KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bayık, “O Kürt halkının vicdanını, insanlığın vicdanını temsil ediyor, onu dile getiriyor” dediği açlık grevindeki DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in Öcalan ve Öcalan şahsında Kürt halkına yönelik saldırı ve tehlikeleri gördüğünü; Türk faşizmine karşı kararlıca durduğunu söyledi. Eşbaşkan Cemil Bayık, iyi direnilirse bu komployu yırtmanın ve buradan büyük bir gelişmeyi sağlamanın mümkün olduğunu söyledi.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Medya Haber TV’de yayınlanan Ülkeden Özel programında Gazeteci Esra Mikyaz’ın sorularını yanıtladı.
Leyla Güven’in eylemi değerlidir
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle 35. gününde sürdürdüğü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemini başlatmasının, zamanlama açısından çok önemli olduğunu belirten KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, “O Kürt halkının vicdanını, insanlığın vicdanını temsil ediyor, onu dile getiriyor” dedi. Öcalan’a ve Öcalan şahsında Kürt halkına karşı geliştirilen vicdansız saldırıları, tehlikeleri çok iyi gördüğünden buna karşı bir eylem başlattığını kaydeden Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, şöyle devam etti: “Önder Apo’nun şahsında Kürt halkına karşı başlatılan soykırım politikalarını hem Kürtlere hem de halklara, uluslararası kamuoyuna kavratmak için bu eylemi başlattı. Bu açıdan değerlidir. Niye Leyla Güven başlattı da başka biri başlatmadı, bir erkek başlatmadı? Bu da kadının gelişmelere karşı ne kadar duyarlı olduğunu gösteriyor. Özellikle Önder Apo’nun Kürt kadınına, Kürt kadınının şahsında genelde kadınlara neyi kazandırdığını çok net ortaya koyuyor. Kadın daha fazla sahip çıkıyor, çünkü en çok da kadın Önder Apo ile kendi kimliğine, rengine, gerçekliğine kavuştu. Önder Apo’nun kendileri için neyi ifade ettiğini erkekten daha iyi kavramış bulunuyorlar. İşte Leyla Güven’in o koşullarda Önder Apo’nun üzerindeki tecridi, tehlikeyi bundan kaynaklı Kürt halkı üzerindeki, Kürt kadını üzerindeki tehlikeyi önceden görmesi ve buna karşı eylemi başlatması gerçekten anlaşılması gereken oldukça anlamlı bir eylemdir. Giderek bu gelişiyor.”
Faşizme karşı kararlı duruş
Giderek her düzeyde Kürt insanının, tehlikeyi görüp ona karşı hayatını ortaya koyan Leyla Güven’in eylemi etrafında birleştiğini ve eyleme girdiğini kaydeden Eşbaşkan Cemil Bayık, şunları ifade etti: “Hem Kürdistan parçalarında hem yurt dışında çeşitli ülkelerde bulunan Kürtler, Kürtlerin dostları da eyleme katılıyor. Destek veriyor, giderek büyüyor. Tabi ki bu Türk devletinin gerçeğini ortaya koyuyor. Bu, Erdoğan ve Bahçeli iktidarını oldukça öfkelendirmiş gibi görünüyor. Çünkü bu eylem, Türkiye’de faşizmin olduğunu; her türlü demokratik değere, halklara, kültürlere saldırdığını, hatta Kürtler için soykırımı geliştirdiğini ortaya koyuyor. Sağda solda bu eylemleri önlemeye çalışıyorlar. Eskiden sokaklarda eylemleri yasaklıyorlardı, şimdi artık binaların içinde de eylemleri yasaklıyorlar.HDP’lileri binanın içinde gözaltına alıyorlar. ‘Hiçbir şey yapmayacaksınız, kendinize sahip çıkmayacaksınız, biz sizi ortadan kaldırmak istiyoruz, bunu kabul edeceksiniz, eğer bunu kabul etmez direnirseniz size yaşam hakkı tanımayız’ diyorlar. Niye? ‘Çünkü işbirlik hain Kürt kesimi, dünya kapitalist sistemi temsilcileri arkamızda, bize her türlü desteği veriyor. İstediğimizi yaparız. Size düşen tek şey var, kendinizi inkar edeceksiniz, mücadele etmeyeceksiniz, özgürlük davanızdan vazgeçeceksiniz’ diyor ve bunu yaptıklarıyla ortaya koyuyorlar. Zaten faşizm budur. Faşizm hiçbir muhalefete, hiçbir özgürlük, demokrasi talebine, değerine fırsat vermez, imkan tanımaz aksine bütün bunları kendisine karşı görür. Onun için de kendisine karşı olan her şeyi ezmek, ortadan kaldırmak faşizmin karakterinin özüdür. Leyla Güven, buna karşı kararlıca duruyor. Bu yüzden Leyla Güven ve bu mücadelede yer alan herkesi selamlıyorum ve kutluyorum. Bu eylemler desteklenmesi gereken bir eylemlerdir.”
Türk faşizminin son ayağı
Erdoğan ve Bahçeli’nin tamamen Türk-İslam sentezine dayalı, faşist diktatörlüğü oturtmuş bir Türkiye oluşturmak için saldırgan bir politika izlediğini vurgulayan Cemil Bayık, “İçi ezerek dıştaki güçleri de kendilerine mecbur bırakarak, milliyetçiliği-dini kullanarak ilerliyor. Bir sürü basını kapattılar, akademisyenleri attılar, hukuk kurumlarını temizlediler, bürokrasiyi, orduyu, polisi kendilerine göre düzenlediler. Bütün muhalif güçleri etkisiz hale getirdiler. Güya referandum yaptılar, arkasından başkanlık sistemi adı altında dünyada da eşi benzeri görülmeyen, ne olduğu belli olmayan bir sistem geliştirdiler. Şimdi bu yerel seçimlerle de amaçlarını tümüyle gerçekleştirmek istiyorlar. Şimdiye kadar referandumla, başkanlık sistemiyle attıkları adımlar elbette ki faşizmi Türkiye’de geliştirdi. Fakat daha tam bütünüyle kurumlaşmış, oturmuş değildir. Bunu yerel seçimlerle sağlamak istiyorlar. Bu son ayağı oluyor. Eğer yerel seçimlerde de istedikleri sonucu elde ederlerse ki elde etmek için açık açık her şeyi söylüyorlar. O zaman Türk-İslam sentezine dayalı Türk faşizmi Türkiye’de oturmuş olacak” şeklinde konuştu.
Bütün adımları tersine dönebilir
Bu seçimlerin, Kürtler ve tüm demokrasi güçleri için önceki seçimlerden de önemli olduğunu söyleyen Bayık, AKP-MHP istediği sonucu elde etmezse attığı bütün adımların tersine dönebileceğini belirtti. Bunun bilincinde hareket etmek gerektiğini kaydeden Bayık, bu faşist soykırımcı rejimin Kürtlerin her şeyine karşı olduğunu; Kürt ve Kürdistan adına ne varsa ortadan kaldırmak istediğini vurguladı. Bayık, şunların altını çizdi: “Mezarlıklarına bile saldırdılar, şehirlerini yakıp-yıktılar, dağlarını bombaladılar, zindanları doldurdular, bütün kurumlarını kapattılar. Size yaşam hakkı tanımıyoruz, Kürtlük diye bir şey yok, Türklüğü kabul edeceksiniz, bizim etkimizde olacaksınız, dediler. Bunları örtbas etmek için de gasp ettikleri elediyelerin bütün mal varlıklarını satarak, belediyelerde HDP’den kalan paralarla güya halkın gözünü boyamaları gerekiyordu. Bir takım şeyler yapacaklar, halka diyecekler ki bakın HDP belediyeleri çalışmıyordu, size hizmet getirmiyordu. Bakın biz size hizmet getiriyoruz. Bu temelde halkı aldatacaklar ve tekrar belediyeleri kazanacaklar. Kürtlere yönelik yaptıklarını güya bununla örtbas edecekler, kimse onu görmeyecek, sadece hizmetleri görecek sanıyorlar. Bununla da sonuç almak istiyorlar.”
Hilelerine, taktiklerine aldanmayalım
Bahçeli’nin, kesinlikle bu belediyeleri bir daha vermemeleri gerektiğini; Erdoğan’ın da eğer istemedikleri kişiler kazanırsa yine el koyacaklarını söylemelerinin taktik olduğunu ifade eden Bayık, şöyle izah etti: “Halkımıza şunu söyletmek, kavratmak istiyorlar; yani siz eğer bu belediyeleri bir daha almak isterseniz biz vermeyiz. Onun için boşuna çaba yürütüyorsunuz, seçimlere falan gitmeyin, gitseniz de oy kullansanız da alsanız da yine sizin elinizden alacağız… Bununla aslında Kürtlerde şöyle bir algı, düşünce oluşturmak istiyorlar; madem elimizden alıyorlar, alacaklar o zaman ne diye seçimlere gidelim, bunun için çalışalım, gerek yok… Bunu yaratmaya çalışıyorlar. Para dağıtıyorlar, vaatlerde de bulunuyorlar. Kürtlerin bu temelde kendilerine karşı durmalarını, mücadele etmelerini önlemek istiyorlar. Sanıyorum halkımız bunun çok iyi bilincindedir. Halkımız ne pahasına olursa olsun kurumlarına, değerlerine sahip çıkmalıdır. Sorun kişiler falan değildir. Büyük bedeller ödediler, mücadele ettiler, bir takım değerler yarattılar. O belediyelerde onların yarattığı değerlerdir. Ellerinden alınıyor, bu Kürt varlığını ortadan kaldırmak içindir. Kürtlerin de kendi değerlerine, kurumlarına sahip çıkmaları, bunun mücadelesini yürütmeleri gerekir. Onlar ne derse desin aldanmamak gerekiyor. Bütün Kürtler seçimlere katılmalı ve gasp edilen kurumlarını tekrar almalıdır, bu mücadeleyi yürütmelidir.
Demokrasi güçleri önemini anlamalı
Yine Türkiye’deki demokrasi güçleri bu yerel seçimleri önemsemelidir. Demokrasiden, özgürlükten, adaletten yana olanların birlikte hareket etmeleri gerekiyor. AKP-MHP’den ancak böyle kurtulabilinir. Onlara geri adım attırılarak, kaybettirilerek daha çok kazanarak, sonuç alabilirler. Kendi aralarındaki bazı sorunları öne çıkarmamalılar, tam tersine AKP-MHP’yi nasıl geriletebilirleri esas almaları, onun için birbirlerine güç/destek olmaları gerekiyor. Yerel seçimler bu açıdan çok önemlidir. Demokrasi güçleri bunu başarırsa Türkiye’deki faşizm kurumlaşamayacaktır, yerelleşemeyecektir ve yeni bir süreç gelişecektir. Bu açıdan herkes görev ve sorumluluklarına sahip çıkmalıdır.”
Faşizm kendisini sınırlandırmaz
Faşizmin hiçbir şeyle kendisini sınırlamadığını, daha fazla sonuç elde etmek, herkesi teslim alıp susturmak istediğini vurgulayan Bayık, “Eğer bu durumu yaşamak istemiyorsak o zaman buna karşı direnişi, mücadeleyi yürütmek gerekiyor. Eğer bu kadar baskılar yapıyorlarsa, tutuklamalar yapıyorlarsa karşılarında direnen bir güç olduğu, özgürlüğe tutkulu bir toplum olduğu içindir. Korkuyorlar tabi. Biz bunu yapmazsak, engellemezsek, iradelerini kırmazsak kaybedebiliriz, diyorlar. Yerel seçimleri de kaybedersek o zaman şimdiye kadar attığımız adımlar tehlikeye girer. Bunun için de yoğun baskı, tutuklama ve işkenceleri yürüterek kırmamız gerekiyor, bunları çalışmadan alıkoymalıyız ki istediğimiz sonucu elde edelim, diyorlar. Halkımızın bunu görmesi, anlaması gerekiyor” dedi.
Eski oyunu tekrarlanıyor
Oslo’da yapılan bir konferansa ‘diyalog süreci’ döneminide oluşturulan ’Akil İnsanlar heyeti’nden bazı insanların yer almasından sonra Türkiye’de ‘çözüm süreci mi başlıyor’ söylentisinin tedavüle sokulmasının psikolojik savaş propogandası olduğunu söyleyen KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, uluslararası komplo geliştirilirken de böylesi propagandaların ortalığa atıldığını hatırlattı. Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bayık, şunları anlattı: “Apo’ya yönelik bu komplo aslında Kürt sorununu çözmek içindir. Bu komplo geliştiriliyor ve Apo etkisiz kılınıyorsa Kürt sorununun önündeki engelin kaldırılması içindir, çünkü Apo engeldir, PKK engeldir, biz bu engeli ortadan kaldırarak Kürt sorununu çözmek istiyoruz, propagandasını el altından yaydılar. Bu daha çok orta sınıfa hitap eden bir propagandaydı. Orta sınıfı yanlarına alarak bu komployu gerçekleştirmek ve böylelikle Kürt özgürlük davasını tasfiye etmek istiyorlardı. Şimdi de aynı oyun oynanıyor.
Saldırttan kapitalist modernitedir
Kapitalist modernist sistem, Önder Apo ve PKK’yi kendi önünde büyük bir engel olarak, tehlike olarak görüyor. Önder Apo ve PKK halkların demokrasi ve özgürlüklerine cevap veriyor, alternatif sistem olarak demokratik konfederal sistemi sunuyor. Sistem, TC’ye destek vererek özellikle Önder Apo öncülüğünde geliştirilen halklara da ruh veren bu mücadeleyi etkisizleştirmek istiyor. TC de bu destekle Önder Apo’ya, PKK’ye ve Kürt halkına karşı kendi anayasasını, yasalarını, uluslararası bütün yasaları ayaklar altına alarak sınırsız bir yönelim gerçekleştiriyor.”
PKK kartopu gibi büyüyor
Bu saldırıların, Hareketin ve Kürt halkının daha çok direnmesine, daha çok gelişme yaratmasına, halkların umudunu daha da büyütmesine yol açtığını dile getiren Bayık, “Çünkü Önder Apo’nun ruhu özgürlük ruhudur. PKK ve Kürt halkı bu ruhla donanmıştır. Bu ruhun önüne geçmek, kontrol altına almak, etkisizleştirmek mümkün değildir. Boş çabalardır. Dünyada böyle bir ruhla baş edecek herhangi bir güç, teknik-taktik de yoktur. PKK kartopu gibi büyüyor, çünkü özgürlük dışında herhangi bir şeyi kabul etmiyor. İnsanın ve toplumun karakterini esas alıyor. Bu temelde mücadele yürütüyor. Onun için bütün bu baskılar, saldırılar, vahşetler, komplolar herhangi bir sonuç yaratmıyor ve yaratmayacaktır da” şeklinde konuştu.
Kimseyi artık inandıramazlar
Öcalan ve PKK’nin, sıkıştırılıp darbeler vurularak güya zayıf düşürülmek, etkisiz hale getirilmek, teslim alınmaya zorlanmak, bu olmazsa askeri yönelimlerle sonuca gidilmek istendiğini söyleyen Bayık, bunun çok açık olduğunu ifade etti. “Erdoğan-Bahçeli, Önder Apo üzerinde dünyada eşi görülmemiş vahşeti uygulayacak, PKK’ye vahşet uygulanacak, Kürtlere bu kadar saldırılar olacak ama bilmem tekrar ‘Kürt sorununu çözeceğiz’ diyecekler. Buna kimseyi artık inandıramazlar, hiç kimsenin de artık buna inanmaması gerekiyor” diyen Bayık, amaçları konusunda tekrar şunları kaydetti: “Sırf Kürtleri gevşetmek, beklenti içine sokmak, aldatmak; özellikle de orta sınıfı böyle bir sürece çekmek ve onların desteğini almak için bütün bu propagandalar yapılıyor. Psikolojik özel savaşın bir taktiğidir. Kapitalist modernist sistemin bir taktiğidir. Kimsenin buna pirim vermemesi gerekir. Buna kulak kabartmak kadar tehlikeli bir şey yoktur. Bu aslında kendini ölüme yatırmaktır. Mücadelenin dışında kesinlikle Kürt sorununu çözecek herhangi bir yol/yöntem yoktur.
Çözüm dertleri yok
Önder Apo öncülüğünde PKK ve Kürt halkı, tek taraflı 8-9 kez ateşkesler ilan etti. Hem de en zor şartlarda bunu yaptı. Faşist Türk devletinin çözüm niyeti olsaydı o zaman yapardı. Bunların niyetlerinde çözüm diye bir şey yoktur. Tamamen aldatma vardır. Nasıl Kürtleri aldatacaklar, nasıl köklerini getirecekler mantıkları, siyasetleri budur. Kürt sorunu diye bir sorunu tanımıyorlar, böyle bir sorunu çözme gibi bir dertleri yoktur.
Beklenti ve ölümcül darbe
Dünya kamuoyunu, Türkiye’deki halkları, demokrasi güçlerini, özellikle de Kürtleri aldatmak için bu söylemleri yayıyorlar. Hareketi ve Kürt halkını beklentiye sokmaya, arkasından da ölümcül darbe vurmaya yöneliktir. Önder Apo, PKK ve Kürt halkı üzerinde çok tehlikeli bir plan, konsept var. Belki eskiye göre zayıftır. Hareketin konumu, dostları eskiye göre daha güçlüdür. Geçmişte komplo içinde yer alanların hepsi yer almıyor bu açıdan zayıftır. İyi direnilirse bu komployu yırtmak ve buradan büyük bir gelişmeyi sağlamak mümkündür. ‘Kürt sorununu çözeceğiz, PKK engeldir, onun engelini ortada kaldırıyoruz, arkasından sorun çözülecek, arkasından bütün baskılardan kurtulacaksınız’ havasını yayıyorlar. Böylelikle Kürtlerin ölüme yatmasını, ölümü beklemesini istiyorlar. Buna yatmak demek gerçekten kendi eliyle ölümünü hazırlamak demektir. Bunun başka bir ifadesi yoktur.”
Niyetleri olsaydı Öcalan ile çözerlerdi
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bayık, “Eğer Kürt sorununu çözme niyetleri olsaydı ABD bu kararı geliştirir miydi? Güney Kürdistan Hükümeti bu kararı geliştirip YNK’ye uygulatabilir miydi? Önder Apo üzerinde bu kadar ağır bir tecrit yürütülebilir miydi? AİHM, Önder Apo için o kararı verebilir miydi? Gerillaya karşı, Kürt halkına karşı bu uygulamalar olur muydu?” sorularını sıralayarak, Kürt sorununu çözmek isteyenlerin, öncelikle ne yapmaları gerektiğini anlattı: “Önderlikle çözerler ve Önderlik üzerindeki baskıyı kaldırırlar. Önderlikle sorununun çözümünü görüşürler. Bütün Kürtler üzerindeki baskıları yasaklamaları ortadan kaldırırlar, zindanlara doldurdukları insanları bırakırlar. Belki Kürtler buna inanabilir. Şu andaki yapılanlarla hiçbir Kürt buna inanmaz. Bütün bunların kendilerine yönelik ölüm olduğunu, bunun hazırlandığını bilirler ve bu bilinçtedirler. Hareket olarak da biz böyle değerlendiriyoruz. Hiç kimsenin bunlara aldanmaması gerekiyor tam tersine buna karşı mücadeleyi yükselterek bu tehlikeyi önleyebilir. Mücadele yükseltmeden bunların konseptlerinin, tehlikelerinin önüne geçilemez. Bütün PKK mücadele tarihi de Kürtlerin mücadele tarihi de bunu ortaya koyuyor.”
AİHM kararları da siyasidir
AİHM’in Türk devletinin Öcalan’a yönelik tecrit ve işkencesini onaylayan ve sürdürülmesine cevaz veren kararı ile HDP’nin önceki dönem Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği, ancak Türk hükümetinin ‘hükümsüz’ bırakacak yöntemini içinde barındıran kararına dikkat çeken Bayık, AİHM’in AB ve AK siyasetinden bağımsız olmadığını söyledi. Bayık, şunları söyledi: “Kendi çıkarları Önder Apo şahsında PKK ve özgür Kürt’e karşı soykırımın sürdürülmesini gerektiriyor. Çünkü bu Hareketi kendisi için tehlikeli görüyor. Türkiye vasıtasıyla ezilmesi, tasfiye edilmesi gerekir. Bu ezmeyi gerçekleştirebilmeleri için Kürtleri de aldatmaları gerekiyor. İşte bakın biz Apo’ya, PKK’ye karşıyız ama Kürtlere karşı değiliz veya demokrasi, özgürlükten de yanayız. Bakın biz Selahattin Demirtaş içinde bu kararı veriyoruz, demokratik siyasetin sürdürülmesini istiyoruz. Apo, PKK bunun önünde engeldir, biz bu engeli ortadan kaldırmak istiyoruz, demokratik siyaseti yol ve zemin açmak istiyoruz, diyerek Kürtleri kandırmak istiyorlar.
Eğer gerçekten demokratik siyasetin önünü açmak istiyorlarsa, demokrasi ve özgürlük güçlerine dostlarsa, bunun gelişmesini istiyorlarsa yine Kürtlere dostlarsa, Kürtlerin sorunlarının çözülmesini istiyorlarsa o zaman en çok Kürtleri ölüm döşeğinden kaldıran Önder Apo’ya karşı öyle vahşi, vicdansız, ahlaksız bir kararı almamaları gerekir. İyi Kürt, kötü Kürt ayrımı yapıyorlar. Bu, Kürtleri paramparça etmedir, yok etmedir. Bunun öyle sömürgecilerden farklı uygulanan bir siyaset olduğunu düşünmemek gerekiyor. Aynı siyasetin versiyonlarıdır bunlar. Tamamen Kürtleri aldatmaya, parçalamaya, tüketmeye yönelik politikalardır. Artık Kürt halkı bunları biliyor. PKK’nin mücadelesiyle artık Kürt insanı düşünüyor, sorguluyor, neyin ne olduğunu biliyor, neyin kendi çıkarına olduğunu, neyin kendisi için tehlikeli olduğunu ayırt edebiliyor. Artık Kürtleri eskisi gibi görmemeleri gerekiyor. Kürtler farklıdır artık.”
BEHDİNAN