiklerinden İran ve Irak’taki Kürt topluluklarına yönelik süreklilik içeren bir taahhüt olmadan, çatışmaya dahil olmak onlar için ağır sonuçlar doğurabilir.

Federe Kürdistan'ın zorluğu

Aslında riskler İran Kürtleriyle sınırlı değil. Kürt gruplarının mevcut çatışmaya olası katılımı, önemli bölgesel yansımalar taşıyor. Irak Kürtleri de çatışma tırmanırsa ciddi sonuçlarla karşılaşabilir. Federe Kürdistan, İran’dan ve Tahran’a bağlı Irak’taki Şii milis gruplarından gelebilecek baskı ve saldırılara karşı hâlâ savunmasız. Başûr Kürt liderliğinden gelen açıklamalar, Hewlêr’in Washington’daki daha geniş stratejik kararları şekillendirme kapasitesinin sınırlı olduğunu gösteriyor. ABD güçleri ile İran Kürt muhalefet grupları arasındaki iş birliği, Hewlêr yönetiminin tutumundan bağımsız olarak ilerleyecek. 6 milyondan fazla nüfusa ev sahipliği yapan Başûrê Kurdistan, güvenlik ve siyasi destek açısından ABD’ye büyük ölçüde bağımlı olduğu için Amerikan girişimlerini açıkça reddetme lüksüne sahip değil. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana Başûrê Kurdistan, İran ve müttefik Irak milis gruplarının giderek yoğunlaşan saldırılarına maruz kaldı. İran Kürt muhalefet güçleri çatışmaya katılırsa bu saldırıların kapsamı ve şiddeti muhtemelen artacaktır.

Türkiye'nin Kürt karşıtlığı

Türkiye de bu gelişmeleri izleyecek ve durum daha da karmaşıklaşabilir. Ankara, bölgedeki herhangi bir Kürt grubunun siyasi kazanımlarına tarihsel olarak şüpheyle yaklaşmış, bunları kendi iç Kürt meselesi bağlamında değerlendirmiştir. Bu nedenle Türk karar vericiler, İran’da Kürtlerin genişletilmiş bir siyasi rolüne muhtemelen direnecektir.

Eğer güneydoğu İran’daki Beluç gruplarının katılımı gerçekleşirse İslamabad’ın Beluç etnik aktivizmine karşı temkinli tutumu nedeniyle Pakistan da sürece dahil olabilir.

Yine de cazip

Bütün bunlara rağmen Rojhilat Kürtleri için Washington ile mevcut iş birliği anı önemli bir cazibe taşıyor. Uzun süredir siyasi dışlanmışlık, kültürel ve dil hakları kısıtlamaları ile ekonomik geri kalmışlık yaşayan bir topluluk için bu, modern İran tarihinin bir yüzyılı boyunca elde edilemeyen siyasi hakları elde etmek üzere nadir bir açılım fırsatıdır.

Bazı Batı medyası ve politika çevrelerindeki yorumlar, Kürt veya diğer etnik aktivizmi yanlış bir şekilde ayrılıkçılık olarak nitelendiriyor ya da bunları dış güçlerin aracı olarak sunuyor. Oysa Kürtlerin mevcut savaşa katılımı, İran içindeki daha derin siyasi dinamiklerin yansımasıdır ve salt askeri terimlerle anlaşılamaz. Kürtler, bu durumu kendi tarihleri ve meşru şikâyetleri bağlamında ele alıyor.

Özellikle son on yılda etnisite, İran’ın iç siyasi manzarasında giderek daha önemli bir faktör haline geldi. Bu değişim, 2017’den beri yaşanan protesto dalgalarında açıkça görüldü; etnik çoğunluk bölgeleri –özellikle Kürt, Beluç ve Arap alanları– protestoların ağırlık merkezi haline geldi. İran nüfusunun etnik kompozisyonuna dair resmi istatistik yayınlamasa da birçok tahmin ülkedeki nüfusun yaklaşık yarısının Fars olmayan topluluklardan –Azeriler, Kürtler, Lorlar, Araplar, Beluçlar, Türkmenler ve diğerleri– oluştuğunu öne sürüyor. Bu topluluklar, büyük ölçüde ülkenin sınır bölgelerinde yaşıyor ve İran’ın merkezini çevreleyen coğrafi bir halka oluşturuyor. Çoğunlukla Şii olan Farslar ise devletin yönetim kurumlarında siyasi olarak hâkim konumdadır.

Kürt muhalefeti yeni değil

Kürt veya diğer etnik muhalefet gruplarını yabancı güçlerin emrindeki ayrılıkçılar olarak nitelemek, bu grupların faaliyet gösterdiği daha derin yapısal bağlamı göz ardı eder. Bunların çoğu, on yıllardır süren sistematik ve yapısal ayrımcı devlet politikalarına yanıt olarak ortaya çıkmıştır. On yıllarca başarısız aktivizmden sonra bu topluluklardaki birçok kişi, İran’ın mevcut siyasi sistemi içinde anlamlı reform ihtimalinin sınırlı olduğuna inanıyor.

İran dışındaki önde gelen muhalefet figürlerinin bile etnik azınlıkların siyasi ve kültürel taleplerine yönelik tavırları da umut vermiyor. Örneğin Rıza Pehlevi, azınlık hakları konusunda anlamlı bir siyasi veya söylemsel esneklik göstermemiştir. Hem İslam Cumhuriyeti yetkilileri hem de sürgündeki muhalefetin bazı kesimleri, azınlık aktivistlerini sıklıkla “ayrılıkçılık”la suçlamakta; bu suçlama İran’da ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Yıllar boyunca çok sayıda Kürt ve diğer etnik siyasi aktivist, hem Pehlevi monarşisi hem de İslam Cumhuriyeti tarafından ayrılıkçılık suçlamasıyla idam edilmiştir.

İran’da kalıcı bir siyasi geçiş, muhtemelen İran ulusal kimliğinin yeniden tanımlanmasını gerektirecektir. Mevcut devlet anlatısı, Fars dili ve kültürünün Farsça ile Şiiliği İran kimliğinin temel direkleri olarak vurgulamaktadır. Gerçekte etnik ve dini topluluklardan oluşan karmaşık bir mozaik olan bir ülkede, uzun vadeli istikrar için daha çoğulcu ve kapsayıcı bir ulusal kimlik anlayışı zorunlu olabilir. Böyle kapsayıcı bir siyasi çerçeve geliştirmek, farklı toplulukların kendilerini İran devletinin geleceğinde temsil edilmiş hissetmesi için kritik önem taşır.

Muhaliflerin iş birliği

Washington ve müttefikleri, mevcut rejimi zayıflatmayı veya nihayetinde devirmeyi hedeflese bile Kürt grupları tek başına İran’ın siyasi geleceğini belirleyemez. Kürt örgütleri esas olarak Kürt bölgesinde etkilidir. İran siyasi düzeninin daha geniş bir dönüşümü için çok çeşitli muhalefet aktörleri arasında iş birliği gereklidir. Etnik muhalefet grupları ile ana akım İran siyasi hareketleri arasında koordinasyonu teşvik etmek, herhangi bir gelecek siyasi geçişi şekillendirmede temel bir adımdır. Kürtler, diğer muhalefet aktörleriyle diyaloğa girmeye ve İran için demokratik, çoğulcu ve kapsayıcı bir siyasi çerçeveyi desteklemeye hazır olduklarını defalarca işaret etmiştir.

Sorunların derin kaynağı

Kürt aktörler, mevcut çatışmaya girme risklerinin farkındadır ve muhtemelen temkinli davranacaktır. Ancak İran’da ve Ortadoğu’nun büyük bölümünde istikrarsızlığın daha derin kaynağı, bölgenin katı şekilde merkezileşmiş ve şiddet içeren otoriter devlet yapılarıdır; bu yapılar nüfusun büyük kesimlerine uzun süredir anlamlı siyasi ve kültürel hakları reddetmiştir. Bu devletlerin geleceği ve azınlık meselesi üzerine yapılacak herhangi bir tartışma, bu yapısal gerçekleri göz ardı ederse  bölgenin siyasetini on yıllardır şekillendiren baskı, istikrarsızlık ve çaresiz siyasi kumar döngülerini yeniden üretme riski taşır.

* Dış Politika Araştırmaları Enstitüsü Ulusal Güvenlik Programı’nda yerleşik olmayan kıdemli araştırmacı olan Dr. Mohammed A. Salih'in Foreign Policy'deki yazısı çevrilerek düzenlendi.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.