Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir kez daha muhtarları topladı. Muhtaraları sarayında her topladığında toplumu tehdit etmeyi alışkanlık haline getirmiş olan Erdoğan, bu kez de kimseyi şaşırtmadı...

Mutlak biattan başka hiç bir dil bilmeyen Erdoğan'ın hedefinde yine; PYD, YPG, HDP, PKK vardı. Bir taraftan yukarda ismini saydığımız kurumlar üzerinden bütün Kürt toplumu tehdit edilirken, İdil yukardan kobralarla vurulurken; diğer taraftan hala "Kürtler bizim kardeşimizdir" yalanına inanan insanlar var mıdır? Bilmiyorum…

"Ancak Türkiye'yi yönetenlerin bunca şeye rağmen hala aynı yalanı söylemeye dilleri nasıl dönüyor?" İşte ben asıl bunu anlayamıyorum. "Yani bu adamlar Kürtleri ne sanıyorlar, kimlerle muhattap olduklarını düşünüyorlar?" bilmiyorum. Ancak; muhattap oldukları Kürtlerle, kafalarında kurguladıkları Kürtler arasında muazzam bir açı farkı var...

Her defasında gerek başbakan gerekse de Cumhurbaşkanı bütün platformlarda "Kürtlerin devleti Türkiye Cumhuriyetidir!" ifadesini kullanıyorlar. Bunu yüzyıl önce Kemalistler de böyle ifade etmişlerdi...

Hergün Kürtleri tehdit ediyorlar, evlerin başlarına yıkmaya çalışıyor; hatta bütün dünyaya Kürtlerin imhasında kendilerine yardım etmedikleri için sitem ediyorlar. Onlara "Siz nasıl müttefiksiniz!" diyorlar...

Sonra da hiç bir şey olmamış gibi; Kürt toplumuna dönüp "Kürtlerin devleti Türkiye'dir" diyorlar. Yüz yıllık ezberi böyle devam ettirebileceklerini düşünüyorlar. 

Bundan neredeyse tam bir yüzyıl önce de böyle olmuştu. Birinci Dünya savaşı yeni bitmiş; galip gelen ülkeler mağlup olanlara kendi koşullarını dikte ediyorlardı. Savaşın hemen sorasında 1919 yılında Avusturya ve Almanya ile yapılan antlaşmalarla bu iki ülkeyle bundan sonra ilişkilerin nasıl yürütüleceği belirlenmiş oluyordu...

Ancak 1920 yılında Osmanlı Devlet ile Serv'de yapılan anlaşma; hem Ankara hükümeti tarafından kabul görmemişti, hem de antlaşmaya taraf olan ülkelerin meclisinde onaylanmamıştı. Osmanlı devleti içerisinde Serv antlaşamasına karşı Ankara merkezli bir mukavemet vardı...

O yıllarda Ankara hükümeti, özel olarak Kürtler üzerinde sıkı markaj uyguluyor; Kürtlere bağımsızlık sonrası otonomi dahil her türlü ulusal haklarının verileceği güvencesini veriyordu. Böylece, Kürdistan Tealli Cemiyeti de dahil, Kürtlerin ileri gelenleri; "Yeni kurulacak cumhuriyetin Türklerin ve Kürtlerin ortak cumhuriyeti olacağına ikna ediliyordu...

Mustafa Kemal tarafından Lozan'a gönderilen baş müzakereci İsmet İnönü, "Lozan'da masaya Türklerin ve Kürtlerin temsilcisi" olarak oturuyordu. Böylece Kürtler iradelerini yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetine teslim etmiş oluyorlardı. İsmet İnönü de bu iradeyi Lozan'da temsil eden kişi oluyordu...

Böylece Kürtlerin neredeyse bir yüzyıl boyunca süre gelen kabusu başlamış oluyordu; Kürdistan ülkesi dört parçaya bölündü. Her bir parçada Kürtler korkunç acılar yaşadılar. Sadece Türkiye'de yaşadıklarına bakın: 1925 Şeyh Sait olayı ve arkasından gelen sürgün ve idamlar, hemen arkasından Ağrı zulmü, hemen sonrasında yaşanan Dersim vahşeti, 33 Kurşun, Diyarbakır zindanları, Roboskî, Sur, Cizre, Silopi, ve şimdi de İdil...

Lozan sonrası bu coğrafyanın en kadim halklarından olan Kürtler neredeyse yok olmakla karşı karşıya kalmıştı. Kürtleri temsil ettiği iddiasıyla Lozan'a gidenler, daha Lozan'da atılan imzalar kurumadan Kürtlerin yok edilmesi faaliyetlerine başlamıştı...

Bırakın Kürtlere otonomi vermeyi; Lozan'da güvence altına alınan kısmi ulusal demokratik haklar bile kullandırılmamış; Kürtler bu ülkede yok sayılmıştı....

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu da bu yüzyılın başında Kemalistlerin yaptığını yapmak istiyorlar. Bir taraftan dünyanın her tarafında Kürtlere bir tür sürek avı uyguluyorlar; diğer taraftan da Kürtlerin de temsilcisinin kendileri olduğunu iddia ediyorlar... 

Bölgemizin ve dünyanın yeniden kurulduğu günümüzde, muazzam emeklerle kendine büyük insanlık ailesi içinde mütevazi bir yer açma umuduyla mücadele eden Kürtler ikinci bir Lozan'ı bir daha asla kaldıramazlar...

Kürtler herkesle konuşabilir; müzakere edebilirler ancak bir daha asla iradelerini kimseye teslim edemezler, çünkü Kürtler kendilerini temsil edecek dirayette ve basitette sahip bir halktır...