İsveç Sol Parti 6 Aralık günü başlayan Amed’deki KCK duruşmalarına gözlemci olarak 4 parti yöneticisini gönderdi. Partinin dış ilişkiler sorumlularında Yekbun Alp siyasi soykırım operasyonları ve gerillaların kimyasalla katledilmesi ile ilgili sorularımızı yanıtladı.

Duruşma öncesi Amed’deki politik atmosferi anlatır mısınız?
Ben Kürdistan’a Dıyarbakır KCK duruşması başlamadan bir kaç gün önce gittim. Durum oldukça gergindi. Politik çelişkiler oldukça tırmanmıştı. Daha önceki duruşmalar öncesiyle kıyasladığımda TürkDevletinin tutumununda sertleşme vardı. Kürt tarafında da mücadele azmi ve kararlığı vardı. Duruşmalar başlamadan önce Diyarbakır’da 70 bin kişinin katıldığı büyük bir gösteri yapıldı. “Ez Li Vir İm” sloganı ile yapılan gösteriye halk büyük destek verdi. Polis halkın gösteriye katılımını engellemeye çalıştı.

Duruşmada olanlardan söz eder misiniz?
Yabancı gözlemcilerin duruşmalara katılmalarını engellemek istedi. Polis bizlerin duruşmalara girmemizi engellemek için önce ailelerin duruşmalara alınacağını söyledi. Aileler bizim önce girmemizi isteyince ve avukatlar da müdahale edince polis geri adım attı.  İsveç Sol Parti heyetinin insiyatifiyle bir basın toplantısı düzenlendi. İsveç Sol Parti’den Ann-Margareth Livh “eğer yargılananlar suçluysa biz de suçluyuz. Eğer onlar KCK’lıysa biz de KCK’lıyız” dedi. Livh’in konuşmasından sonra polis şefi Livh’in pasaportunu göstermesini istedi. Biz polisin bu tutumunu protesto ettik ve Livh pasaportunu vermedi. Ertesi gün Livh İsveç’e, ben de Mats Lindström ile birlikte öldürülen 36 gerillanının cenazelerinin bulunduğu Malatya’ya gittik.

Malatya’da neler yaptınız? Nelere şahit oldunuz?
Hastaneye Bitlis Milletvekili, bazı BDP’liler ve barış anneleriyle birlikte gittik. Savcıyla görüştük. DNA örnekleri uyuşan cenazelerin ailelere verileceğini söyledi. Ama biz oradayken sadece 4 gerillanın cenazeleri ailelerine teslim edildi. Ben morga girmeye cesaret edemedim. Ama Mats ailelerin ve Kürt halkının cesaret ve korkusuzluğuna şaşırdı. Halk hiçbir şeyden korkmuyor. Kürtler korku duvarını aşmış. Gerillaların cesetlerini yıkayan iki kadınla konuştum. Siyahlaşmış cesetlerde kurşun izi olmadığını söylediler. Araştırma yapan biyolojik ve kimyasal silah uzmanı  Alman bir milletvekili gerillalara karşı kimyasal silah kullanıldığını saptadı. Türk devleti kendi yasalarını hem de uluslararası yasaları çiğniyor. Altına Türkiye’nin de imza attığı uluslararası sözleşmeler kimyasal ve biyolojik silahların kullanılmasını yasaklıyor. KCK tutsaklarının kendi ana dillerinde savunma yapmalarına izin verilmiyor.

İsveç ve Avrupa ülkelerinin tüm bu olanlar karşısında sessiz kalmalarının nedenleri neler sizce?

Türk devleti ABD gibi büyük ülkelerle ittifak halinde. Kürt halkına yönelik baskı ve katliamları görmezden gelmeyi yeğliyorlar. Bunu da ekonomik çıkarları için yapıyorlar. İsveç’e baktığımızda Dışişleri Bakanı Carl Bildt’in Türk yetkililerle ittifak halinde olduğunu görüyoruz. Türkiye Bildt’i en büyük Türk dostu olarak ilan etti. Haklı olmamıza rağmen bizim diplomatik çabalarımız yeterli yeterli düzeyde değil. Diplomatik çabalarımızı arttırmamız gerekiyor.

Kürdistan’da iken savcılığa başvurarak kendinizi ihbar etmenizin nedenleri nelerdir?

Benim bir Kürt politikacı olarak halkımıza karşı sorumluluk ve yükümlülüklerim var. KCK operasyonları ve tutuklamaları tüm Kürt halkını hedef alıyor. Kürt halkını korkutmayı ve sindirmeyi amaçlıyor. Ben şu anda cezaevlerinde yatan insanların bir kısmıyla birlikte çalıştım. Onların yaptıklarını yaptım. Eğer onlar yasadışı bir şey yapmışlarsa ben de aynı şeyi yaptım. Eğer onlar KCK’li ise ben de KCK’lıyım. Ben BDP’nin sürdürdüğü kampanyanın çok yerinde olduğunu düşünüyorum. Bunun çok daha önceleri yapılması gerekiyordu. Bu kampanyayı tüm kalbimle destekliyorum. Kampanyaya sadece Türkiye ve Kürdistan’daki Kürtler değil Avrupa ve diğer ülkelerde yaşayan Kürtler de destek vermelidir. Türkiye ve Kürdistan’a gittiklerinde savcılıklara başvurarak kendilerini ihbar etmeliler. Şu sıralar Kürt sorununda bir final yaşanıyor. Bunu kazanmak için korkuya, kaygıya ve tereddüte yer verilmemeli, yurtdışındaki Kürtler azim ve kararlıkla mücadele etmelidir. Ülkemizde Kürt halkı yorulmadan, karamsarlığa kapılmadan her gün sokaklara çıkıyor. Aynı şeyi bizler Avrupa’da yapmalıyız. Ülkemizi neden terkettiğimizi neden sürgünde yaşadığımızı unutmamamız gerekiyor. Bizim halkımıza ve şu anda içeride yatan yoldaşlarımıza karşı sorumluluklarımız var ve bunun gereklerini yerine getirmeliyiz.

MURAT KUSEYRİ/STOCKHOLM