• Washington, Irak ve Suriye üzerinden İran’a daha az bağımlı bir bölgesel düzen kurmaya çalışıyor; büyük ölçüde Amerikan mürekkebiyle ve başkalarının bütçeleriyle.
  • Resmen “bölgesel doktrin” ilan edilmedi ve pek çok unsur hâlâ koşullu. Stratejinin yöntemi açıktır: Enerji, teknoloji ve sermaye yoluyla daha hafif bir Amerikan ayak izi.
  • Kürt aktörler açısından sonuçlar keskindir ve tüm tasarımın tam eklem yerindedir. Model merkezileşmeyi ödüllendirir ve ilk taşınan varlıklar Kürtlerle bağlantılıdır.

 

ABD'nin Mezopotamya-Levanten ekonomik-güvenlik mimarisi 'Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin bölgesel uygulaması gibi okunuyor. Strateji, enerji hâkimiyeti ve ekonomik devletçiliği ulusal gücün araçları haline getiriyor, teknolojik rekabeti ticari bir meseleden ziyade güç meselesi olarak ele alıyor. Ortadoğu’yu askeri bir yük olmaktan çıkarıp yatırım (petrol ve gazın yanı sıra nükleer enerji, yapay zekâ ve savunma teknolojilerinde) hedefi haline getiriyor. TNC'ye göre; Bağdat bildirisi ve Şam’daki imzalar, işte bu doktrinin haritaya yansımasıdır.

ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği, 16 Haziran’da Bağdat Büyükelçiliği, Başbakan Ali ez-Zeydi ile Özel Temsilci Tom Barrack’ın başkentteki görüşmesinin ardından ortak bir açıklama yayımladı. Belgede iki unsur öne çıkıyor;

* Güvenlik ve ticaretin tek bir solukta birleştirilmesi. Irak’ın devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması ve feshedilmesi” taahhüdü ile Amerikan projelerinden oluşan bir paket yan yana getiriliyor: Starlink işletme lisansı, Chevron’un Batı Karna-2 ve Nasiriye’ye girişi, HKN, Western Zagros ve Hunt şirketlerine güvenlik garantileri, Khor Zubair’de Excelerate Energy LNG terminali ve Kerkük-Baniyas boru hattının rehabilitasyonu için TI Capital ile mutabakat zaptı.

* Trump’ın Temmuz ortasında el-Zeydi’yi Beyaz Saray’da ağırlayacak olması.

Suriye cephesi

Suriye cephesi de aynı günlerde şekillendi. Suriye Enerji Bakanı Mohammad el-Başir, 9-13 Haziran arasında Washington’da ABD’li enerji şirketleriyle görüşmeler yaptı. Suriye Petrol Şirketi, ConocoPhillips ve Novaterra ile 16 Haziran’da bir geliştirme anlaşması imzaladı. Bu, büyük bir Amerikan petrol şirketiyle yeni Suriye hükümeti arasında imzalanan ilk anlaşma niteliğinde. Şam yönetiminin başındaki Şara, daha sonra şirket yöneticilerini Şam’daki cumhurbaşkanlığı sarayında kabul etti. Bir gün önce Hesekê Vali Yardımcısı, HKN Energy’nin, Suriye Kürt güçlerinin yakın zamanda (en azından resmen) Şam’a devrettiği petrol sahalarında faaliyete başladığını doğruladı.

Irak ve Suriye’deki anlaşmalar bir arada değerlendirildiğinde, Washington’ın bu iki ülkeyi giderek daha bağlantılı bir ticari ve enerji alanı olarak gördüğü anlaşılıyor.

Aynı şirketler

Barrack şu anda üç görevi aynı anda yürütüyor: ABD’nin Türkiye Büyükelçisi, Suriye Özel Temsilcisi ve bu ziyaret itibarıyla Irak Özel Temsilcisi. Bu durum, Ankara, Bağdat ve Şam’ı üç ayrı masadan ziyade tek bir üst düzey kanala bağlıyor. Suriye ve Irak’ı kapsayan ilk turuna Bağdat’ta başlayan Barrack, ardından Kürt liderlerle görüşmek üzere Hewlêr'e geçti.

Kurumsal harita da aynı hikâyeyi anlatıyor. Irak bildirisinde adı geçen şirketlerin birçoğu paralel olarak Suriye’ye giriyor.

* En net köprü HKN Energy: Federe Kürdistan ve federal Irak’ta zaten operatör olan şirket, şimdi Suriye’de eski QSD sahalarını işletiyor; yani sınırın iki yakasında konumlanmış tek bir firma.

* Chevron, Irak’ta Batı Karna-2’yi müzakere ederken, Katarlı bir ortakla Suriye açık denizlerinde arama anlaşması yapıyor.

* ConocoPhillips, Şam’da imza atarken, aynı zamanda TotalEnergies ve QatarEnergy konsorsiyumunun Suriye açık deniz 3. Blok’unu incelediği projede yer alıyor.

* Baker Hughes, Hunt ve Argent LNG, Suriye enerji master planını hazırladı ve kuzeydoğu için daha geniş bir ABD-Suudi konsorsiyumunu değerlendirdi.

* Hunt ise Irak bildirisinde güvenlik garantisi verilen operatörlerden biri.

Ana arter ve aktör

Fiziki omurga ise Kirkuk-Baniyas boru hattı. 1952’de yapılmış ve 2003’ten beri atıl durumda olan hat, bir zamanlar Federe Kürdistan ham petrolünü Akdeniz kıyısına taşırdı. Günlük kapasitesi bir milyon varile kadar çıkabilecek şekilde canlandırılması, Irak’a Hürmüz Boğazı’nı bypass eden bir Avrupa çıkış kapısı, Suriye’ye ise transit geliri ve yalnızca üretici değil, enerji koridoru olma statüsü kazandırır. Iraklı ve Suriyeli yetkililer daha geniş vizyonu “Dört Deniz Girişimi” üzerinden çerçevelendiriyor: Körfez, Hazar, Akdeniz ve Karadeniz’i birbirine bağlayan, Suriye ve Türkiye’yi merkez kabul eden bir proje. TI Capital mutabakat zaptı ise bu ana arterin içine bir Amerikan finansal aktörü yerleştiriyor.

Ekonomik-güvenlik mimarisi

The National Context'e (TNC) göre; bu koridor, en iyi şekilde ABD öncülüğünde bir Irak-Suriye ya da Mezopotamya-Levanten ekonomik-güvenlik mimarisi olarak anlaşılabilir. Bu mimari, aynı zamanda yönetimin Aralık'ta yayımladığı 'Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin bölgesel uygulaması gibi okunuyor. Söz konusu strateji, enerji hâkimiyeti ve ekonomik devletçiliği ulusal gücün araçları haline getiriyor, teknolojik rekabeti ticari bir meseleden ziyade güç meselesi olarak ele alıyor ve Ortadoğu’yu askeri bir yük olmaktan çıkarıp yatırım (petrol ve gazın yanı sıra nükleer enerji, yapay zekâ ve savunma teknolojilerinde) hedefi haline getiriyor. Bağdat bildirisi ve Şam’daki imzalar, işte bu doktrinin haritaya yansımasıdır.

Burada ağırlığı enerji, telekomünikasyon ve boru hatları taşıyor; sıradan ticaret değil, çünkü bunlar temel sistemlerdir. Bir petrol sevkiyatı biter, ancak bir boru hattı, LNG terminali, elektrik santrali veya uydu ağı on yıllarca süren bir ilişki yaratır. Bu ilişki, yedek parça, yazılım, finansman, eğitimli personel, uyumlu standartlar ve tedarikçinin sürekli varlığıyla sürdürülür. Bu projeleri üst üste koyduğumuzda, bu yıl açıklanan anlaşmalar bir “iş listesi”nden ziyade bağlantılı bir ekonominin işletim sistemine benzemeye başlıyor:

* Chevron, HKN, Hunt ve ConocoPhillips ile üretim;

* Baker Hughes ile saha hizmetleri;

* GE Vernova ve Körfez destekli santrallerle elektrik;

* Excelerate’in Khor Zubair terminaliyle ithalat;

* Ceyhan ve Kerkük-Baniyas hattıyla transit;

* Starlink ile dijital katman;

* Amerikan ve Körfez yatırımcılarıyla sermaye;

* Barrack aracılığıyla üç devlet arasında koordinasyon.

Starlink lisansı, somut olarak, Amerikan bir şirketi ve Amerikan standartlarını Irak’ın iletişim geleceğine yerleştiriyor. Mevcut verilere göre; Washington’a ağın kendisini veya kullanıcı verilerini teslim etmiyor; bu ayrım önemlidir.

Stratejiyle en doğrudan bağlantı maliyet konusundadır. Altyapı odaklı politika, Washington’a daha ucuz girdi, koordinasyon, siyasi garanti, yaptırım kolaylığı ve Amerikan teknolojisine erişim imkânı sunuyor.

* ABD şirketleri sermaye, operasyon ve standartları;

* Türkiye transit, inşaat ve bölgesel sert gücü;

* Körfez para kaynağı;

* Bağdat ve Şam ise kaynak, toprak, sözleşme ve koridoru güvende tutma sorumluluğunu sağlar.

Geri dönüşü zor

Buna en uygun isim altyapı temelli yük paylaşımıdır. Bir zamanlar garnizonla sağlanan etki, artık başka bilançolar üzerinden elde ediliyor. Bu mimari, geri dönüşü zorlaştıracak şekilde tasarlandı. Bir boru hattına, işleme tesisine veya ulusal ağa milyarlarca dolar aktarıldıktan sonra onu işletmeye yönelik bir koalisyon oluşur. Hükümetler gelir ister, şirketler getiri ister, bankalar geri ödeme ister, işçiler istihdam ister, komşular akışı ister. Altyapı, kendi tabanını yaratır ve bu taban bir antlaşmayı bile aşabilir. Irak ve Suriye’nin resmen ABD müttefiki olması gerekmez; yalnızca Amerikan ve Körfez yatırımlarından oluşan bir sisteme yeterince derinlemesine bağlanmaları, sistemin devamı için onların işbirliğini zorunlu kılar. Her böyle tercih, rakip ağlar (İran, Rusya, Çin veya özerk silahlı-siyasi aktörler) için alan daraltır; tek bir resmi çıkarma yapılmadan, çünkü bir sonraki katman zaten başka ellerle inşa edilmektedir.

Kürt aktörler için

Kürt aktörler açısından sonuçlar keskindir ve tüm tasarımın tam eklem yerindedir. Model merkezileşmeyi ödüllendirir ve ilk taşınan varlıklar Kürtlerle bağlantılıdır: QSD kontrolünden alınıp Amerikan operatöre verilen Hesekê sahaları, Baniyas’a beslenecek Kerkük petrolü, Barrack’ın Bağdat’tan silahları teslim almasını isterken aynı yolculukta Hewlêr’de görüştüğü Kürt liderlik. Barrack’ın kendisi, bölgenin mezhepsel, dini ve aşiret farklılıklarını tek bir uyumlu düzene dokumaktan bahsetmiyor; Hewlêr veya Suveyda’dan bakıldığında bu dokuma birliğe değil, tabiliğe daha çok benziyor.

Bunların hiçbiri resmen “bölgesel doktrin” olarak ilan edilmedi ve pek çok unsur hâlâ koşullu. Milis dosyası çözülmedi, boru hattı yıllar ve milyarlarca dolar gerektiriyor, Suriye’deki bazı anlaşmalar ise hâlâ mutabakat zaptı düzeyinde, üretime geçmiş varlık değil. Stratejinin açıkça ortaya koyduğu şey yöntemdir: Enerji, teknoloji ve sermaye yoluyla daha hafif bir Amerikan ayak izi.

Yine de örüntü fazlasıyla uyumludur; bunu alakasız sözleşmeler dizisi olarak görmek zordur. Washington, Irak ve Suriye üzerinden İran’a daha az bağımlı bir bölgesel düzen kurmaya çalışıyor; büyük ölçüde Amerikan mürekkebiyle ve başkalarının bütçeleriyle. Buna, “İran sonrası düzen” demek ise erken olur. İran savaştan sağ çıktı ve savaşı bitiren anlaşma Tahran’ı zayıflatmaktan ziyade daha kendine güvenli kılabilir. Şu anda şekillenmekte olan mimari, bu nedenle İran’ın manevra alanını sınırlama ve devreden çıkarma girişimi olarak daha iyi anlaşılır; İran’ın zaten yerinden edildiğinin kanıtı değil. HABER MERKEZİ