
Binlerce siyasetçiyi tutuklayarak, seçilmiş Milletvekillerini içeride tutarak Kürt halkına açıkça ne senin siyasi iradeni tanırım ne de siyaset yapmana izin veririm denilmektedir. Kürt halkının özgürlük mücadelesi için siyaset yapmak yasaktır. Ancak benim istediğim sınırlarda yapılırsa siyaset yapma hakkı tanırım dayatması yapılmaktadır. Bugüne kadarki baskı ve uygulamalar sonuç almamış olacak ki şimdi de Milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması tehdidi yapılmaktadır.
Kürtlerin üzerinde her türlü baskı yöntemi uygulanmaktadır. Tehdit ve şantaj bu yöntemlerden en fazla kullanılanlardandır. Şu anda İmralı’da da tehdit ve şantaj politikası uygulanıyor. Kürt Halk Önderi Türk devletinin dayatmalarını kabul etmediği için görüşme yaptırılmıyor. Özcesi İmralı’da bir tehdit ve şantaj politikası ve buna karşı bir tutum ve direniş söz konusudur.
90 yıldır Kürtlere uygulanan politika devam ediyor: Kürtlerin iradesini ve taleplerini dikkate almamak. 90 yıldır oluşmuş zihniyetle Kürtlere siz kimsiniz ki irademiz ve talebimiz var diyebiliyorsunuz demektedirler. Başbakan Tayyip Erdoğan 90 yıllık politikanın ürünüdür. 90 yıllık politikanın ortaya çıkardığı zihniyeti şimdi en kaba biçimde Tayyip Erdoğan sürdürmektedir. Kürtler iradeli bir güç olarak Tayyip Erdoğan’ın yeni egemenlik ve kültürel soykırım politikasına karşı direnince büyük bir kin ve öfkeyle karşılaşıyorlar. BDP’ye her ağızlarını açtıklarında hakaretler yağdırmaları, şoven ve egemenlikçi zihniyetin dışa vurumudur.
Kürt demokratik hareketi baskılarla sindirilemeyince şimdi de dokunulmazlığı kaldırırım tehdidiyle sindirmeyi hedefliyor. İlk önce de Van milletvekili Kemal Aktaş’ın vekilliği düşürülecek. BDP’li milletvekillerini ürkütmek istiyorlar. Tabii ki Türk devletinin mantığı bu. Kürt demokratik hareketinin on yıllardır yürütülen baskı ortamında bugünlere geldiği görülmüyor. Kürt demokratik hareketi serhıldanlarla ortaya çıktı. Bu geleneğin binlerce üyesi ve sempatizanı katledildi. Binlerce üyesi zindanlara dolduruldu. Kürtler şu anda dünyada siyasi nedenle zindanlarda kalma rekorunu kırmış bulunmaktadır. Hiçbir faşist ve despot ülkede bu kadar siyasi tutuklu ve bu kadar uzun süreli cezaevlerinde kalmış insanlar topluluğu olmamıştır. Özellikle 12 Eylül 1980’den bu yana zindanlar Kürtlerin ikinci evi haline getirilmiştir. Hiçbir dönemde AKP Hükümeti dönemi kadar sürek avı gibi insanları tutup zindana atmaya yönelinmemiştir. Şimdi Türk devleti böyle bir halkın ve demokratik siyasi gücün vekillerini zindanlarla tehdit ediyor. On binlerce insanın on yıl üzerinde cezaevlerinde kaldığı bir yerde milletin vekillerini korkutmak mümkün müdür?
Türk devleti zindanları bir sindirme ve korkutma aracı olarak kullanıyor. Bunun nedeni öldürmelere günümüzde çok tepki olmasından dolayıdır. Bu nedenler zindanları ölümlerin yerine ikame etmiştir. Zaten AKP Hükümeti sözcüleri “biz öldürmüyoruz, zindanlara koyuyoruz” diyerek bu gerçeği itiraf etmişlerdir. AKP Hükümetinin tek övünülecek yanı varsa o da tutuklamaları arttırmasıdır. Ne 12 Eylül ne de 1990’lı yıllarda bu düzeyde yasal alanda siyasi faaliyet yapan insanlar zindanlara atılmamıştır. Zaten Türkiye tarihinde bu kadar belediye başkanı ve halkın oyuyla seçilmiş temsilcilerin zindana atıldığı görülmemiştir. Diğer partilerden olanları saymazsak beş milletvekili hala içerdedir. Bunlar az görülmüş olacak ki daha fazlasını içeri atmak istiyorlar.
1990’lı yıllarda gazeteciler öldürülürken şimdi zindanlara atılıyor. Avukatlar öldürülüyordu şimdi zindanlara dolduruluyor. İşte zindanları korkutma yeri olarak düşünen bu faşist kafa şimdi de milletvekillerini zindana atmak istiyor. Çünkü Kürtlerin bu devlet karşısında bir irade olmalarına tahammülleri yoktur. Kürt’ün değeri olmadığı gibi, Kürt’ün seçtiğinin de bir değeri yoktur. Milletvekilleri için hazırlanan fezlekenin anlamı budur.
Türk devleti Kürt halkının iradesini tanımıyorsa, faşist yasalarla milletvekillerini sindirmek istiyorsa milletvekillerine düşen de buna karşı direnmektir. Binlerce üyesi ve yöneticisi zindanlarda olan bu partinin milletvekilleri tabii ki zindanlarla korkutulamaz. “Biz arkadaşlarımızdan daha mı kıymetliyiz” diyeceklerdir. Bu sindirme harekatı karşısında geri adım atmayarak direneceklerdir.
Dikkat edilirse hedeflenen milletvekillerinin başında da kadınlar bulunmaktadır. Kürt kadınlarının mücadelenin en önünde, onurlu duruş göstermeleri AKP’yi ve Başbakan’ı çılgına çeviriyor. Çünkü Kürt kadınının direnişçi tutumu AKP’nin baskılarını daha baştan kırıyor. Toplumsal direnişin mayası oluyor. Bu nedenle kadın milletvekillerine öfke duyuyor. Kadınları kendi milletvekili ve karıları gibi uysal görmek istediği için karşısında direnen kadın görünce ataerkil kişilikleri komplekse kapılıyor. Bu nedenle AKP Hükümetinin emir eri haline gelmiş savcılar harekete geçiyor.
Milletvekillerine yönelik dokunulmazlık tehdidi Başbakan’ın saldırılarından sonra geldi. Savcılar, polisler, askerler zaten Erdoğan’ın ağzına bakıyor. Zaten Türkiye’de istiklal mahkemelerinden daha politik mahkemeler var. Tek farkı, idamın olmaması. Zaten AKP elinden gelse idamı geri getirecek. Türkiye tarihinin en demokratik adımını takdir edeceğine; idamın kaldırılmasına neden olan Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi’ne teşekkür edeceğine, 12 Haziran seçimleri öncesi “biz olsaydık asardık” diyebilmişlerdir. Elinden gelse Türkiye tarihinin en demokratik adımını ortadan kaldırmaya çalışacak. Herhalde Kürt Özgürlük Hareketi karşısında sıkışınca demokratik adımlarla Kürt sorununu çözme yerine idamı geri getirme gibi adımlar bile düşünecektir. AKP Hükümetinin uygulamaları ve Başbakan’ın üslubu böyle bir zihniyeti ortaya koyuyor.
Mahkemeleri, zindanları bir sindirme aracı olarak düşünenler, ellerinden gelse idam aracını da kullanırlar. Ancak Kürtler ölümü de yenmişlerdir. Artık ölümü de Kürtlere karşı silah olarak kullanamazlar. 12 Eylül zindanlarında ölüm silahını tersine çeviren Kürtler, bugün de Türk devletinin ölüm silahını tersine çevirmişlerdir. Kürt gençleri ölümün üzerine yiğitçe yürüyorlar. Kürt kızları ölüme meydan okuyorlar. Türk devleti eskiden Kürtleri ölümle korkuturdu, şimdi ölümden korkmayan Kürtlerden korkuyor. Yaşamını fedaya hazır Kürtlerden korkuyor.
Kürtler ölümleri de, zindanları da yenmişlerdir. Ölüm de, zindanlar da artık direniş haline gelmiştir. Böyle bir gerçek karşısında Türk devletinin yenilmesi kaçınılmazdır.