
Amerika Tennessee Teknoloji Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Michael Gunter, Kürt sorunu konusunda birçok akademik kitabın yazarı… Prof. Gunter, aynı zamanda Türkiye’nin Kürt sorununu çözerek AB’ye katılımı için AB Parlamentosu’nda lobi faaliyeti yürüten EUTCC (AB Türkiye Sivil Komisyonu) adlı sivil toplum örgütünün genel sekreteri.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi de değerlendiren Prof. Gunter, Kürtlerin ve PKK’nin 30 yıldan fazla bir süreden beri Öcalan’ın gururla önderleri olarak gördüğünü, bundan dolayı da tecridin bir işe yaramayacağını vurguluyor.
PKK’nin ‘terör örgütleri listesi’nden çıkarılmasının da müzakereler için oldukça kolaylaştırıcı bir etkisi olduğunu vurgulayan Gunter, PKK’nin ise bunu iyiniyet adımı olarak değerlendirebileceğini düşünüyor.
Prof. Michael Gunter ile, Londra’da geçtiğimiz günlerde Kürdistan’da Barış Kampanyası’nın Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ‘Müzakereler İçin Yol Haritası’ adıyla İngilizce olarak yayınlanan kitabını tanıtmak için organize ettiği konferans sırasında görüştük...
Abdullah Öcalan, Cezaevi Yazıları üçüncü cildinde orta koyduğu Yol Haritası’nda, müzakerelerin başlaması durumunda, barış için müzakere sürecinde yeralmaya hazır olduğunu belirtiyor. Yol Haritası‘nda sunulan çözüm önerileri ve Kürt sorununun çözümünde asli muhattap olan Öcalan üzerindeki tecrit ve yine özgürlüğünün önemi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Öcalan 300 günden fazla bir süredir tecritte. Fakat buna rağmen Türkiye’nin PKK’yi yok ederek, Kürtlerle müzakere yapma politikası işlemiyor. Çünkü Kürtler PKK’dir ve PKK de Kürtler. Bu yakın bir zamanda daha da belirgin bir hale gelecektir ve Türkiye politikasını değiştirip Öcalan ile tekrar müzakereye başlayacaktır. Öcalan, PKK’nin lideri ve PKK de Türkiye’deki Kürt halkının en önemli sözcüsü. Bu durum bile Öcalan’ın özgürlüğünün neden önemli olduğunu başlıbaşına anlatıyor. Fakat şu da var ki; PKK ve Kürt halkı her koşulda Öcalan’ın önemli olduğunu açıkça beyan etmiştir ve kendilerine son 30 yıl içinde varlıkları ile gurur duymalarını sağlayan liderleri Öcalan tanınmadıkça ve onun tahliyesiyle sonuçlanacak bir süreç başlamadıkça, Kürt halkı tatmin olmayacaktır. Bu tabii ki Öcalan’ı ‘terörist’ olarak gören Türkiye için oldukça zor bir durum; ancak 10 yıldan fazladır konuşulan bu görüş, artık demode ve bitkin düştü. Artık iki tarafın da ilerleyip müzakerelere başlama zamanı.
Öcalan, bu üçüncü ciltteki Yol Haritası’nda, özce çözüm sürecinin bir parçası olarak Türk devleti ve PKK arasında müzakerelerin hayata geçirilmesi gerektiğini; her iki tarafın da iyi niyet göstererek uzlaşması gerektiğini söylüyor. Öcalan, yine bu süreçte Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve Amerika Birleşik Devletleri’nin arabulucu rolünü üstlenebileceklerini belirtiyor. Her iki tarafta da iyiniyet olduğu sürece, her iki tarafı da acıtan bu ölümleri ve çatışmaları durdurmamak için bir nedenin olmadığını ve beraber çalışarak daha yeni, güçlü ve demokratik bir Türkiye oluşturulabileceğini savunuyor.
Siz, aynı zamanda EUTCC (AB Türkiye Sivil Komisyonu) sivil toplum örgütünün genel sekreterisiniz. PKK ile yeniden müzakereye oturmak Türkiye’nin AB üyeliği sürecine nasıl yansır?
Eğer Türkiye Avrupa Birliği üyesi olacaksa, demokrasi açısından AB standartlarına uygun duruma gelmiş olmak zorundadır. Bu da, Kürt sorununu çözmesi anlamına geliyor. Türkiye hala AB’ye üye olmak istiyor ve bunun için Kürt sorununu çözmek zorundadır. AB-Türkiye Sivil Komisyonu’nun yaptığı budur. Avrupa’da birkaç meslektaşım ile çalışıyorum. Avrupa Birliği Parlamentosu’nda konferanslar düzenliyoruz ve 5 ve 6 Aralık tarihlerinde 9. konferansımızı gerçekleştireceğiz. Konferansın teması “Türkiye ve PKK arasındaki müzakereleri yeniden başlatma ve yeniden müzakerelere başlamak için süreci teşvik etmek” olacak.
‘Terör örgütü’ tanımına son verilmeli
Açıkçası, ben Erdoğan’ın PKK’nin büyük oranda Türkiye’deki Kürtlerin sözcülüğünü yaptığını kabul etmek zorunda kalacağına inanıyorum. Eğer bu sorunu çözmek istiyorsa, PKK ile müzakereye oturmak zorundadır. PKK’nin ‘terör listesinden’ çıkarılmasının, Erdoğan’ın yapması gereken şeylerden biri olduğunu ifade etmek isterim. Bir terörist ile müzakere yapamazsınız. Kamuoyuna çok fazla yansıtmak zorunda değilsiniz; sadece terörizm kavramını düşürün. Sonrasında PKK de iyiniyet gösterecektir. Türkiye, bu müzakerelerde güçlü taraf; bu yüzden ilk adımı atmak Türkiye’ye kalmış ve bu ilk adım da sadece PKK’yi terörist bir hareket olarak adlandırmaya son vererek olabilir.
Anayasa değişikliği ve yargı reformu tartışmaları bir süredir Türkiye’nin temel gündemlerinden biri haline geldi. Sizce, böylesi bir anayasa değişikliğinden Kürtlerin payına ne çıkar?
Yeni bir anayasa olsa bile, Kürtler istedikleri herşeyi elde edemeyecekler. Ancak, Kürtlerin kimi hakları tanınacak. Süreç başlamıştır ve Kürtler, Türkiye’de anadilde eğitim, sivil vatandaşlık (etnik değil) ve bazı anlamlı yerel yönetimler olarak bahsedilen temel demokratik haklarını almak zorundadır. Kürtler ancak üniter Türkiye devleti içinde anlamlı bir yerel yönetime sahip olabilirler.
İnisiyatiflerin yoksa hareket edemezsin
Türkiye’nin katılmak istediği Avrupa Birliği, bunu AB genelinde hayata geçirdi ve vurgulayarak söyleyeyim ki; bu Türkiye’ye zarar vermez. Anlamlı yerel yönetimler (ademi merkeziyet) çok daha güçlü bir ülke olması için Türkiye’ye yardım edecektir. Çünkü günümüz modern dünyasında, çok katı merkeziyse ve inisiyatiflerin yok ise; felç olduğunda hareket edemezsin. Bütün büyük ülkeler yerel yönetim inisiyatiflerini oluşturdular.
Geçtiğimiz günlerde basında Kürt Federal Bölgesi Başkanı Barzani’nin bağımsız Kürdistan açıklamaları yeraldı. Sizce ABD’nin bölgeye yönelik böyle bir planı var mı? Böyle bir durum Türkiye ve Türkiye’deki Kürtleri ne şekilde etkiler?
ABD bağımsızlık istemiyor. ABD, Irak’ın birleşik kalmasını istiyor. Bildiğiniz gibi; ABD Irak’taki askerlerini geri çekti ve Irak şu anda çok zayıf bir halde; çünkü Maliki’nin çok sayıda düşmanı var ve Maliki güçlü bir merkezi hükümet oluşturmaya çalışıyor. Kürtler, Sünniler ve hatta bazı Şiiler bile güçlü bir merkezi Irak istemiyorlar.
Irak’ı parçalayan siz olmayın
Öyle görünüyor ki, Irak tümden parçalanabilir ve eğer parçalanırsa Kürtler bağımsızlık ilan edecektir ve Irak parçalanırsa bu Kürtlerin hatası olmayacaktır. Bu nedenle benim Kürtlere tavsiyem şu olur: Bağımsızlığı ilan etmeyin ve Irak’ı siz parçalamışsınız gibi görünmeyin; bunun yerine Irak kendiliğinden parçalanıncaya kadar bekleyin ve zaten sonrasında başka seçeneğiniz olmayacak ve bağımsız olmak zorunda kalacaksınız.
Bir de, son aylarda gördük ki; Türkiye, Kürt Bölgesel Yönetimi’nin belki de en büyük ekonomik ve hatta siyasi destekçisi haline geldi. Oldukça ironik bir durum... 10 yıl önce, Türkiye’nin Kürt Bölgesel Yönetimi’ni destekleyeceğini söylediğimde, herkes bana “Profesör ne kadar aptalsın, Türkiye’nin Kürtlerden nefret ettiğini ve bağımsız bir Kürt devletini asla desteklemeyeğini bilmiyor musun?’’ dedi. Fakat, gördüğünüz gibi; son 10 yıl içinde pek çok siyasi nedenle, Türkiye Kürt Bölgesel Yönetimi’ni kabul etme noktasına geldi. Belirli koşullar altında, Barzani’nin bir şekilde Türkiye’deki Kürtleri bağımsızlık konusunda etkilemeye çalışmaması anlayışı ile Türkiye bağımsız bir Kürt Bölgesel Yönetimi’ni de kabul edecektir.
Fakat Barzani, kuşkusuz Türkiye’de Kürt sorununun çözümünde daha fazla demokrasi için, Türkiye’yi teşvik etmeye çalışacaktır. Kürt sorunu farklı yollarla çözülecektir; bence eninde sonunda Irak’ta bağımsız bir Kürt Bölgesel Yönetimi olacaktır.
Demokratik Özerklik herkes için iyidir
Türkiye’deki Kürtler bağımsız olmayacaktır, fakat AB süreci ve Türkiye’de yavaş yavaş daha fazla demokrasi nedeniyle, Türkiye giderek daha demokratik bir hal alacak ve Kürtlerin isteklerini karşılayacak. Türkiye’de yeni bir anayasa, Türkiye’deki herkesin Kürt ya da Türk her ne olursa olsun, Türkiye vatandaşı olduğunu söyleyecektir. Türkiyeli olmak etnik bir kavram değil; sivil bir kavram ve tabii bu demektir ki yeni anayasa altındaki Kürtler, anadilde eğitim hakkına sahip olacaktır. Türkiye de, modern demokratik ve güçlü bir ülke olarak ilerlemek ve ayakta kalmak için, merkeziyetçilikten uzaklaşmak zorunda kalacaktır.
Demokratik Özerklik için Türkiye’de Öcalan’ın bazı fikirlerine sahip olmak zorunda kalacağız. Bu sadece Kürtler için iyi olmayacaktır; aynı zamanda Türkiye ve diğer tüm modern ülkeler için de iyi olacaktır. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya yerel inisiyatiflere daha fazla yetki vermek için desantralize oldular, merkeziyetçi yapıdan uzaklaştılar. Benzeri bir durum Türkiye’yi bölmeyecektir, aksine daha güçlü yapacaktır.
Bu yıl Haziran ayında ulusal bir Kürt konferansı gerçekleşmesi gündemde. Bu konu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Olası Kürt konferansı defalarca ertelendi; çünkü Kürtler arasındaki pek çok farklılık nedeniyle tüm Kürtleri bir konferansta biraraya getirmek çok zor. Açıkcası, konferansın olacağına ikna olmuş değilim; ertelenebilir de. Konferans yapılsa bile başarılı olmayabilir, çünkü Kürtler arasında şu anda çok fazla farklılık var. Önemli farklılıklardan biri Suriyeli Kürtler ve Suriye’deki durum ile ilgili. Kürtler, Suriye’de örneğin Esad’ı destekleme ya da ona karşı olma gibi, ne yapmaları gerektiği konusunda çok bölünmüş durumdalar. Bunun sonucu olarak Kürtler arada...
PYD daha da güçlü hale geldi
Esad’ı hem destekliyorlar gibi, hem de ona karşı gibiler çünkü her iki şekilde de Kürtler korkunç bir durumla karşılaşabilirler. Türkiye Esad’ın karşı bir şekilde ortaya çıktı ve eğer Türkiye, Esad’a karşı çıkışlarına devam ederse, Suriye’deki Kürtler de Türkiye karşı duracaklardır. Öte yandan PKK ile ilişkili olan Suriyeli Kürt Partisi PYD daha da güçlü hale geldi. PYD, tabii ki Türkiye’ye karşı; bu nedenle durum çok karmaşık.
Yani Kürtler ulusal bir konferans için hazır değiller mi?
Bence Kürtler konferans yapmayı denemeli ve neler yapabileceğimizi görmeliyiz. Konferans başarılı olmasa bile, yine de Kürt zayıflığı ve birliğinin nerede olduğunu ve Kürt birliğini geliştirmek için neler yapmamız gerektiğini görebileceğiz. Kürtler arasında bir birlik için henüz erken olabilir, çünkü Kürtler, dört farklı ülkedeler ve her ülke gelişimin farklı bir aşamasında. Bu nedenle, Türkiye’deki Kürtler için iyi olan bir şey, Irak’taki Kürtler için iyi olmayabilir. PKK Kuzey Irak dağlarında ve bu durum Türkiye ile Kürt Bölgesel Yönetimi arasında bir sorun oluşturuyor. Türkiye Kürt Bölgesel Yönetimi’ni destekliyor; buna karşılık da Kürt Bölgesel Yönetimi’nin PKK’yi dışlamasını istiyor; fakat Kürt Bölgesel Yönetimi bunu yapmayacaktır. Barzani, Kürtlerin birbirlerine karşı savaştığı günlerin geçtiğini tekrar tekrar söyledi. Böl ve yönet eski bir Türk stratejidir. 1992 yılında, Türkiye PKK’ye karşı savaşta KDP ve YNK’yi kullanabiliyordu. Kürdü Kürde kırdırıyordu. Barzani, bir daha bunu yapmayacağını söyledi. Barzani açık bir şekilde ortaya koyması ile, Türkiye de Kürt Bölgesel Yönetimi’ne eskisi gibi dostça davranmayabilir. Bu yüzden, durum çok karmaşık ve tüm bu ve daha birçok nedenden dolayı, bu konferansın başarılı olacağı konusunda iyimser değilim.
Suriye’den bahsettiniz. Türkiye, Suriye sorunu ile yakından ilgili. Neden?
Türkiye’deki Kürtler, Suriye’deki Kürtlere göre çok daha gelişmiş durumdalar. Ancak, Suriye’deki Kürtlere özerklik verirseniz; kuşkusuz Türkiye’deki Kürtlere de özerklik vermek zorundasınız. Türkiye’nin Suriye’deki gelişmelerden korkmasının ilk nedeni budur. Diğer bir neden ise, Suriye’deki şiddet Türkiye’ye Kürt mülteci akını yaratıyor. Bu da huzursuzluğa yol açarak Türkiye’nin istikrarı bozuyor.
SUNA KÖSE / LONDRA
‘Tecrit uluslararası anlaşmalarla yapılıyor’
Merkezi ABD’de bulunan ‘Tecrite Karşı İnsan Hakları Platformu Basın Sözcüsü Dr. Devorah Hailey, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın uluslararası anlaşmalar doğrultusunda tecrit altında tutulduğunu belirterek “Öcalan bir savaş esiridir” dedi.
12 Ağustos 1949 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Savaş Esirleri hakkında 3 Nolu sözleşme doğrultusunda Öcalan’ın taraf olarak bir statüde olduğu belirten Hailey, Türkiye’nin bu sözleşmeyi ihlal ettiğini belirtti.
Dr. Devorah Hailey, “3 Nolu Sözleşme’nin ana teması göre savaş esirleri her türlü şiddet veya sindirme hareketlerine ve umumun hakaret ve merakına karşı korunacaklardır. Bu hüküm 13. maddenin ilk paragrafından bağımsız bir şekilde düşünülemez. 13.maddenin ilk paragrafında ana kuralı olarak savaş esirlerine insanca muamele edilmesi gereği düzenlenmektedir. Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün 3 Nolu Sözleşme hakkında yayımladığı resmi yorumda ise, insanca muamele yapma ödevinin aynı zamanda pozitif bir yönü olduğu bununda taraflar arasındaki şiddet olgusunu düşürebileceği yorumlanmaktadır” dedi.
Öcalan’ın savaş esiri gibi uluslararası bir komplo ile esir alındığını belirten Dr. Hailey, gördüğü muamele, konumu ve koşullarının ise savaş esiri statüsüne girdiğini ama bu hükmün uygulanmadığını söyledi. Dr. Hailey, “Öcalan üzerinde uygulanan tecrit uluslararası bir tecrittir ve tamamen siyasi amaçlar hedeflenmektedir” şeklinde konuştu. Dr. Hailey, savaş esirlerinin yaşadığı koşullar, sağlık durumu ve yakınlarıyla iletişim hakkının bir hak olduğunu sözlerine ekleyerek bunun keyfi olarak engellenemeyeceğini vurguladı. Uluslararası tecrit kararının tamamen siyasal olduğunu belirten Hailey, bunun incelenmesi, araştırılması ve ortaya çıkarılması gerektiğini belirtti.
‘Tecrit çıkmaz sokaktır’
Başta Türkiye olmak üzere birçok ülkede cezaevlerini uluslararası gözlemci heyetlerle birlikte ziyaret eden Fransız psikolog Maellee Bobinetta, Öcalan’a uygulanan tecridin yangına benzin dökülmesi anlamına geldiğini söyledi.
Tecrit ile birliket halkların çıkmaz bir sokağa girdiğini söyleyen Bobinetta, Öcalan’a sempati duyan kesimler üzerinde tecrit psikolojik bir baskı yaratacağını dile getirerek şunları söyledi: “Tecrit sinir boşalımına neden olacaktır. Bu sonuç tehlikeli bir ortam yaratabilir ve onarılmaz yaralar açabilir. Kürt halkının büyük bir çoğunluğu kendisini Öcalan’ın şahsında tecrit altında tutulmuş hisseder. Bu psikolojik hissin her an kendi kontrolünü yitirmesi ve bunun sonucu da ağır olabilir.”
Türk yetkililerin cezaevinde kalanlara karşı intikamcı yaklaştığını sözlerine ekleyen Bobinetta, “Öcalan gibi geniş çevrelere hitap eden bir liderin tecrit altında tutulması yine bu çevrede nefreti keskinleştirecektir. Kürt sorunu gibi çözümü kapıda olan bir sorunda nefret duygularının gelişmesi sorunun çözümünü zorlaştırabilir” dedi. Bobinetta, Öcalan’ın AKP tarafından salt PKK’nin lideri olarak görülmesinin önemli bir yanılgı olduğunu da dile gitirdi. Bobinetta, “Öcalan’ın geniş kitleler üzerinde bir etkinliği ve ağırlığı var. Kürt sorunun tarihsel gelişimi ve devletin buna yaklaşımı göz önünde bulundurulduğunda Öcalan’nın hasas bir konumu olduğu bilinmektedir. Öcalan, aynı zamanda devam eden bir savaşta taraftır ve bu taraf olma konumu itibariyle sıradan bir mahkum gibi yaklaşıması siyasal anlamda sorunun ciddiyetini anlamamak olur. Ki bu da değişik sorunların tetiklenmesine vesile olur” dedi.
Psikolog Bobinetta sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Şartlar ve koşullar nasıl olursa olsun önümüzdeki elli yıla damgasını vuracak bir kuşaklar silselesi bu psikoloji ve sosyolojik gerçekle büyüdü, büyüyor. Öcalan’nın özgürlüğü buna bir nokta koyabilir. Bir halk bu sosyolojik ve psikolojik gerçekte koparak devletle barışabilir.”
ALİ ONGAN