Türk savaş uçaklarının bombalaması sonucu gerçekleşen Roboskî Katliamı birinci yılına yaklaşırken, yaşananların unutulmaması, aynı acıların tekrarlanmaması adına İnsan Hakları Derneği ve MAZLUMDER’in desteği ile bir belgesel film yapıldı. Devletin, öldürdüğü insanların yakınlarına karşı son derece küstahça bir yaklaşım sergilemesinin, filmi yapmakta etkili olduğunu söyleyen Yönetmen Kıvanç, „Zulüm Kürtlere yapıldığında vicdan titremiyor bile. Zaten, kırk senedir olan bitenin Türklerin vicdanındaki yansıması farklı olsaydı, bu savaş da çoktan bitmiş olurdu“ diyor.
Daha önce „Uçurtmam Tellere Takıldı“ belgesel filmi ile Ahmet Kaya’nın yaşamını anlatan Gazeteci-Yönetmen Ümit Kıvanç ile Roboskî Katliamı’nı beyaz perdeye yansıtan filmi „Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim“ üzerine konuştuk.
„Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim“ belgesel filmini çekme nedeniniz neydi?
Olay zaten başlı başına konu edilmesi, belgelenmesi, gelecek kuşaklara öğretilmesi, hatta isyan edilmesi gereken bir rezalet. Fakat beni harekete geçme konusunda daha kararlı kılan, katliamdan iki gün sonra sokaklarda çılgınca yılbaşı kutlamaları yapılması ve devletin, öldürdüğü insanların yakınlarına karşı son derece küstahça ve terbiyesizce bir yaklaşım sergilemesi oldu.
Katliam sonrasındaki o atmosferde çekimler sırasında zorlandınız mı?
Zorluk, oğlu öldürülmüş anneyle oturup evladı üzerine konuşmaktı. Olayın ağırlığı, bizzat o acıyı yaşayan insanların karşısında, bizlerin o yetersiz kalan duygularının bile taşınması zor şeyler olması... Moral bakımından çok zor bir çalışmaydı. Döndükten sonraki süreç de bütün gün ve gece karşında öldürülen çocuğu ve eşini anlatan insanların bulunması, dönüp dönüp korkunç bir durumu yaşamak... Bütün bunlar zordu. Yoksa, pratik pek bir zorluk yaşamadık. Pratikte zor olan, Gülyazı‘da misafir edilmemiz, insanların bizi yedirip içirmesi, ağırlanmamızın yarattığı külfeti hafifletememek...
Sizi en çok etkileyen - yaralayan hangi sahneydi?
Hangi birini sayayım ki!.. Bizimki gibi, şişirilmiş bir erkeklik algısının egemenliğindeki bir ülkede, koca koca adamların kamera karşısında gözyaşlarını gizlemeye gerek duymayışını mı söyleyeyim, bu korkunç zulme uğramış insanların çocuklarının parçalanmış bedenlerinden bahsederken bile korudukları vakardan mı söz edeyim?
Roboskî Katliamı’nın Türk ve Kürt toplumuna yansıması ne düzeyde gelişti? Belgeseli çekmenizde bu yansımalar etkili oldu mu?
İlk sorunuzu cevaplarken buna da cevap vermiş oldum sanırım. Kürtler, bugüne kadar gördükleri bunca zulme rağmen sanırım, „Böylesini de beklemiyorduk“ duygusuna kapıldılar. Kendilerine yapılanı „hakaret“ diye nitelemelerine bakılırsa, bunu basitçe zulüm olarak değil, bunun ötesinde başka boyutlarda da algıladıkları anlaşılıyor. Türklerin ise, zulüm Kürtlere yapıldığında vicdanı titremiyor bile. Zaten bugüne kadar, kırk senedir olan bitenin Türklerin vicdanındaki yansıması farklı olsaydı, bu savaş da çoktan bitmiş olurdu. Yine de istisnaları ihmal etmeyelim, katliamdan bu yana Roboskî’ye giden gelen, oradan ahbaplar, dostlar edinen, halen olayın şokunu bir biçimde kendilerince yaşayan, az sayıda vicdan sahibi Türk’ü de anmadan geçmeyelim.
Roboskîliler, yaşadıkları katliamı nasıl tarif ediyor?
Pek çok değişik şekilde tarif ediyorlar, ama beni en çok etkileyeni, „hakaret“ demeleri oldu.
Yaşadıkları travma nasıl hafifletilebilir?
Başka insanların, bu korkunç olayı umursadıklarını, onların acılarını en azından hissettiklerini daha yaygın ve ısrarlı şekilde ifade etmeleriyle bir adım atılabilir. Esas olarak da, olayın sorumlularının, bir suç işlemiş insanlar olarak teşhir edilmesi, cezalandırılması ve yargının hesap sormasıyla elbette.
Roboskî Katliamı’nın ardından kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nun ve yargının sorumluları ‘bulamaması‘ ve soruşturma açmaması, nasıl değerlendirilebilir?
Bunu değerlendirmeye gerek yok. Bir ülkenin savaş uçaklarının bırakın birilerini bombalamaya kalkması, sınır bölgesinde uçması bile en üst düzeyde emir gerektiren bir durumdur. Sınır boyunda otuz-kırk kişilik bir grubu bombalama emri ve böyle bir operasyon için gerekli izin şüphesiz çok üst düzeyde verilmiştir. Bunlar şüphesizdir. Aranılıp bulunacak bir şey yok. Bombalamanın nasıl yapıldığı, kimin olayın neresinde yer aldığı, istenirse muhtemelen bir dakika içinde ortaya çıkarılabilecek gerçeklerdir. Meclis Araştırma Komisyonu, başka pek çok durumda olduğu gibi, sürünceme sürecinin bir unsuru olarak görev yapıyor.
Bu katliamın gerçekleştirilme nedenlerini nasıl yorumluyorsunuz? Kürtlere gözdağı için yapılmış olabilir mi, geçmişte Muğlalı olayı gibi?
Bundan emin değilim. Olayın nasıl olduğuna dair çok akıl yürüttüm, çok kişiyle tartıştım. Bu dahil, pek çok ihtimali evirdim çevirdim. Ama hepsinde tutarsız yanlar çıkıyor ortaya. Derin devlet ya da ‘esas devletin hükümete tuzağı’ versiyonunda da makul ve tutarsız yanlar var, ‘devlet bilerek yaptı’ versiyonunda da. En büyük çelişki de, „İstihbarat üzerine yaptık“ diyen devletin açıklaması gereken bir acayiplikte: Niye bombardımandan hemen sonra orayı çevirmediler, köylülerin cesetlere ve kalan her şeye ulaşmasını önlemediler ve orada kendi haklılıklarını kanıtlamaya yarayacak deliller aramadılar veya imal etmediler? Şahsen beni işin bu kısmı çok da ilgilendirmiyor. Bu saatten sonra, Roboskî’de otuz dört insan öldürüldü diye PKK silah mı bırakacak? Ya da Kürtler Kürtlükten vaz mı geçecekler? Devlet bu kadar saf olamaz herhalde. Böyle bir katliamın, insanları yıldırmak şöyle dursun, ılımlı Kürtleri dahi keskinleştireceği açık değil mi? Ha, ‘’Devlet özellikle bunu istedi, savaşı büyütmek için yaptı’’ denilirse, bu da bir ihtimal olabilir.
CEMAL TURAN