Diyarbakır’ın Silvan ilçesi on üç gündür abluka altına alındı ve insanlar resmen açlığa ve ölüme mahkûm edildi. Sokaklarda sadece panzerler dolaşıyor. Bu görüntüleri seyrederken ki en acısı seyretmek, Araf dedikleri bu olmalı dedim.
Dante’nin İlahi Komedyası’ndaki Araf, Cehennem ile Cennet arasında kurulan köprü olarak sembolize edilir. Bu üçleme yine birçok kültürde de görülür. Gılgamış destanında ise Gılgamış’ı "Ölüm" denizinden Mutlular adasına taşıyan Urşanabi’nin Kayığıdır. Aynı şekilde kadim Uzak Doğu’da ise yolcuları ırmağın bir kenarından karşıya geçiren, ırmağın sesini dinleyip ve o sesten bir şeyler öğrenen kayıkçı Siddhartha’dır.
1 Kasım seçimlerinden sonra Türkiye’yi yönetenlerin önünde de Araf’ta kalan halkları ırmağın diğer tarafına Cennet ya da Cehenneme geri götürecek seçenekler halen var.
Bu iki seçenek ileriki zamanlarda Türkiye’nin varlık yapısında köklü değişimler yaratacaktır. Söyledikleri gibi Türkiye ya fabrika ayarlarına geri dönerek, gücünü şiddete dönüştürecek ya da elde ettiği bu gücü şiddete dönüştürmeden farklılıkları daha fazla tolere ederek yoluna devam edecektir. Elbette bizim istediğimiz Kürt sorununun acilen çözülüp şiddet ortamının bir an önce son bulmasıdır.
Son yapılan açıklamalara ve kentlerin abluka altına alınmasına baktığımızda durumun hiç de iç açıcı olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü bu açıklamalar Türkiye’yi yönetenlerin yakın tarihin yöntemleri ile yani savaşa devam anlayışı ile düzeni sağlamaya devam ettiklerini görüyoruz. Özellikle de bu açıklamalarda seküler ve laik Demokratik Kürt Hareketinin bundan sonra muhatap alınmayacağı bunun yerine; aşiretler, dini kanaat önderleri, korucu aileleri ve "sivil kuruluşların" muhatap alınacağı gibi açıklama eski aygıtlara geri dönüşün habercisidir. Bunların yanına da IŞ(İD)’in katıldığı düşünüldüğünde bizi çok zor ve şiddetli çatışmalı günlerin beklediğini söylemek sanırım yanlış olmaz.
Tarihsel bellek bu tabloya hiç yabancı değil çünkü bu tabloda yer alan ya da alacak aktörlerin durumu daha önce kadim Ermeni halkına karşı kurulan Hamidiye Alayları'ndan çok farklı olmayacak. Şunu söylemek yanlış olmaz kurulacak bu "alaylar" ve muhatap alınacak "şer" cephesi Türkiye halklarına sadece kan getirecektir. Ki bu ülkede nefes alan her insan kan görmekten gına geldi.
1 Kasım seçimlerinden önceki "Beyaz Toros" söylemi ve seçimden hemen sonra ‘Beyaz Toroslar’ın "Je T'aime"e dönüştürülen JİTEM davası ile halkın bir kesiminin gözünde aklanmaya çalışılması bunun çok açık göstergesi. Maalesef bu durum Türkiye halklarının Cennet ve Mutlular adası hayallerine vurulan büyük bir darbe. Çünkü birileri kayıkları yaktı. O kayıkları yeniden yapmak seküler ve laik Demokratik Türkiye Halklarına düşüyor. Hamid’in Alayları gibi kurulacak yeni alaylara haddini bildirmek de.
İşte tam da bu şer cephesini geri püskürtmek için 1 Kasım seçimlerinde toplamda yüzde 36 oy alan laik ve seküler Türkiye halklarının birbirine kenetlenmesinde başka çare gözükmemektedir. Araf’tan geçip ırmağın diğer tarafına ulaşmak da ancak bu ittifak ile gerçekleşebilecektir. Abluka altında ki kentlerin çığlığına ses vermek ve kucaklaşmak da Sidarta’lara düşüyor.