Türk devleti, ona bağlı kurum ve kuruluşlar, Türk medyası ve kalem erbabı, üniversite ve enstitüleri, hatta son yirmi yılda sayıları hızla artan “Stratejik Araştırma Enstitüleri” ve buralarda görev ifa eden “bilim insanları” henüz de Kürtleri anlamamış görünüyorlar.
Bunu 1960’larda, 1970’lerde yapmış olsalardı, belki bir anlam ifade ederdi. Ne ki bu lanetli işe son yirmi-otuz yıldır soyunmuşlar. Hergün yüzlerce, binlerce insan Kürtlerde kafa karışıklığı yaratmak, Türklere gaz vermek için psikolojik savaşın gönüllü taşıyıcısı rolüne soyunmuş. Amaç bu olunca da heryıl yüzlerce milyon dolar harcandığı halde Kürtlerde, Kürt toplumunda yaşanan fırtınayı anlamakta, bunu tarif etmekte zorlanıyorlar.
Kimi kalkıp Kürtleri tank ve topla, jop ve gazla terbiye etmeye, katliam ve kırımla, hatta etnik temizlikle korkutmaya çalışıyor, kimi kovuşturma ve tutuklama füryasını daha da tırmandırarak bu sorundan kurtulunabileceğini salık veriyor.
Tüm bu yöntem ve çabalar belki dün için bir anlam taşıyordu. Ancak içinden geçilen süreç itibariyle hiçbirinin hükmü kalmadı, kullanılırlık süreleri çoktan geçti.
Bu çevreler için olmasa da, sıradan ve halktan bir Türk için bir “Kürtleri anlama klavuzu”na ihtiyaç var.
Bir: Kürtlerin kimsenin yurdunda, ülkesinde gözleri yok. Kürtler başka bir ülkeyi bölüp parçalamak için bir çaba içinde değiller. Kendi topraklarında, kendi yurtlarında her onurlu halk gibi özgürce yaşamak, kendi gelecekleri hakkında karar sahibi olmak, kendilerini yönetmek istiyorlar. Yabancı bir boyunduruk altında yaşamayı insanlık onuru ile bağdaşır görmüyorlar. Türk ordusu, polisi, memuru, kısacası Türk devlet erkinin Kürdistan’da bulunmasını savaş ve çatışma gerekçesi sayıyorlar. Kuzey yakasındaki Kürtler de Cezayir ve Vietnamlıların, Filistin ve Güney Kürdistanlıların, Boşnak ve Doğu Timorluların, Güney Afrika ve İrlandalıların ve adlarını saymadığımız onlarca halkın yolundan gidiyorlar ve kendilerine ait olanı almaya kararlılar.
İki: Kürtler dillerini özgürce konuşmak, bu dili çocuklarına hiçbir kayıt ve sınırlama olmadan öğretmek, eğitimin tüm şamalarında kullanmak, hastalandıklarında dertlerini kendi dillerinde anlatmak, keyiflendiklerine dillerinde şarkılar söyleyip govend çekmek, devlet kapısına işleri düştüğünde, bir polisle karşılaştıklarında kendi dilleriyle sorunlarını anlatmak istiyorlar.
Üç: Her onurlu halk gibi ülkelerinin tel örgü ve mayın tarlalarıyla parçalanmasına karşı çıkıyor, pasaporta ihtiyaç duymadan birbirleriyle ilişki kurmak istiyorlar. Willy Brandt’ın “Was zusammengehört, muss zusammanwachsen” (Birbirine ait olanın birlikte gelişmesi) tezinin kendi ülkeleri için de geçerli olmasını, ülkelerinin Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında parçalanmışlığına son vermeyi amaçlıyorlar.
Dört: Ulusal Kurtuluş Mücadelesi sadece Kürdistan’da, Türkiye’de verilmedi. Son bir asırlık tarih onlarca ulusal kurtuluş mücadelesine tanıklık etti. Onlarca halk özgürlüğüne kavuştu, sömürgeci sistem yerle bir oldu. Tümü de egemen güçler tarafından terröristlikle, başkalarının maşası olmakla suçlandı. Ve yine tümü mücadele başarıya ulaştıktan sonra başları dik uğruna mücadele ettikleri kent ve kasabalara döndü. Yöneticilerinden kimi devlet başkanı veya başbakan oldu, kimi farklı görevler üstlendi. Mücadelede yer almış silahlı güçler kolluk görevi üstlendi veya savunma gücüne dönüştü. Başkaları için normal ve bir hak olarak görülenin Kürdistan devriminin taşıyıcıları için de görülmesi gerekir.
Beş: Bunları gerçekleştirmek için Türk devletinin, toplumunun fazladan bir bedel ödemesi gerekmiyor. Türk devleti ve toplumu, Kürdün hakkı olanı teslim ettiğinde bu iş çözüme kavuşmuş olur. Çözümün formülü açık ve net. Türk toplumu kendisi için hak gördüğüne Kürtlerin de hakkı olduğunu kabullenmek zorunda. Ya adil ve eşitlik temelinde bir çözüm ve sonuçta özgür iradeye dayalı çift cumhuriyetli, çift dilli ortak bir yaşam, ya da Kürdistan topraklarının TC egemenliğinden zorla da olsa kurtarılması.
Altı: Kürdistan’ın güneyi Irak egemenliğine son verdi ve 20 yıldır özgür. Suriye egemenliği altındaki Batı Kürdistan halkı da özgürlüğe koşuyor. Ortadoğu alt-üst olur, yeniden şekillenirken Kuzey yakasındaki 20 milyon Kürde “TRT-Altı ve seçmeli dersle yetinin” demek hakarettir. Bu işten hiçbir şey anlamamaktır. Kürt böylesi bir yaşamı redettiği için otuz yıldır mücadele içinde. Yüzden bin, binden onbin, onbinden yüzbin ve milyonlara ulaşan ve korku duvarını dinamitleyerek özgürlüğü için hiçbir bedelden sakınmayan Kürt halkı mutlu sona kavuşuncaya kadar yürüyüşüne devam edecektir. “An Azadî, An Azadî” şiarıyla verilmek istenen mesaj budur.
Yedi: Türkler, “Türk ordusunun, polisinin Kürdistan’da ne işi var” sorusunu sormaya başladıklarında barışa yaklaşmış
msahin1@web.de
Kürtleri anlama klavuzu