Düşünme, insanın ontolojik yapısından kaynaklanan ve insan olmaya doğru atılan en önemli adımlardan birdir. İnsan bu etkinliği sayesinde kendi ile doğa arasında bir düş dünyası kurmuş ve o düş dünyası sayesinde ruhsal ve düşünsel olarak çıldırmadan ayakta kalabilmiştir.
Tarih boyunca bu etkinliğin ruhuna sadık kalanlar ancak hakikate yürümüşlerdir. Elbette tarih boyunca düşünme ve onun ürünlerinden korkanlar da olmuştur. Bunlar da akli melekelerinden vazgeçenlerdir sanırım. Yani hep başkaları onların yerine düşünmüş ve onların yerine kararlar almıştır. Kendi varlık yapılarına ihanet eden bu tipler her devirde ya krallarının ya da diktatörlerinin mikrofonu olmaktan öteye geçemeyenlerdir.

Nietzsche’nin deyişi ile çağını sorgulamayan, içinde yaşadığı zamanın ruhunu anlamayan bu "sürü insan" tipi sadece "yapmalısın", "etmelisin" gibi değer yargılarını kendilerine buyruk edinmişlerdir. Bu felaket tellalları gittikleri hey yere de sadece kendi lanetlerini taşımışlardır.

Ne yazık ki ülkemizde son dönemlerde bu insan tipi çoğaldı ve sistem tarafından kendilerine sunulan imtiyazlarla iyice palazlandılar. Her yerde aynı nakaratı tekrarlayarak, "Düşünmeyin, itaat edin!" diyorlar. Kendileri gibi düşünmeyenleri de ihanetle, hainlikle suçluyorlar. Kör bıçağa dönüşen bu ruhlar karşılarına geçen her şeyi yakıp yıkıyorlar. O kadar vicdansızlar ki kendilerinden olmayana yaşam hakkı tanımıyorlar.
Böyle bir anlayış karşısında ne yapılmalı?

Elbette öncelikle her ne olursa olsun düşünme etkinliğinden vazgeçmemek ve bu etkinliğin ürünleri olan düşünceleri her yerde haykırmaktır. Her zaman egemen düşüncenin yanında saf tutanların ifade özgürlüğünden söz etmeleri elbette anlamsızdır. Çünkü bunlar ifade özgürlüğünü sadece kendileri için isterler.

Ne yazık ki bu tutum her tarihsel dönemden günümüze böyle olagelmiştir. Kürt coğrafyasında kıyamete kadar zulmü reva gören egemen sistemin mikrofonları unutmamalı ki ifade özgürlüğü yarın öbür gün onlara da lazım olacaktır.
Bugün kamu düzenini gerekirse 12 Eylül sopasıyla düzeltiriz diyen iktidarın yanında saf tutanlar sanmayın o coplar ve postallar kapınıza uğramayacak. Çünkü kontrolsüz şiddet kurbanlarını seçmez önüne kim gelirse alır götürür. O yıllarda da zulüm gördük ama bu günkü zulüm, ölümler, yakıp yıkmalar akıllara zarar!
Bugün atılan "kıyamete kadar zulüm" naraları yüzyıl önce Ermenilere karşı atılan naralarla aynıdır, yani tarih tekerrür ediyor ve "Şark’ı İnsansızlaştırma Planı" bu sefer Kürt halkına karşı uygulanıyor. Ermenilerin yurtlarından sürülmesinden sonra; "Talat Paşa’nın telgraflarındaki "Ermeni meselesi hallolunmuştur. Fuzûlî mezâlimle millet ve hükûmetin lekedâr edilmesine lüzum yoktur" cümlesini çağımızda neo ittihatçılar, Kürtler için söylüyorlar ve kanlı soykırımcı tarihlerine yeni bir soykırım daha eklemek istiyorlar. Ayıptır, günahtır!

Hep şuna inandım soykırım bir "kuşak lanetidir" İttihatçı tefekkür var olduğu sürece de o kuşak laneti bu toprakları terk etmeyecektir. Ama İttihatçı tefekkürün unuttuğu önemli bir şey var; o da Kürdistan ve Batı Ermenistan coğrafyasının 20. Yüzyılın başındaki coğrafya olmamasıdır. Köprülerin altından çok sular geçti ve bu sular bu sefer İttihatçı tefekkürü boğacaktır. 

Dileğimiz, bir an önce yeniden masaya oturup barış kararıyla masadan kalkılması ve bu zulme son verilmesidir. Bu ülke insanı bu kadar travmayı kaldıramaz. Ne yaparsanız yapın artık Kürtleri yurtlarından kovamazsınız.