TC sistemi, Kürtleri hedef alan uygulamalarıyla, utanmazlığın evrensel tarihinde yeri, yer yüzü parçalarında benzerine rastlanmamış rezaletler kumkumasıdır.

Kürtler başlarına gelen, hayatlarına musallat olan bu kara belaya, “Türklere has“ ifadesiyle, “Türk icadı demokrasi“ diyorlar. Canlar alan, önüne çıkanı yakan, yıkan, talancı, yalancı demokrasi…

Türk icadı bu demokraside, Kürtler kağıt üzerinde, nutukların lirik akışında kesinlikle rehine ya da esir değil, köle yakıştırmasından da uzak, “vatandaş“dır. Seçim zamanlarında “birinci sınıf yurttaş“, Şorolo’nun angarya işaret edip görev tahsisi hallerinde ise “sevgili Kürt kardeşlerim“dir.

Gelgelelim, hayatın gerçeğinde onlar, kesintisiz olarak düşmandır. Düşmanın yaşadığı hayat ise kanlı, yangınlı “OHAL, bu hal“dir.

“Vatandaş“ın ülkesi, yüzyıldan beri, tank, top, uçak gürlemeleriyle, her gün yeniden alt-üst edilir. “Vatandaş“ bu yüzden, yer yüzünün kesintisiz yaslısıdır.

Türklere kaptırdıkları yakınlarının yasını tutmaktan arta kalan zamanlarında, “din ve yurt kardeşi“nin yıkım, yangın artıklarını, tamir etmekle meşguldür, onlar.

Türk-İslam Faşizmi patentli rejim, oraya-buraya dağılmış ırkçıların tümünü ardına alıp yandaş, çarkdaş yapmak için, gasp ettiği Kürdistan belediyelerine, ırkçı atağın kazanılmış “zaferi“ ve düşman kalesinin fethi anlamında, Türk bayrağı çekiyor.

Sıkı durun, içeride şehirler yutma, Teybet Ana’nın ölü bedenini yedi gün boyunca sokakta bekletme, Miran bebeği mezarsız bırakma, 143 gencecik canı diri diri yakma barbarlığı Şorolo’nun Kürt kinini kesmiyor, yükselen ateşini düşürüp yüreğini soğutmuyor. Şorolo kafa, artık dünyanın neresinde bir Kürt varsa, oraya sıçrayıp tepelerine binmek, can almak istiyor.

Delilik, çıldırmışlığın hezeyanı gibi ama, dünyanın neresinde Kürtlerin özgürlük yapılanması varsa, tepelerine binme, hareketi boğma Türk devletinin kararı haline geldi.

İnanmak istemeyen, üç gün önce toplanan, general ağırlıklı Milli Güvenlik Kurulu (MGK)’nun son kararını okusun. Türk propagandası tertibinden birbirine Türklük satanların karı Türk bozukluğu da dahil aynen şöyle:

“PKK/PYD-YPG ve diğer terör örgütlerinin, Suriye’nin kuzeyi ile Irak’ın Sincar (Şengal) bölgesindeki yapılanmalarına, gerektiğinde her türlü imkana baş vurulmak suretiyle, kesinlikle müsaade edilmeyeceği kuvvetle vurgulanmıştır.“

Delinin rezalet ve sefaleti demeyin, Şorolo artık bölgedeki bütün Kürtlerin celladı, zindan bekçisi. O nedenle ne hak, hangi yetkiyle diye düşünmez. Gözüne kestirdiği bütün toprakları sahipsiz mülk, kolay avlak, avuçtaki ganimet sanır…

Kürtlerse, onun gözünde kanda banyo için kendine vaddedilmiş havuzdur…

O nedenle Şorolo’ya, “bütün bu sefalet neden? Welatê Beriya Şengalê, senin tavuğuna taş mı attı? Rojava, Reza Zarrab’la götürdüklerine ne el koydu, ne kötülük etti, sana?“ diye sormayın.

 Delidir bu. Ne zaman, nerede, kime kafayı takacağı bilinmez…

Şorolo, kafasının oynaklığı yüzünden cellatlığına aday olduğu Kürtleri, ağıla kapatılmış, çobansız koyun sürüsü sanıyor. Kendini de özgürce dolaşan kurt sürüsü yerine koyuyor.  

Oysa yanılıyor, Şorolo. Hiç bir şey fukara Türk halkını da kandırıp dolandırma nutuklarındaki gibi değildir.

Kolay av yerine koyduğu Kürtler, özgürlük tutkusuyla ayağa kalkmış, 50 milyonluk bir kitledir. Biri, ötekinin derdini dert edinmiş hısım, akraba…

Ordusu değil, özgürlük fedaisi orduları var artık. Dahası dünün yalnızı da değildir, Kürtler. Ortadoğu’da güç olan herkesin müttefiği vardır. Kürtlerin de kendilerice…

Şengal ve Rojava ise Ortadoğu’nun göbeğinde birer diyar. Ortadoğu ise dipsiz bir bataklık, karanlık cangıl. Fırat kalkanı adıyla, Suriye’nin kuzeyinde işgale çıkan Türk ordusunun başına geldiği gibi, cangılda (sık çalılık, bodur ormanlık) kurşun ve güllelerin adresleri hep belirsizdir.  

Cangıla girmek kolay, ama çıkmak zordur. Direnenlerin gücü karşısında, postalı bırakıp kaçmak da kurtuluş değildir.