Başlangıçta farklı halkları içerse de tekçi, ulus-devlet zihniyeti ile inkarcı bir statüko ile cumhuriyet kurumsallaştı. Hep farklılıkları yok etme üzerine kurulu olan cumhuriyet sistemi, kendi dışında gördüğü Kürtler, Aleviler, Rumlar, Ermeniler, İslami kesimlerle hep kavgalı oldu. TC, 1925'teki Şark Islahat Planı ile Kürt Soykırımını sürece yayarak sonuç almak istedi. Bunun için Şeyh Said, Zilan, Dersim ve daha birçok zaman ve mekanda Kürtleri yok sayarak başaralı olabileceğini sandı. Ama olmadı.
Darağaçları, zindanlar, kitlesel ölümler, sürgünler olsa da Kürtler anayurtlarını terk etmediler, kendi kimliklerinden vazgeçmediler. Ancak dünya ve bölgesel denklemdeki durumdan yararlanan TC, Kürtleri yok sayarak kendisini yaşatmak istedi. Ama 1970'lere gelindiğinde Kürdistan'da farklı bir durum ortaya çıktı. PKK öncülüklü Kürt isyanı Türkiye'deki statükoyu alt üst etti. 1984 15 Ağustosu'ndaki gerilla savaşı ise TC'nin Kürt ezberini bozdu. Kürtler kendi toplumsallıklarını bütün yönleri ile örgütlendirip tarih sahnesine çıktı. Bu isyan lokal değildi. Bir aşirete bağlı değildi. Bir parça eksenli değildi. Bir mezhebi içermiyordu. En önemlisi de önderliği ve örgütlülüğü vardı. Bu isyanın önderi Abdullah Öcalan, tarihteki diğer Kürt önderlerinden her yöne ile farklıydı. Ulusal, sınıfsal ve karizmatik özellikleri yanında ideolojik ve teorik ustalığı Kürtlerin dünya sistemi içinde alternatif olabileceği gösteren bir paradigmaya kavuşturuyordu.
Ki PKK tarihi incelendiğinde bu özelliklerin geçerliliği ve etkisinin büyüklüğü daha fazla görülecektir. İşte bütün bu gelişmeleri bilmeyen, bilmek istemeyen AKP iktidarı, yanına Ergenekoncuları, faşist ırkçı MHP gibi yapılanmaları ve dinci çetelere alarak Kürtlere karşı savaş açmış. Tayyip Erdoğan bu savaşla sarayını, saltanatını koruyacağını, Ergenekoncu asker ve polisler yani TC ordusu eski itibarını kazanacağını, ırkçı MHP kendisini var edeceğini sanıyor. Ama bunun nafile bir çaba olduğunu, artık Kürtleri öldürerek iktidarda kalınamayacağını anlamak ve bilmek durumunda.
Çünkü Kürtler, sadece Kuzey Kürdistan ve Türkiye'de kendilerini dinamik bir güç haline getirmedi. Irak'ta, Suriye'de ve İran'da Kürtler kendi varlıklarını siyasal bir güç, etkili bir değişim potansiyeli haline getirdi. Dolayısıyla Kürtleri öldürerek iktidarda kalacağını sananlar büyük bir yanılgı içine giriyorlar. Ortadoğu'da güç olmak isteyen Kürt Özgürlük Hareketi ile daha fazla dayanışarak, ortaklaşarak güç olabilir. Kürtleri hele hele PKK'yi karşısına alan ve tasfiye etmek isteyen güçler ise DAİŞ çeteleri gibi yok olmak durumunda kalacaklar.
Şimdi Tayyip Erdoğan ve Ergenekoncu TSK'nin politikası ile Kürtleri öldürerek, Kürtlerin kazanımlarını yok ederek iktidarda kalacaklarını sananlar kesinlikle yenilecekler. Tarihin akışı, PKK'nin özelliği en önemlisi de Öcalan'ın önderlik ettiği bir halk gerçekliğinin artık bir daha eskisi gibi köle ve kimsesiz yaşayamayacağını herkes bilmek durumundadır. Öyle Kandil'i, Zap'ı, Lice'yi bombalayarak Kürdistan'ı boşaltmak, katliamlarla halkı korkutmak nafile bir çabadır.
Ha bir not daha... Eskiden helikopterler Lice'yi bombalamak için bir birleriyle yarışırdı. Ama son düşürülen TSK helikopterinden sonra helikopter pilotları korkuyor. Bunun için TC savaş uçaklarını kullanmayı tercih ediyor. Ama onunla da sonuç alamayacağını zaman gösterecektir.
Kürtleri öldürerek, tehcir ederek iktidarda kalınır mı!
İttihatçılar Ermeni Soykırımı yaparak sonra kendi varlıklarını sürdüreceklerine inanmışlardı. Milyonlarca Ermeni anavatanlarından sürüldü; bir milyonu aşkın Ermeni katledildi. İttihatçılar sandı ki Osmanlı İmparatorluğu'nu kurtaracaklar. Ama olmadı. Osmanlı çöktü. Parçalandı Kürdistan üzerinde sömürge statükosuna yol açan Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet kurduruldu.