
Gündemin ana konusu İmralı görüşmeleri. En çok merak edilen konular; KCK ve PKK süreçle ilgili ne düşünüyor, nasıl bir yol izleyecek? Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın açıklamalarını nasıl okumak lazım? HPG’nin elindeki esir askerler serbest bırakılacak mı? AKP hükümeti Kürt sorununu mu çözmek istiyor, PKK’yi mi tasfiye etmek istiyor? KCK ilkesel olarak neye ‘evet’ neye ‘hayır’ diyecek? KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, İmralı ile diyalog sürecinde herkesin merak ettiği bu konuları ANF’ye değerlendirdi.
İkinci BDP heyeti Sayın Öcalan’ı İmralı’da ziyarete gitti. Bu görüşmeyi ve heyetin görüşme ardından yaptığı açıklamaları nasın yorumluyorsunuz?
Belli bir tartışma yapıldığı anlaşılıyor. Belli ki bazı şeyler hazırlanmaya çalışılıyor. Geçmişte de Önder Apo bu tür görüşmeler için şunu demişti: ‘‘Çözümün, barışın arka planını hazırlıyoruz. Zihniyet temelini hazırlıyoruz.’’ Hala bir hazırlık çalışması içinde olunduğu anlaşılıyor. Bir kararlılık, netlik var. Fakat bu bir sonuç değil. Hatta bir başlangıç bile değil, hatta bir başlangıcın arayışı denilebilir. Umudun yaratılması, yeniden bir istek, niyet, başlangıç oluşturulması, çabası var. Hazır bir şey yok. Aslında her şeyi biraz zorlu bir mücadele ile adım adım hazırlama çabası var. Zaten bu Önder Apo’nun tarzıdır. Şimdi çözüm için de siyasetin işlevsel hale gelmesi için de hazır bir durum olmadığı gibi, engel de çok.
Psikolojik, zihniyet, politik engeller var. Bu engelleri aşmak için İmralı’da iğne ucu ile kuyu kazarcasına bir çabanın, çalışmanın yürütüldüğü anlaşılıyor. Tabi iyimserlik yayılıyor, doğal olarak yeni bir süreç, yeni bir başlangıç yapılmak istendiği için. Bu konuda zaten biliyorsunuz Kürt tarafının bir muğlaklığı yok, bir karşıtlığı yok, bir parçalılığı da yok. Önderliği ile PKK ile demokratik siyaset ile, çok değişik halk kesimleri ile, farklı eğilimleri ile Kürtler çözümde, demokratik siyasi çözümde, bu temelde barışın gelmesinde kararlılar, isteklidirler netler. Ama tabii tüm bunlar tek taraflı olmuyor.
Sayın Öcalan’dan çağrı geldi, karşılıklı olarak tarafların elinde bulunan esirlerden söz etti. Hangi koşullarda esirleri bırakmaya evet diyebilirsiniz?
İnsani açıdan da, politik açıdan da diyeceğimiz, reddedeceğimiz, katılmayacağımız bir durum yok. Hareket olarak, onun militanları olarak zaten bu zihniyet, bu anlayış ile doluyuz. Zaten eğer dikkat edilirse eğer sorun tutuklamalar ile çözülseydi, biz de AKP’nin yaptığı gibi çok tutuklayabilirdik. Buna gücümüz de vardı, fakat yapmadık. Aslında bizimkiler sadece bir uyarıydı. Bununla sınırlı kaldık.
Serbest bırakma hangi koşullarda olur? Bir boyutu süreçle bağlantılı olur; Önder Apo’nun geliştirmeye çalıştığı demokratik süreç ilerlerse, bu ortamı yumuşatırsa iyi niyet yaklaşımları olarak karşılıklı bu tür adımlar gündeme gelebilir. İkincisi; arabulucular olur, karşılıklı görüşmeler olursa böyle bir durum yine gelişebilir. Bizim insanları uzun tutma, çok tutma, tutuklu yapma gibi bir niyetimizin yaklaşımımızın olmadığı açık. Uyarı olarak bunu yaptık. Mevcut tutuklular da semboliktir aslında. Yani tutuklamanın sadece kendilerinin yetkisinde olmadığını göstermek istiyoruz. Bu bakımdan mevcut olanları da çok tutalım, suçludurlar, bizim esirlerimiz olsunlar dediğimiz yoktur. Ama karşılığı var bunun.
Bu kadar siyasi soykırım operasyonu sürerken, KCK operasyonu adı altında binlerce insan sorgusuz sualsiz yıllarca bu biçimde tutulurken, hangi barıştan hangi demokratik çözümden, hangi demokratik siyasetin işlerliğinden söz edebiliriz? Eğer gerçekten bir yumuşama olacaksa, demokratik siyasete işlerlik kazandırılacaksa bu, demokratik siyasetin özgürlüğü ortamında olur. Demokratik siyasete özgürlük olsa, binlerce KCK ya da BDP’li olarak insanlar tutuklanmış olmaz, bırakılır. Deniliyor ki, silah sussun, siyaset konuşsun. Siyaseti konuşturmayan AKP oldu. Bunların gündeme getirilmesi lazım.
Önder Apo’nun çağrısını da tek yanlı anlamadık. Karşılıklı olmasını temenni ettiğini anladık. Öyle bir arayış gelişirse biz kapalı değiliz, açığız. Tek taraflı olarak da kimse bizden bunları beklemesin. Geçmişte yaptık bunları, çeşitli çevreler araya girdiler kıramadık. Aileler araya girdi, kıramadık. Biz insani bir hareketiz. O insanlarla çok sorunumuz yok, o insanları o duruma getiren siyasetle sorunumuz var. O nedenle mevcut insanlara da öyle yaklaşıyoruz. Zorda olma durumları yok. Bizden yana onları zorlayıcı bir yaklaşım yok. Eğer Hükümet saldırılarıyla onları da hedeflemezse, aileleri müsterih olabilir. Ama tabii iş artık siyasidir. Madem siyasi çözüm isteniyor, bu siyasi mücadele demektir. Bu siyaset de karşılıklıdır, tek yanlı olmaz.
Pervin Buldan’ın görüşme ardından yaptığı açıklama aslında iki tarafa çağrıydı, ancak Türk medyasına baktığımızda sadece size yönelik bir çağrıymış gibi yansıtılıyor. Medyadaki bu dil çözüme hizmet eder mi?
Medya gerçekten olumlu rol oynamıyor. Tarafgir yaklaşıyor. Oysa demokratikleşme basın özgürlüğüyle etle tırnak gibi iç içedir. Kürt sorunu gibi çok insani çok haklı bir sorun, basın özgürlüğü ile bütün özgürlüklerle iç içedir. Ulusal özgürlük, dil özgürlüğü olmadan ifade özgürlüğü olur mu, basın özgürlüğü olur mu? Bu medya kendi özgürlüğüne kendi kimliğine ters düşüyor. Onun sonucunda Buldan’ın sözlerini böyle yorumluyor. Taraflar, kuruluşları böyle. Biraz tarafsızlığa doğru geldiler mi uyarı alıyorlar hükümetten. Diktatörlükte bile böyle baskı yok. Hemen toplantıya çağrılıyorlar. Ya tehdit ediliyor ya da çeşitli tavizlerle satın alınmaya çalışılıyorlar. Ondan sonra da tümüyle Hükümetin politikaları doğrultusunda yayın yapıyorlar. Toplumun sesi, toplumun vicdanı, özgürlüğün haklılığın temsilcisi değil de egemen siyasetin sözcülüğü gibi hareket ediyorlar. Bu medyanın Türkiye toplumundaki milliyetçi-şoven zehirlenmede sorumluluğu vardır. Sinop’ta, Samsun’da, Hatay’da olanlardan AKP-CHP-MHP sorumlu olduğu kadar medya da sorumlu. Hatta belki daha fazla sorumludur. Çünkü topluma ulaşan, insanların duygularına hitap eden medyadır. Medyanın tarafgir yaklaşımının Türkiye toplumundaki karşılığı da bu histerik, ırkçı yaklaşımlardır.
Bazı gazeteciler Sri Lanka modelinden bahsediyordu. Bu konsept tamamen çöktü mü?
Fethullah Gülen’in uğursuz açıklamaları vardı, “vurun kırın” diye. Kendi şoven görüşlerini gerçek yerine koydular. AKP yönetimini yönlendirdiler, buna ne kadar inandılar bilemeyiz ama AKP yönetimi buna alet oldu. PKK’nin tasfiye olacağı yönünde bir konsept oluşturdular. 2011 Temmuz’undan 2012 Ağustosuna kadar bu planla saldırı yürüdü. Yani Tayyip Erdoğan’ın danışmanı, Yalçın Akdoğan’lar Mart’a kadar PKK bitecek diyorlardı.
Kürt direnişi tarafından politikaları başarısız kılındığı yenilgiye uğratıldığı için geçerliliği kalmadı. Başarısız kalınca birçok çevrede hatta Türkiye’nin müttefiklerinde bile artık AKP’nin yaklaşımlarıyla da olmayacağı düşüncesi gelişti. Şimdi Erdoğan zehir de içerim, bütün riskleri üstleneceğim diyor. Ne kadar tutarlı, güven vermiyor, ama şunu anlamak gerekiyor; çaresiz kalmıştır. Başka türlü PKK’ye karşı başarılı bir mücadele yürütemeyeceği noktasına gelmiştir. Yoksa insancıllaştığı yok. Bu kadar kanı kim akıttı, bu kadar çocuk zindanlara konuldu, katledildiler. AKP dönemindeki kadar polis zulmünü hiçbir dönemde görmedik. Kontrgerillanın zulmü oldu. Asker baskısı oldu 12 Eylül döneminde, Çiller döneminde, bu tür şeyler oldu. Ama AKP gerçekten de Türkiye’yi bir polis devleti haline getirdi. Faşist, Kürt düşmanı, kadın düşmanı, emekçi düşmanı bir polis ortaya çıkardı. Bu polis yıllardır Kürt halkının üzerinde olabilecek en ağır işkenceyi uyguluyor. Bütün bunlar AKP yönetimi altında oldu.
Bir yandan da operasyonlar sürüyor...
AKP’nin yaklaşımı çözüm yaklaşımı değil, sadece kelime olarak ‘çözüm’ diyor. Yani neyi çözecek? PKK’yi mi çözecek, İmralı’yı mı çözecek. Yoksa Kürt sorununu mu çözecek, faşist milliyetçi histeriyi mi çözecek, o belli değil. Ciddi bir çözüm yaklaşımı yok. Söyleminde ve eyleminde bir tutarlılık yok. Söylemi de kupkuru, açık değil, muğlak. Çözümden söz ediyor, umut vermeye çalışıyor. Mücadeleci ortamı kırmaya çalışıyor. Baktılar ki 2011 seçimlerinden sonra kendileri geriliyor, PKK ve demokratik güçler gelişiyor. Şimdi bunu değiştirmek istiyorlar. Ortamı yumuşatarak, ılımlı sözler söyleyerek o ortamdan yararlanıp oy oranlarını, siyasi etkilerini artırmaya çalışıyorlar. AKP yaklaşımında oy yaklaşımı, politik yatırım çok önde. Mesela Mardin’i büyükşehir yapmış, orayı almak için bizzat Tayyip Erdoğan neredeyse Mardin Valisi haline gelecek. Benzer pilot bölgeler seçmişler. Hepsini seçim için yapıyor, seçimi kazanmak için ona uygun bir zemin yaratmak istiyor diyenler var. Bu görüş yanlış değil.
Kürt halkını, mücadele gücünü yumuşatmaya çalışıyor. Ama kendi vurma güçlerini hazır tutuyor. Geri çekilme diyor. “Giderlerse onlara bir şey demeyeceğim” diyor. Gitmezlerse de bir şey diyemiyorsun zaten! Lütuf mudur bu? Gidin dediği yerleri bombalıyor, giderken de bombalıyor. Bir şey demem diyor ama, Paris’i de vuruyor. Ne yapacağı belli değil, tutarlı değil. Sorun çarpıtılıyor, sorun açık ortaya konmuyor. Sorun Kürtlerden kaynaklıymış gibi ortaya konuluyor. Kürtler bölücü ilan edildi şimdiye kadar. Bölücünün kim olduğu, ayrılıkçının, saldırganın kim olduğunu Sinop’ta Samsun’da Hatay’da gördük. Hangi partilerin, hangi toplumların birbirine düşmanlık oluşturmada ne duruma geldiklerini görüyoruz. Herhalde Sinop’taki durumu PKK yaratmadı. AKP siyaseti, MHP, CHP siyaseti yarattı. Kürtleri inkar eden onun arka planındaki psikolojik savaş yarattı. Öyle yaptılar ki insanları tam bir histerik ırkçı duruma getirdiler. Kürt gençlerine savaşır kılabilmek için. Sorun Kürtlerden kaynaklanmıyor. PKK gitsin sorun çözülsün deniyor. PKK sorun falan değil. PKK, bir sorunun ortaya çıkardığı bir güç ve bir çözüm gücü. Soruna çözüm arıyor. Sen çöz, PKK mevcut PKK olmaktan çıkar. Çözmezsen ne yaparsan yap PKK’yi değiştiremezsin. Yok edemezsin. PKK Kürdün iradesidir. Saldırılar, soykırımlar, katliamlar karşısında varlık duruşudur. Kimliğidir. Direnme gücüdür. Nasıl yok edeceksin? Kürt sorunu var olursa, onun karşılığı olarak PKK her zaman var olur. Bu konumda var olur.
Gerilla geri çekilecek mi, PKK silah bırakacak mı, ateşkes olacak mı tartışmaları var gündemde. Bu tartışmaları zaman kaybı olarak görüyor musunuz?
Evet, hem zaman kaybı hem de yanlış görüyoruz. Ben öyle söyleyenlere tavsiyelerde bulunabilirim. Bir de şöyle desinler; acaba Türk ordusu Kürdistan’daki gücünün yüzde doksanını geri çekecek mi? Türk devlet polisi Kürdistan’dan gidecek mi? AKP Kürdistan’daki yönetimi Kürtlere bırakacak mı? Kürtler kendi seçimlerini yapacak hale gelecek mi? Eğer sorun çözülecekse böyle olacak. AKP yapacak, devlet yapacak. PKK’nin yapabileceği şeyler sınırlıdır. Ve PKK sorunu açığa çıkartıp çözümü dayatmakla mükelleftir. Çözüm üretecek güç devletir, hükümettir. Çözüm onların yaklaşımlarıyla olacak. Onlar çözümü geliştirirlerse ben şu güvenceyi verebilirim PKK adına, -bu PKK’nin genel görüşüdür-, PKK Kürt sorununun çözümünde ve Türkiye’nin demokratikleşmesi önünde asla engel değildir, olmayacaktır. Hiçbir zaman çözüm adımları gelişsin, bizimle olsun demiyoruz. PKK’nin yöneticilerinin öyle Türkiye’yi veya Kürt toplumunu yönetme tutkuları yoktur. Bunu söyleyenler yanılıyorlar. Ama Kürt sorununu çözmede de sonuna kadar kararlılar. Kürt özgürlüğü sağlanması için de sonuna kadar kararlıdırlar, dirençlidirler. Bunu da herkes böyle bilsin.
Kürtler bu çözümü kabul ederlerse PKK onun önünde de engel değildir. Bırakılım Kürt iradesi ortaya çıksın. Kürtlerin içinde seçim yapalım, tabii PKK de görüşlerini söyleyebilsin, toplum neye karar verirse biz ona da razıyız. PKK yani elbette ki çözüm gelişirse, çözümün durumuna göre kendi durumunu değiştirebilir de. Değiştirecektir de. Buna da açık bir sürü değişim yaşadı zaten. PKK’yi böyle gösteren anlayış, soykırımın etkisi altında kalan anlayış oluyor. Bu konuda Kürtler bence kendilerini daha iyi eğitmeliler. Kimlik, bakış açısı, yani soykırımın bütün boyutlarını görmeliler, asimilasyonun boyutlarını, özelliklerini görmeliler. Asimilasyona çok yönlü karşı çıkmalılar. Bu konuda darlık var Kürtlerde. Eleştiriyorum. Asimilasyonu sadece dil olarak algılıyorlar, Kürtlüğü de sadece Kürtçe konuşmak olarak sanıyorlar. Elbet de dil çok önemli toplum varlığı açısından. Ama her şey değildir. Dilden kadar önemli olan diğer unsurlar da vardır. Zihniyet örneğin. Özgür zihniyet, bağımsız zihniyet, kendi zihniyetinin olması çok önemli.
ERDAL ER / ANF/BEHDİNAN