Son dönemde herkesin maskesini düşüren gelişmeler yükseliyor.

Siyasi tansiyonun yükseldiği bugünlerde, gözlemlediğimiz önemli bulgulardan biri şaşkınlıktır.
Özellikle Türkiye’deki birçok köşe yazarı, beklenmedik gelişmeler karşısında, önceki yönlerini kaybettiler.
Bazıları Erdoğan Hükümeti’nin basına azmettirdiklerini, yaşamanın "tek yolu" ilan ettiler.
Bazıları da, Kürtler’e "metelik yok" dediler ve "silahlar susmasın" dilediler.
Ancak serinkanlı düşünüldüğünde, Türkiye’de olanların; yani Hükümet’in kullandığı dilin, seksen yılı aşkındır kullanılanla karşılaştırıldığında, "üst yapıda devrim" gibi aksesuarlaştırıldığıdır.
Söylenen şey var, yüzdeye vursanız, dörte üçünün altı boş.
Kürt Hareketi, önemli bir tarihi virajda olduğunun farkında, ve çeliğe nasıl su verileceği üzerinde, pek de "tehlikeli olamayan" "tarihi deney" dönemine adım atmış bulunuyor.
Bunu Kuzey Kürdistan Hareketi‘nin önderleri görüyorlar ve ondandır ki, çıtayı tam eğmekte tereddütlü davranıyorlar.
Gaz pedalıyla fren yanyana duruyor. Son görüntü budur.
Erdoğan’ın danışmanının, Kandil’e ayağını frenden çekmesini buyurması bundandır.
Ve temelde son aylarda veya son bir yılda Türk devletinin yapısal olarak değişmediğini gözlemliyorsunuz. Alt yapıda değişiklik yok, üst yapıda söylemde, söylevlerde ve her an sıfırlanacak uygulamalarda "değişiklik" var.
PKK’de yapısal olarak bir değişiklik olmadığı da tarihi bir "dipnot".
Türkiye, dünya devleti olmak üzere tarihi bir fırsat elde etmenin verdiği sarhoşluk içinde.
Kürt Hareketi, birinci dönem (silahlı mücadele), ikinci dönem (siyasallaşma) döneminden sonra, uluslararası alanda kurumlaşma dönemine kapı açmak için, yeni bir hamle başlatmış durumda.
Yani durum, aksesuarda Türkiye açısından ne kadar umut arzediyorsa, perspektifte, düşüşün emarelerini gösteriyor.
Çünkü Kürdistan’ın ikinci ayağı (Rojava) ile birlikte, üçüncü ve asıl ayağı Kuzey’de kurumlaşmaya gidiş için tarihi bir fırsat doğuyor.
Ve önemlisi Kürtler adım attıkları her alanda, halka dayalı bir deneyim süreci başlatıyorlar.
Rojava’da "kadınların askeri tugay" olmaları bunun önemli bir göstergesi.
Halk Komiteleri’nin kurulması, halkın savunma güçlerinin harekete geçmesi, hem Rojava ve hem de kuzeyde temel yaşam biçimleri arasında yer alması bunun önemli örnekleri.
Ve genelde bakıldığında, Kürt Ulusal ve Sosyal Kurtuluş Hereketi’nin üç eksenden ve perspektifte vazgeçmeyeceği görülebilir.
Birincisi, Ulusal Birlik’dir: Kuzey Hareketi’yle Güney Hareketi arasında Kürdistan’ın sömürgeci ordulardan arındırılması ve işgalci güçlerden kurtulması için "birlik" oluşmuştur.
İkincisi, Bağımsızlık’tır: Kolonizatör solcuların iddialarının tersine, diğer halklarla birleşmesi için ilk planda Kürt halkının birleşmesi gerekir. Bunun için de sınırların kalkması, Kürt halkının birarada yaşama zeminini (bağımsızlığı), Jean Paul Sartre’ye göre "mutlak ayrılma"yı başarması gerekiyor. Ondan sonra Türk, Arap, Fars ve diğer Ortadoğu halklarıyla "birleşme"nin zemini vardır ve bu kaçınılmazdır.
Üçüncüsü, Sosyalizm’dir: Sosyalist idealler ve yaşam biçimi olmaksızın, Kuzey Kürdistan Hareketi’nin ayakta kalması mümkün olmazdı.
Geçmişteki, feodal örgütlenmelerle arasına tarihi fark koyan işçi ve köylü emekçilerle bütünleşenler bugüne gelebildiler.
Sonuçta söz annelerin: artık çocuklarımızın kanı akmasın!
Dün konuştuğum bir anneden aktarıyorum: "Ne için olursa olsun, çocuğumu hiçbir şey için feda etmek istemem; hiçkimseye bana çocuğumun acısını vermesine müsade etmem!"
"Boş bir umut" gibi duyulsa da, belki de sonuçta her annenin duyduğu bu feryad sonucu, "kan akıtılmasına dur!" diyecek şarteli anneler çekecek...