İnkarcılığın var olduğu bir ortamda bir toplumun dil, kültür, tarih varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Kürt kültürel soykırımını uygulamada, Kürt asimilasyonunu gerçekleştirmede en önemli bir yan zihniyet asimilasyonu iken, onunla bağlı olarak ikinci bir yan dil, tarih, kültür asimilasyonu oluyor. Kültürel soykırım; sadece reddetmek, inkar etmek, yok etmeye çalışmakla da kalmıyor, asimile ediyor. Kendi dil, tarih, kültür oluşumunun hammaddesi yapıyor.

Bu nedenle kültürel soykırım, fiziki soykırımdan çok daha örtülü, hileli ve tehlikelidir. Kendisini açıktan göstermeyerek karşıdakini aldatır, yaşatıyor gibi görünür, ama kendisi olmaktan çıkma temelinde yaşamaya imkan verir. Adı üstünde, “kültürel soykırım rejimi” deniliyor. Bir toplumu yok etmenin en etkili uygulamaları oluyor. Kendisi için düşünemeyen, kendi geleceğini göremeyen, kendi çıkarlarını bilemeyen, kendisi için özgür bir gelecek öngöremeyen, hep başkası için düşünen beyin asimile edilmiş beyin oluyor. O insan artık kendisi olmaktan çıkmış başkasının kölesi haline gelmiş oluyor.

Kültürel soykırım rejiminin Kürdistan’a, Kürt toplumuna en çok saldırdığı alan burasıdır. Kürt tarihi yok ediliyor. Öyle ki araştırarak bir takım şeyler bulmak, bir yerlerden bir şeyler toplayıp yorumlar geliştirmek temelinde yürütülen çalışmaları da yok eden bir baskı uygulaması günümüzde hala sürüyor. Tarihi ve kültürel değerlerin yok edilmesi için her türlü saldırı yapılıyor.

Kültürel soykırım, sadece dile dayatılmış bir asimilasyon durumu da değildir. Öyle bir tespit çok daraltılmış bir yaklaşımdır. İlkel milliyetçilik çok fazla buraya dayanıyor. Bunu öne çıkarıyor, burayı temel dayanak yapmaya çalışıyor, çünkü diğer alanlarda mücadele etme, var olma gücü gösteremiyor. Kürt toplumuna bu temelde dayanma konumu söz konusu değildir.

Demokratik modernite çizgisi elbette durumu böyle ele almıyor. Bütün asimile edilen yönleri görüyor ve değerlendiriyor. Tarih kırımı, kültür kırımı ile bütün kültürel, tarihsel değerler yok edilerek saldırılıyor, asimile ediliyor, asimile edilemeyenler ortadan kaldırılıyor, bu temelde doğa yok edilmeye çalışılıyor. Barajların yapılması, tarihi değerlerin talan edilmesi, kimilerinin üstünün kapatılması, kimilerinin gizliden çıkartılıp başka yerlere taşınması, satılması, daha çoğunun da Türkleştirilmeye çalışılması bunu ifade ediyor. Büyük bir kültür kırımının yanı sıra tarih ve dil kırımı var.

Bütün bu alanlarda çok bilinçli, örgütlü, planlı bir mücadelenin geliştirilmesi kaçınılmaz olmaktadır. Demokratik ulusun kültür yapısı bu değerleri görmeyi, sahiplenmeyi, açığa çıkartıp topluma mal etmeyi, topluma dönük soykırım saldırıları karşısında bilinçli, örgütlü bir mücadele yürütmeyi gerektiriyor. Bu olmadan elde yurtseverlik yapılacak bir değer kalmıyor.

Kürdistan’a, Kürt toplumuna kuşkusuz fiziki soykırım dayatılmıştır. Soykırım iki boyutludur. Biri fiziki olarak yok etmektir. Bu anlaşılır bir durumdur, öldürmeyi ve imha etmeyi içeriyor. Yüzyıldır böyle bir katliam saldırısı altındadır. Bu katliamlar tekil olaylar değil, soykırımdan kaynaklanan, o amaçla yapılan saldırıların ortaya çıkardığı katliamlardır. Ama Kürtlere dayatılan soykırım, Ermeni, Rum, Süryani topluluklarında olduğu gibi fiziki katliam ya da tehcirle sınırlı da değildir. Katliam ve göçertme var, ama onların da ötesinde daha fazla da kültürel soykırım vardır. Kültürel soykırım bireyi ve toplumu kendi dilinden, kültüründen, tarihinden, maneviyatından çıkararak fiziki posa olarak yaşatıp ona farklı dillerin, kültürlerin, tarihlerin yaşatılması için çalışmaktır. Yani kendi kökünden, gerçeğinden, tarihinden koparıp kurutarak onu istediği gibi kullanmaktır. Kültürel soykırım bunu ifade ediyor.

Kürt toplumuna İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden, Birinci Dünya Savaşı’ndan, 20. yüzyılın başından bu yana bir soykırım dayatılıyor. Bu soykırımın fiziki katliam, sürgün ve tehcir boyutu kadar bir kültürel soykırım boyutu da vardır. Hatta kültürel soykırım boyutu çeşitli dönemlerde daha öne geçmiş, başat olmuştur. Kültürel soykırım; toplumu kökünden, tarihinden, kültüründen koparmak, ruh, duygu, bilinç, davranış olarak kendi kültürel değerlerinden, insanlığından çıkararak bir posa olarak ortada bırakmak demektir.

Kürt toplumuna yüzyıldır dayatılan saldırı budur. Çünkü kendi kökünden, kültüründen, maneviyatından, gerçek güç kaynağından kopartılırsa, insanları istediği gibi çalıştırıp sömürmesi, onlar üzerinde hükmetmesi daha kolay oluyor. Kendi gerçeğinden kopmuş insan kendisine dayatılanı kabul etmekten öte yapabilecek hiçbir şey bulamıyor. Aslında en kötü öldürme bu biçimde bir kültürel öldürme oluyor. Tarih, dil, kültür bilincinden, değerinden koparma oluyor.

Kürt toplumuna dayatılan saldırının özünde kültürel soykırım var. Bunun özü de tarihi kökünden koparma, tarih bilincinden yoksun bırakmadır. Bir toplumu, bir insanı tarihsiz, tarih bilincinden yoksun kılarsan bugününü doğru yaşayamaz, yarınını doğru öngöremez. Böylece onu istediğin gibi işe koşabilir, üzerinden istediğin gibi çalışabilirsin. Böyle olunca canlı bir insan, bir toplum olmaktan çıkarsın. İşte Kürtlere dayatılan saldırı budur. “Tarihi olmayanın geleceği de olmaz” denir. Bir toplumu gelecekten yoksun kılmak istiyorsan onu tarihten yoksun kılacaksın. İşte kültürel soykırım bunu yapıyor.

Böyle bir soykırımla karşı karşıya olan bir toplum ve onun fertleri için soykırıma karşı durabilmek, özgür birey ve toplum olarak var olabilmek, geleceği yaşayabilmek için bu tarihsizleştirme, köksüzleştirmeye karşı tarih bilinci edinerek, tarihi köklerle her zaman buluşarak mücadele etmek kaçınılmaz oluyor.