HDP seçime girmese ne olur?

İlk bakışta tam da AKP’nin istediği şey. Akdoğan’ın "süper olur" dediğini duyar gibiyim.

2 Mart 1994 darbesiyle Kürtleri yaka paça Meclis dışına atan zihniyet, 2015’te Saray darbesiyle meclisin kapısından bile geçirmedi Kürtleri. Seçim sonuçları yok sayıldı, Erdoğan sil baştan yaptı. Ülkeyi hem savaşa hem de tekrar seçime sürükledi. 

1 Kasım seçimleri çok yönlü tartışılıyor ama nedense hiç kimse Kürtlerin seçimleri boykot edebileceği ihtimalinden bahsetmiyor. Kürtler sanki parlamentoya muhtaçmış gibi bir algı söz konusu... 

HDP "sandıklara sahip çıkacağız" diyor.

Çift taraflı ateşkes çağrıları yapan STK’lar, aydınlar; "Devlet nasıl olsa bunu kabul etmez, bari PKK tek taraflı ateşkes yapsın da seçimler yapılabilsin" demeye başladı.    

Savaş hükümeti, 400 bin asker ve 250 bin polisin yanı sıra bilmem kaç bin bekçinin ve zabıtanın sandıkları koruyacağını söylüyor. 

Kürdistan’da sandıkların kameralarla denetlenmesi, "seçmenin taşınması", olmazsa "sandığın taşınması" gibi yöntemler tartışılıyor... Saçma sapan yöntemler öneren Saray, her türlü hilebazlığı tezgahlıyor.  

Yakın tarihimizde hile ve hurdanın belirleyici olmadığı tek seçim olan 7 Haziran seçimlerini kabul etmeyen Erdoğan, "Bu sefer 7 Haziran’daki sonuç yaşanmayacak" diyor. 

Açıkça "HDP’ye barajı aştırmayacağız" diyor. 

Peki bu mümkün mü?

Faşist iktidarlarda her şey mümkündür.  

Eğer Van, Amed, Hakkari, Ağrı, Şırnak, Batman, Mardin, Siirt, Bitlis, Dersim ve Iğdır’ın sandığa gitmesi engellenirse, HDP barajın altında kalır elbette.

HDP'nin Türkiye genelinde aldığı 13.1’lik (6.5 milyon) oyların yüzde 60’ı Kürdistan’dan. Yani yüzde 13.1’in kaba hesap yüzde 6.5’i bu şehirlerden. Kürdistan’ın diğer şehirleri (Muş, Kars, Bingöl, Urfa, Antep, Adıyaman, Erzurum) de eklendiğinde bu oran yüzde 8’i buluyor. 

7 Haziran sonuçlarının bu basit okuması bile savaş ile seçim arasındaki denklemi çözmek için yeterli.

Bahsettiğimiz illerin büyük çoğunluğunda ilçeler abluka altında ve yüzlerce bölge "özel güvenlik bölgesi" kapsamında... 

Eğer bu koşullarda seçim olursa, BDP’nin 30 Mart'ta, HDP’nin 7 Haziran'da yüzde 80-90 oy alarak ezici bir skorla birinci geldiği şehirlerde oyu yüzde 5-10’a düşebilir.  

Sonuçta HDP barajın altında kalır ve AKP 330 civarında vekille iktidar olur. Erdoğan’ın hayalini kurduğu başkanlık için referandum sayısına ulaşılır. 

AKP’nin hesabı tam da bu.

Peki Kürtler göz göre göre "lades" dedirtir mi? Kürtlerin sandığa gitmediği bir seçimin meşruluğunu kim iddia edebilir?

AKP, "risk alıyor, kumar oynuyor" yorumları yanlış. AKP’nin ülkenin, halklarımızın geleceğiyle kumar oynadığı doğru ancak AKP’nin hesabı başka.  

Saray, 50-60 milletvekili kaybetmeyi göze almış. Bu durumda AKP yine birinci parti olacağı için böylesi bir sonucu kayıp olarak görmüyor. Ancak hedefine ulaşırsa tek başına iktidar olacak. Dolayısıyla, seçimleri bir risk değil şans olarak görüyor.  

Ancak Saray ve tayfasının göz ardı ettiği bir gerçek var:

AKP tek başına iktidar olsa bile ne Kürtleri ne de Türkiye’yi asla istediği gibi yönetemez. 

Gezi sonrası Türkiye’si ve özerkliğe yürüyen Kürdistan faşizme direnecek. 

Kürtler ve demokrasi güçleri parlamenter sistemin dışında kalırsa, Türkiye’de yeni bir devrim dalgası başlayacaktır. Eğer HDP seçime girer ve başarıyla çıkarsa AKP iflas bayrağı çekmiş olacak.   

Seçim olsa da olmasa da, HDP seçime girse de girmese de, HDP seçime girip barajı aşsa da aşmasa da, her halükarda kaybeden AKP, kazanan Kürtler ve Türkiye demokrasi güçleri olacak.   

Ama öyle, ama böyle...